Türkiye’nin sıcak gündemi arasında üniversite öğrencilerinin ve velilerinin çığlığı çok fazla duyulmuyor. Üniversite öğrencileri, hocaları tarafından susturulmak isteniyor. Üniversite harçlarına zam yapılırken kimse onlara sormuyor. Öğretim üyeleri, üniversite sorunlarını tartıştıkları çalıştay düzenliyor, öğrencilerin kısmetine polis şiddeti düşüyor. Bu nedenle bu hafta sözü üniversite öğrencilerinin örgütlerinden biri olan DİSK üyesi Gençlik Sendikası (Genç-Sen) Merkez Yönetim Kurulu Üyesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuku Fakültesi öğrencisi Emre Öztürk’e bırakıyoruz. Öztürk, Üniversite Çalıştayı’na katılan ve öğrenciler adına konuşma yapan tek kişi.
»Marmara Oteli’nde yapılan 'Türkiye'de Yüksek Öğretimin Sorunları' çalıştayını kim düzenledi?
Özel Üniversiteler Platformu adı altında bir grup akademisyen düzenledi. Kamu üniversitelerinde görevli bazı öğretim üyeleri de katıldı. Çalıştaya, YÖK Başkanı ve Milli eğitim Bakanı konuk olarak davet edilmiş.
»Bakanın katıldığını basından biliyoruz, YÖK Başkanı da katıldı mı toplantıya?
Hayır katılmadı. Toplantıya gelmek için yola çıktığında, toplantıya öğrenciler tarafından tepki gösterildiğini öğrendiğini ve geri döndüğünü duyduk.
»Genç-Sen ve diğer öğrenci örgütleri neden çalıştayı protesto etti?
Üniversiteyle ilgili bir çalıştay düzenlendiğini öğrendiğimizde katılımcılara baktık, öğretim üyeleri ve bazı üniversite çalışanları var ama hiçbir öğrenci yoktu. Tartışılan konu üniversitelerin akademik, idari sorunları. Öğrenciler bu sorunların bir parçası ve en fazla yükünü taşıyan kesim. Biz öğrenci örgütü olarak kurulduk. Öğrencilerin taleplerini, sesini kamuoyuna duyurmak gibi bir misyonumuz ve sorumluluğumuz var. Toplantıyı protestodan ziyade görüşlerimizi ve sorunlarımızı belirtmek ve öğrencilerin dışlandığı bir toplantının eksik olacağını anlatmak, Genç-Sen’in unutulmasına izin vermemek için gittik. Bizim 'Kriz Günlerinde Harç Zammı' adlı bir araştırma dosyamız var, sendikamızın araştırma bürosu hazırladı, onu toplantıya sunmak istedik. Taraf olmaya gittik.
»Ne oldu?
Güvenlik görevlileri içeri almak istemedi. Çevik kuvvet, otelle aramıza girdi. Toplantıyı düzenleyen yetkililerle görüşmek istediğimizi belirtik.
»Kaç öğrenci gittiniz?
Yetmiş öğrenci gittik. Ama toplantıya temsilcilerimiz girecekti. Hepimiz girmek için gitmedik. İçeriye neden girdiğimizi basınla paylaşacaktık. Arkadaşlar dışarıda bizi bekleyeceklerdi.
»Toplantıyı düzenleyenler görüşmeye geldi mi?
İlk önce gelmediler. Önce otelin müdürü geldi. Bize sürekli olay çıkarmaya çalışan gençler muamelesi yapıldı. Bizi kirimilize etmeye çalıştılar. Otel müdürü, bizi içeri sokmak istemedi, otelin önünden ayrılmamızı istedi. Ama olmadı. Daha sonra toplantıyı düzenleyenler adına profesör Eser Karakaş yanımıza geldi. Toplantıya neden katılmak istediğimizi kendisine ilettik. Önce bir kişinin toplantıya katılmasına kabul etti. Ama bizim gibi iki ayrı öğrenci grubunun daha olduğunu söylediğimizde üç öğrencinin içeri girmesini kabul etti.
