Yeraltı dünyasında iktidar savaşı
25.03.2017 09:41 KÜLTÜR SANAT
Bir yanda ali kıran baş kesenler, bir yanda zorbalığa özenen Yedikuleli Mansur. Bitmeyen bir iktidar, bir güç paylaşımı mücadelesi...

PINAR DOĞU

‘Yedikuleli Mansur', Mehmet Berk Yaltırık’ın ilk romanı. Romanın ses getireceği aşikâr. Mehmet Berk Yaltırık ile hem ilk romanı hem fantastik edebiyat üzerine konuştuk.

» İlk romanınız Yedikuleli Mansur fantastik-tarihi türünde. Tarih mezunusuz. Sizi fantastik edebiyata yönelten etkenler neler?
Genelde hakaretamiz bir anlamda kullanılıyor ama bence gerçekten 'kaçış' imkânı tanıması. Nefes alınabilecek bir arka bahçe gibi. Diğer bir etken ise hikâyelerle, söylencelerle iç içe büyümemden kaynaklı. Dedemin, anneannemin, babaannemin dizinin dibinde fazla zaman geçirip, sayısız hikâye dinlemekten. Bir süre sonra hikâyeleri düşlemek, yeni hikâyeler dinlemek, nihayetinde de kendi hikâyelerimi aramak. Bunların yanı sıra tarihi ve kültürel ilham kaynakları açısından hayli bereketli bir coğrafyada yaşamak.

» 'Yedikuleli Mansur' Giovanni Scognamillo’nun 'İstanbul’un Gizemleri' adlı kitabındaki tarihi bir söylentiden yola çıkıyor. Rivayete göre, Kanuni döneminde İstanbul’da kurtadamlar cirit atarmış. Sizin daha önce 'Kanlı Pençe' öykünüze de konu olmuş, sonra genişletip romana, yani Yedikuleli Mansur’a dönüştürmüşsünüz. Nedir bu romanı yazma hevesi uyandıran sizde?
'Kanlı Pençe' devamı olan öykü değildi. Aralık 2011’de hayli aktif olduğum Edirne’deki üniversite tiyatro topluluklarından 'Yaşam Sahnesi’nde tirat çalışmaları yapılıyordu. Kabadayılık hikâyelerinden esinle kurgu bir tirat kaleme aldım, 'Kanlı Pençe'deki Kara Şaban karakterini anlatıyordum güya o dönemden bir kahvecinin ağzından. Tiratta kurgusal biçimde Kanuni döneminin külhanilerinden bahsedilmesi beni birkaç sahneyi hayal etmeye itince bu tirat hikâyeye dönüştü. Sonra bir konserde dinlediğim eski bir İstanbul şarkısı eşliğinde yaşadığım anlık bir hayal görüntüsü bu hikâyenin bende kök salmasına yol açtı. Romanın adı, taslağı, içeriği çokça değişti ama verdiği ilham hep aynı kaldı.

yeralti-dunyasinda-iktidar-savasi-263799-1.

» Romandaki olaylar Sultan Süleyman Han döneminde geçiyor. Aseslerden yola çıkarak Konstantiniyye’nin cümle kabadayılarını, külhanbeylerini, zorbazlarını, kısacası yeraltı dünyasını anlatıyorsunuz. Bir yanda Kara Şaban, Gaddar, Zincir Ağa, Sarı Azeb gibi ali kıran baş kesenler, diğer yanda Kara Şaban’dan el almaya çalışan, zorbazlığa özenen Yedikuleli Mansur. Bir güç paylaşımı mücadelesi. Bu bağlamda, fantastik edebiyatın yansıtmacı romanlardan farklı olarak, hakikatle ilişkisi nedir?
Fantastik edebiyat bize 'yeni ve farklı dünyalar', 'renkliliği kişiye göre değişen gerçeklikler' sunar. Hakikat bu noktada iki şey için gerekir. İlki gerçekçilik bağlamında; hikâye ne kadar fantastik olursa olsun kendi içerisinde bir gerçeklik hissi barındırdığı oranda güçlü kalır. Okuyucuyu inandırmalıdır, dinleyenleri avcuna alabilmelidir. İkincisi fantastik sadece bilinen gerçekliğin alaşağı edilmesi değildir. Gerçeğin farklı bir gözle yorumlanması, yaşantınızda yaşayamayacağınız tesadüflerin bir araya geldiği bir kurgu da fantastik edebiyatın konusu olabilir. Birbirlerinin zıttı gibi görünse de bu iki kavram, birbirini tamamlar. Fantastik unsurlar da tıpkı gerçeklik gibi hikâyeyi renkli ve inanılır kılmak için kullanılan 'yardımcılardır' bir noktada.

» Romanın ilginç konusu olduğu kadar güçlü dili var. Bu açıdan emsallerinden de ayrışıyor. Fantastik edebiyatta bugüne kadar içerik biçemin önündeydi. Bu kaideyi değiştirmişe benziyorsunuz. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?
Tarihsel kurgu yazmayı tercih ettiğimden ve amatör de olsa tiyatroyla haşır neşir olmamdan ötürü dinleyiciyi yahut okuyucuyu öyküye ısındırmak için dönemin birebir ağız ve şive özelliklerini yansıtmasa da, o dönemi hissettirmek, okuyanın-dinleyenin kendisini sanki o dönemde hissetmesini sağlamak için iki unsura sıkça başvururum. Bunlardan biri metne tarihi tabirler, eski kelimeler, deyişler yerleştirmektir. Birebir o dönemi yansıtmaz, zaten o dönemi yansıtsa hikâyeyi her okuyan anlayamaz, paleografya vesikasına dönüşür! Önemli olan okuyucuyu anlatıya ısındırmakta. Diğeri ise diyaloglarda yerel ağız ve aksan farklılıklarını kullanmamdır. Bir Rumelili karakter varsa o bölgenin ağzına göre cümle kurar, saraylı biriyse daha ağdalı cümleler kurar. 500 yıl evvelinin şivesinin gerçekte nasıl olduğunu bilemeyiz ama bir karakter: “More!” diye sesleniyorsa okuyan-dinleyen o karakterin Rumelili olduğunu, hikâyenin öyle bir coğrafyada geçtiğini daha rahat hissediyor. Bunu yaparken hikâyenin anlaşılırlığını da bozmamaya dikkat ediyorum. Neticede yazdıklarımı Divan-ı Hümâyun âzâları değil, günümüzün insanları okuyor.

» Yeni bir roman var mı?
Öykü yazmayı seviyorum, ara vermiyorum. Dergilere, sitelere, e-dergilere öyküler gönderiyorum. Twitter’den öykü zinciri-flood şeklinde anlattığım hikâyeler oluyor. Üç roman projem var. Birini Bahadırhan Dinçaslan’la yazıyoruz, 'Kara Bölük' adı. Fantastik unsurlar pek olmayacak, tamamen tarihi bir roman olacak. Diğer roman projem de ortak yazarlı, korku dozu biraz daha yüksek olacak. Bir de kendi yazdığım bir roman projesi var. Hikâyelerimde işlediğim bir karakterin yaşam öyküsü olacak, korku türünde olacak bu da.