Yazarı kapattınız, peki yazıyı?
RAHMİ ÖĞDÜL RAHMİ ÖĞDÜL
Yazı, bir yolunu bulup kapatıldığı yerden kaçandır. Doğası gereği hep bir kaçış çizgisine yerleştirir kendini. Bir akarsudur...

İktidar yazıyı sevemedi bir türlü. Yazıya ve yazı yazanlara yaptıklarına baksanıza! Yazarı dört duvar arasına kapatsa da, yazıya erişim yasağı getirse de yazının ele geçmeyen, kapatılamayan bir kudreti var. Mürekkebin akışkan doğası yazıya sinmiş olmalı. Ne kadar kapatmaya ya da anlamını sabitlemeye çalışırsanız çalışın, tüm çabanıza rağmen yazı sizden kaçacak ve alıp başını gidecektir. Yazı, kökenle, başlangıçla, babayla bağını koparmış bir kere, kendi başına hareket edebilir. Söz öyle mi? Babanın ağzından çıkar, babanın ağzına bakar ve hep babasına bağlı kalır.

“Tanrı-kralın yazmaya ihtiyacı yoktur; konuşur, söyler, emreder ve sözü kâfidir” diyor Derrida. Ve yeni bir icat olarak yazı tanrı-krala sunulduğunda tedirgin olmuştur. Platon’un ‘Phaedrus’ diyaloğundaki mite göre, yazıyı icat eden mucit tanrı Teuth, diğer icatlarıyla birlikte tanrı-kralın huzuruna çıkmış ve sıra yazıya gelince, “belleğin de, öğretimin de devası (pharmakon) bulundu” diye icadını sunmuş. Yazı dışarıdan gelmiş ve iktidara icat çıkarmıştır. Ve bu yüzden yazıya temkinli yaklaşır hep, tehlikelerine işaret eder. Yazının başına bela olacağını biliyor çünkü. En çok da yazarları hapsettiklerine göre yazı, tanrı-krallara ilaç değil, zehir etkisi yapıyor olmalı. İktidar yazıdan korkuyor. Tanrı-kral buyurmak istiyor sadece ve ağzından çıkan her buyruğun kanun hükmünde olmasını. Ama yazı, sözün karşısına dikildiğinde iktidarın sözünü tersine çevirip yalancı çıkarabilir. Yazı, sözün zehiridir.

Derrida ‘Platon’un Ezcanesi’nde “farmakon” kavramının hem deva, hem zehir anlamına geldiğinin altını çiziyor (Alfa). Bir deva olarak sunulmasına karşın, tanrı-kral’ın yazıya düşmanca davranması, yazıya geçirilmiş, göstergeye dönüşmüş sözün bağımsızlığını ilan etmesinden, kendi başına hareket etmesindendir. Yazı artık bir baba, bir köken olmadan hareket ettikçe babanın sözünü zehirlemekte ve bir toplumsal bellek aracı olarak kanun hükmündeki sözünü geçersiz kılmaktadır. 19. yüzyılda kriminolog Cesare Lombroso’nun, buldukları her yüzeye yazı yazanları “grafomanlar” olarak patolojikleştirmesinin altında yatan, yine iktidarın yazı korkusudur. Yazı yazmak bir tutku haline geldiğinde tanrı-kralın bedenine bağlı söz, yani logos merkezini yitirir. Ve yazı kentin tüm yüzeylerine, duvarlarına, kıvrımlarına yayıldığında, bir hakikat merkezi olarak kendini dayatan tanrı-kralı yerinden etmiştir. Yazı bir isyandır. Ya da isyan, kentin duvarlarındaki yazılara sinmiştir.

Yazı, bir yolunu bulup kapatıldığı yerden kaçandır. Doğası gereği hep bir kaçış çizgisine yerleştirir kendini. Bir akarsudur çünkü, suyun çizgisi. Yazıdan önce de yazı vardır, doğanın yazısı. Böceklerin, kuşların, hayvanların kumda bıraktıkları kırılgan izler. Rüzgârın ve suyun yeryüzüne kazıdıkları. Jeolojik katmanlar kütüphanesi. Tüm bu yazı öncesi yazılar, kendi üzerlerine kapanmak yerine, hep dışarı açılan, yeryüzünü, evreni her yönde kateden ve şeyleri birbirine bağlayan çizgilerdir. Yazısı olmayan göçebe topluluklar, doğanın içinde doğanın yazılarına tutunarak hayatta kaldılar. Yerleştiklerinde icat ettikleri yazıyı iktidar, anlamını sabitleyerek kapatmaya çalışmıştır. Ama akışkanlık yazının doğasında var. Yazı, bir çizgi olarak dışarıdan gelmiştir ve sürekli dışarı açılacaktır.

Dışarı açılan, uçları açık bırakılan çizgiler vardır, bir de kendi üzerine kapanan çizgiler. Çizginin iki ucunu birleştirin, kısırdöngüyü yaratacaksınız. İktidar çizgiyi büküp kendi üzerine kapattığında mutlak düzenini sürdüreceği bir içerisi yaratacağını sanmıştır. Ama çizgi, duyumsamanın bir kuvvet vektörüne dönüştüğünde, içeri ile dışarı arasındaki ayrımı aşındırır. Lyotard’ın yazıyla ilişkilendirdiği “figüral”, kapalı bir figürü, varlığı değil, açıklığı duyumsama kuvvetidir: “Harf, çizginin kapatılmasıdır; çizgi ise kapatılmış harfin açılması. Harfi açın, imgeyi, olayı, büyüyü bulursunuz. Çizgiyi kapatın, amblemi, sembolü ve harfi bulacaksınız.” Figüral, kapalı olanı açandır. İktidar, durmadan kaçan yazı karşısında çaresiz. Çizgiyi kapatmaya, sembollerle olayın üzerini örtmeye çalışsa da bir düşünce kuvveti olarak yazı çoktan yeryüzüne karışmış ve iktidarı yerinden etmiştir. Yazıyı kapatamazsınız!