»Toplantıya neden girmek istediniz?
Üniversitelerin geleceğini tartışmak, öğrencilerin geleceğini tartışmaktır. Bizim katılımcısı olmadığımız bir toplantıda, bizim kaderimiz tartışılıyor ya da belirlenmeye çalışılıyor. Bu kadar kendinden menkul bir üniversite yaşamı olamaz. Üniversitelerde öğrenciler yokmuş gibi kimse davranamaz. Genç-Sen buna artık izin vermeme kararlılığındadır. Cesaretleri varsa, bu derece sorumsuzsalar, bu ülkenin halkının karşısına çıkarlar, “Evet biz bunu öğrencisiz yapıyoruz” derler.
»Öğretim üyelerinin öğrencileri dışlaması, devletin, üniversitelerin kaderinin belirlendiği süreçlerde öğrencileri dışarda tutmasından daha büyük problem değil mi?
Çok büyük ve ciddi bir sorun. Çalıştay, sorunlarımızın büyüklüğünü gösterdi. Bu, bizim yıllardır özerk, demokratik bir üniversite mücadelemizi daha acil bir görev olarak önümüze çıkarıyor. Öğretim üyelerinin bu davranışı, aslında anti demokratik bir üniversite anlayışının öğretim üyelerince ne derece benimsenmiş ve içselleştirilmiş olduğunu gözler önüne serdi. Ne yazık ki, hocalarımız böylesi bir toplantıda öğrencilerin de olması gerektiğini akıllarından bile geçirmiyor. “Öğrenciler de mi olması gerekiyor” gibi şaşkın davranışlar gösteriyorlar. Bu durum aynı zamanda çok üzücü bir durum.
»Katılımcı öğretim üyelerinin çoğu liberal olarak biliniyor. Bu açıdan öğrencileri böylesi bir toplantıdan dışlamaya çalışmak çelişki değil mi?
Elbette büyük bir çelişki ve onların ayıbı. Ama onların düşünce dünyaları için bu normal. Onlar öğrencilere tepeden bakıyor, hiçbir şeye karışmasın istiyorlar. Üniversitelerin demokratikleşmesi, özerkleşmesi konusunda samimi olduklarını düşünmüyoruz.
»Çalıştaya sunduğunuz dosyada ne vardı?
Bu toplantının konusu eğer üniversiteler ise öncelikle harç zammı konusunun masaya yatırılması gerekiyor. Ancak Çalıştay’ın gündeminde bu yok.
»Niye bu konu önemli?
Basında, harç zamlarının bu yıl, yüzde 8 ile yüzde 500 arasında olacağı doğrultusunda haberler çıktı. YÖK yüzde 500 zam olur mu diye basında çıkan haberleri yalanladı ama zammı yalanlamadı. YÖK, zammın üniversite rektörleri tarafından talep edildiğini söylüyor, rektörler “Böyle bir talebimiz” yok diyor. Büyük bir muamma var ve bir açıklama yapılmıyor.
»Genç-Sen, zamlar konusunda ne talep ediyor?
Harçlara zam yapılmamasını istiyoruz. Ekonomik kriz nedeniyle bu yıl öğrencilerden harç alınmamasını istiyoruz. Devlet, bu yıl harçları sübvanse etmelidir. Türkiye, ekonomisi en fazla küçülen üçüncü ülke. İşçilerin maaşlarına yüzde üç zam yapılırken, harçlara en az yüzde sekiz zam yapılmak istenmesi, aklın alacağı bir şey değil. Kriz bahanesiyle on milyon insan işten atıldı. Bu insanların harç parası ödeyecek durumları kesinlikle yok.
»Siz daha sonra çalıştayda yaptığınız konuşmada bunları ifade ettiniz mi?
Çalıştayda bunları anlattım. Ancak baştan itibaren sürekli bize hocalar aman aman bir olay çıkmasın, bir şey yapmayın tarzında yaklaştıkları için de içerde tatsız şeylerle karşılaştık.
