Zamanın yok edemedikleri
18.05.2017 11:22 GÜNCEL
Enis Rıza’nın seçtiği fotoğraflar ile Ercan Kesal’ın diğer kitaplarından da anımsadığımız kendi yaşamından kesitleri kapsayan metinleri, tadına doyulmaz bir eser çıkarmış ortaya

Mehmet Özçataloğlu

Saatler gece yarısına doğru ilerlemekte. Balkona çıkıyorum. Sokağın sessizliğini dinliyorum. Uzak sayılamayacak caddeden tek tük geçen otomobillerin sesi geliyor. Baharın yumuşaklığı var gecenin üzerinde. Gözümün önünden fotoğraf kareleri geçiyor. Kimisi siyah-beyaz kimisi renkli. Fotoğrafları ortaklaştıransa insanların yüzündeki acılı ifade. Her biri Anadolu’nun bir parçası. Kökleri bu topraklarda olan insanlar. Ve bu fotoğrafların tümü bir kitaptan. Ercan Kesal ve Enis Rıza’nın birlikte hazırladıkları ‘Zamanın İzinde’den.

‘Zamanın İzinde’, Ayrıntı Yayınları’nın otuzuncu yılı için hazırlanan bir kitap. Yayınevinin 1000. kitabı. Bundan dolayı da özel bir kitap. Sunuş yazısında kitabın editörü Burhan Sönmez şunları söylüyor: “Zamanın İzinde bir ansiklopedi veya başvuru kitabı değil; düşünceyle yoğrulmuş duygulara hitap ediyor. Bakan göz ile konuşan dil arasındaki uyuma ve gerilime yansıyor. Enis Rıza’nın seçtiği fotoğraflar, toplumsal olan ile bireysel olanın havzasında, sonsuzluğu an ile buluşturuyor. Bu fotoğrafların başına oturup, görünenleri ve asıl olarak görünmeyenleri kendi hayal dünyasında yoğuran Ercan Kesal bir kilim gibi dokuya dokuya ortaya bir tasvir çıkarıyor. Kendi hayatından parçalarla ördüğü bu tasvirde, kişisel olanın aynı zamanda politik olduğu duygusundan hareketle, sıradan bir insanın düşleri ile toplumun düşleri arasında dolanıyor…”

Bu düş yayınevinin düşüyle de özlemiyle de örtüşüyor aslında. Kitaba dair kaleme alınan yazıda şu ifadeler yer alıyor. “Ayrıntı Yayınları otuz yıl önce ‘Şenlikli Toplum’ kitabıyla yayım hayatına başladığından beri bu özleme sahip. Sömürünün olmadığı, insanın doğayı yok etmediği, kimsenin kimseyi ezmediği bir dünya özlemi…”

Gerek kurumsal gerekse de kişisel bakış açısının ortaklaştığı bir noktada ortaya çıkan çalışmanın da okuruna verdiği hazzı varın siz düşünün artık.

‘Zamanın İzinde’ yüz yıllık bir kesiti kapsıyor. 1910 yılından başlayan kareler 2010 yılına kadar uzanıyor. Ve ağırlıklı olarak elde kalan bir avuç keder. Fotoğraflarda acılı insanlarla yüzleşiyoruz. Belki unuttuğumuz belki de anımsamak istemediğimiz bir tarih var kitapta. Ve bugün bile tüm bu yaşananların ardından o insanların gözlerine bakabilmek fotoğraflarda da olsa cesaret gerektiriyor.

Bu kitapta, Kesal’ın metinleri mi fotoğrafları destekliyor yoksa fotoğraflar mı metni besliyor karar veremedim. Daha önce karşılaştığımız fotoğraf kitaplarından farklı bir çalışma. Umberto Eco’nun “Gerçekler etkileyicidir çünkü kurmacadan daha özgündür” sözünden yola çıkarak düşününce, burada gerçek olan fotoğraflardır. Fakat yazarın metinlerine kurgu demeye de dilim varmıyor nedense. Görsel gerçekliklerle, gerçek metinlerin buluşması bir bakıma. Ve ayrılmadan yine Eco’ya kulak verirsek “Gerçek edebiyat her zaman kaybedenlerin hikâyesini anlatır.” O zaman iyi bir edebiyat var bu kitapta, diyebilirim gönül rahatlığı ile.

Kitabı bitirip kapağını kapatınca Tarkovski’nin şu sözü düştü hatırıma. “Dünyada ne kadar fazla kötülük varsa güzellik yaratmak için de o kadar sebebimiz var demektir.”

‘Zamanın İzinde’, geçmişin izlerini önümüze koyarken geleceğe dair düşlerimize de bir yol açmış. Enis Rıza’nın seçtiği fotoğraflarla Ercan Kesal’ın diğer kitaplarından da anımsadığımız kendi yaşamından kesitleri kapsayan metinleri tadına doyulmaz bir eser çıkarmış ortaya.