»Tatsız ne oldu?
Eser Karakaş ile konuştuktan sonra içeri girdik, söz almak için bekliyorduk. Bir arkadaşımız, konuşmacı sözü bitirdikten sonra ayağa kalktı soru sorarak demokratik hakkını kullanmak istedi. O anda arkadaşın üzerine güvenlikçiler çullandı, ağzını kapatarak, yaka paça dışarı çıkarmak istedi. Biz de buna müdahale ettik. Bir arbede yaşandı. Aslında tipik bir devlet; polis şiddeti uygulandı.
»Arkadaşınız söz alarak mı soru sormak istedi?
Bir anlamda fiili yaptı. Ama bu polisin şiddet uygulamasının bahanesi olamaz. Biz içeri girdikten sonra toplantının katılımcısıyız.
»Sizi gözaltına aldılar mı?
Hayır, içeriye giren üç temsilciyi gözaltına almadılar. Bizi dışarıya çıkarmaya çalıştıklarını gören kapıda bekleyen arkadaşlarımız içeri girmek isteyince, bazıları otele ait bir baraka içine tekme tokat ve cop kullanarak sokuldu. Biz müdahale edince, polis şefleri arkadaşlarımızı bıraktırdı. Burada başka bir durum var.
»Nedir o?
Toplantıya katılan demokrat öğretim üyelerinin çoğu, nasıl oluyor da polis şiddetiyle ve yerlerde sürüklenerek, öğrencilerin gözaltına alınmasına sessiz kalabiliyor veya dizi film izler gibi izleyebiliyorlar bunu anlayabilmemiz çok zor.
»Öğretim üyelerinden hiçbiri ses çıkarmadı mı?
Yanlış anlaşılmasın büyük kısmı sessiz kaldı. Ahmet İnsel ve Burhan Şenatalar, anında tavır koydu. Yetmiş kişi içinden iki kişi çıktı. Daha sonra bazı hocalar, bana olayı onaylamadıklarını söyledi, ama o kadar.
»Eser Karakaş sözünüzde durmadığınız için kınadı?
Bu sözler talihsiz ve bir akademisyene yakışmıyor. Biz, protesto yapmayacağız dedik, ama kimseye konuşmayacağız, soru sormayacağız demedik. Üniversitede bizlere ders verenlerin, önce insan haklarına ve onuruna saygılı olmanın ne anlama geldiğini biliyor olmaları gerekir. Dünyanın hiçbir ülkesinde, hiçbir akademisyenden, böylesine bir polis şiddeti veya muamelesi takdir görmez. Üniversitelerin özgür, demokratik ve bilimsel eğitim yapması isteniyorsa önce, böylesi kaba ve aleni şiddet ve baskıya karşı çıkılması gerekiyor. Dayak yiyen öğrencileri kınamak, polis şiddetini mazur göstermek anlamına geldi.
»Burhan Şenatalar ve Ahmet İnsel’in tavrı öğrenciler üzerinde nasıl etki yarattı?
Bizim için doğal olarak fazlasıyla memnuniyet verici bir durum. Bize cesaret vermiştir. Nasıl düşünüyorlarsa öyle davranmayı bilmişlerdir.
»Siz konuşmanızda, taleplerinizi dillendirdiğinizde katılımcıların tepkisi nasıl oldu?
Sadece dinlediler. O kadar gürültü olduktan sonra bir de tartışma çıkarmak istemediler. Ama zaten bu sorunu onlar da biliyor ama tartışmaya değer bir konu olarak göremedikleri için gündem yapmıyorlar. Bence esas sorun üniversitelerin konuşulduğu bir toplantıda harçlara bu yıl yapılacak zamları, hocaların sorun olarak telaki etmemesidir. Ediyor olsalar bir şey yaparlardı. Biz sokağa çıkarak eylem yapmalarını beklemiyoruz. Akademisyen olarak yapabilecekleri çok şey var. Şu saate kadar bizim bildiğimiz bir sonuç bildirisi çıkmış değil. Açıklama yapılmasını bekliyoruz.
»Taleplerinizi içeren bir sonuç çıkar mı?
Beklemiyoruz. Çalıştaya katılanlar arasında bizi destekleyenler olduğu gibi “tabii ki öğrencilerden harç alınacak” diyenler de var. Hatta böyle düşünenlerin çoğunlukta olduğunu düşündüğümüz için de böyle bir sonuç beklemiyoruz. Büyük bir keyfiyet var.
»Nasıl?
Zam oranı belirlenirken, kural, ilke yok. TÜFE’ye göre mi, enflasyona göre mi zam oranı belirleniyor belli değil. Bunu sorgulamayan bir öğretim üyesinin, demokrat olabileceğini düşünemiyorum. İşçiler maaşlarına zam istediğinde, Başbakan işçilere posta atarak, “İstiyorlarsa sokağa çıksınlar” diyor, ama harçlara yüzde sekiz ile yüzde 500 zam yapılacak haberlerine sessiz kalıyor.
»Hükümet, yüksek zam yaparsa ne yapacaksınız?
Biz bu hafta sonu rektörlüklere yürüyeceğiz. Böylece işin sonuna gelmiş olacağız. Bakanlar Kurulu’nun toplandığı gün gerekirse bütün üniversiteli arkadaşlarımızı Ankara’ya çağıracağız, bu kararı aldırmayacağız. Gençlere rağmen böyle bir karar alınamaz. Buna izin vermeyeceğiz. Hükümet isterse, bir gecede bu sorunu çözer. Sosyal destek kararı alır, iş çözümlenir. Bildiğiniz gibi bir gecede otomobil vergisinde indirim yapıldı. Otomobil fiyatları beş milyar düşürüldü. Üniversite öğrencilerine ve işsiz velilere de bu destek sağlanmalıdır.
»Harçlara karşı mücadelede hoca desteği nedir?
Çalıştay paralelinde düşünenler destek vermez. Hocalarımızın bir kısmı bizimle. Eylemlerde birlikte değiller ama fikren bizimle olduklarını biliyoruz. Genç-Sen de böyle bir şeye bugüne kadar yönelmedi. Eğitim Sen ciddi destek veriyor.
»Eğitim Sen üyesi öğretim üyeleri eylemlerinize katılıyor mu?
Bugüne kadar böyle bir şey olmadı. Ama velilerin büyük desteği var. Bizim temel talebimiz harçlara değil maaşlara zam.
'Bizi yok saymalarına izin vermeyeceğiz'
»Genç-Sen, Ankara’da YÖK Başkanvekiliyle görüşme yaptı. Ne konuştunuz?
Harçlarla ilgili hazırladığımız araştırma dosyamızı sunduk. Harç zamlarıyla ilgili ne düşündüklerini kamuoyuyla paylaşmalarını istedik.
»YÖK, Bakanlar Kurulu'na önerdiği ya da bildirdiği harç zammını gizliyor mu?
Açıklamıyor. Rektörlerden gelen talepleri ilettik diyor. Rektörler de topu YÖK’e atarak durumu idare etmeye çalışıyor. Bize, YÖK Başkanvekili, yüzde beş yüze varan harç zammı önermediklerini söyledi. Ama bu bilgi bütün basında yer aldı. Bütün basın, işbirliği yaparak YÖK’e çamur atmayacağına göre, bu bilgi basına sızdırıldı. Tepki gelince de inkar ettiler. Zaten YÖK, zamların minimum yüzde sekiz olacağını tekzip etmedi, yüzde beş yüz rakamını tekzip etti. Bunun nedeni de gösterdiğimiz tepki oldu.
»Nasıl tepki koydunuz?
Haber çıktıktan sonra, birçok yerde basın açıklaması yaptık. Kısa süre sonra eylemlerimize veliler, demokratik kurumlar, bazı partiler, sendikalar destek verdi. Bunun üzerine YÖK, web sitesinde bu tekzibi yayınladı.
»Görüşmeden nasıl bir sonuç elde ettiniz?
Biz düşüncelerimiz iletmek için görüştük. Önerilerimizi dinlediler.
»Sonuçta ne oldu?
Bir şey olmadı.
»Bu yıl harçlara ilişkin YÖK’ün önerdiği resmi zam oranı nedir?
Basında yer alan dışında bir şey belli değil. YÖK, rektörlerden görüş istiyor, gelen görüşleri değerlendiren YÖK bir oran belirleyerek, Bakanlar Kurulu’na iletiyor. Bakanlar Kurulu da YÖK’ün önerisini de dikkate alarak, zamları açıklıyor. Görüşmede, YÖK Başkanvekili harçlara zam yapılacağını, sistemin böyle olduğunu, üniversitelerin giderlerine öğrencilerin katkı sunması gerektiğini söyledi.
»Rektörler zam oranını belirlerken öğrencilerin görüşünü alıyor mu?
Böyle bir şey söz konusu değil. Öğrenciler onlar için bir özne değil. Genç-Sen bunu göstermek için var. Bunu başaracağız. YÖK de, rektörler de, hükümet de bunu anlayacak. Bizi daha fazla yok saymalarına izin vermeyeceğiz. Aileleri, demokratik kamuoyunu ve bizi destekleyenleri karşılarına dikeceğiz.
»Genç-Sen çalışmalarında yalnız mı?
Bir dizi eylem planı yaptık. Bunları yaşama geçirmek için herkese çağrı yaptık. Demokratik kitle örgütlerine, sendikalara, partilere ve meslek örgütlerine. DİSK, bizim her türlü eylemimize sonuna kadar destek veriyor. En son İstanbul Kadıköy’de yaptığımız yürüyüşe, DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi de katıldı. Taksim'de yaptığımız basın açıklamasına DİSK’liler geldi. Yine benzer biçimde KESK ve birçok kuruluş bizi destekledi.
»Gençlik örgütleriyle eylem birliği, ortak platform düşünmüyor musunuz?
Şimdilik böyle bir birliktelik, platform yok. Sendika olarak önümüzdeki günlerde bununla ilgili bir çalışma yürüteceğiz. Gençlik örgütlerine çağrı yapacağız.
‘Üniversiteler gelecek vadetmiyor’
»Genç-Sen, katsayı uygulamasının kaldırılmasına nasıl bakıyor?
Herkes için eğitimde fırsat eşitliği olmalı ve öğrencilerin önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Bizim en genel görüşümüz budur. Meslek liselerine uygulanan bu katsayılar 28 Şubat sürecinde imam hatip liseleri sebebiyle yaratılan bir haksızlıktır.
»Katsayının kaldırılması üniversiteye girişte eşitlik sorununu çözecek mi?
Katsayının kaldırılması bu işin bir boyutu. Üniversiteye hâlâ sınavla giriliyor oluşu ve meslek liselerinde uygulanan niteliksiz eğitim, sorunun önemli düğüm noktalarını oluşturuyor. Katsayının kaldırılmasına sevinen taraflardan biri de patronlar oldu. Çünkü şimdi üniversite mezunu kalifiye eleman çalıştırarak verimi artıracaklar. Bu niyetlerini geçenlerde basına yaptıkları açıklamalarda izledik.
-Genç-Sen'e göre bu bağlamda üniversitelerin öncelikli sorunu nedir?
Öncelikli sorun, üniversitelerin, öğrencilere ve topluma hiçbir gelecek vaat etmemesidir. Bin bir zahmetle girilen üniversiteler, şu an TÜİK rakamlarındaki işsiz genç oranının önümüzdeki 4 yıl içerisinde görünmemesini sağlamaktan başka bir işe yaramıyor. Yukarıda da bahsettiğim gibi sadece ucuz ve nitelikli eleman olabilmeyi (o da şanslı iseniz) sağlıyor.