LATİN AMERİKA
‘TEK YOL DEVRİM’ AMA NASIL?
13:15 22 Mart 2009
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

CEM ÇOBANLI

Önceki Cuma akşamı, Küba Büyükelçisi Ernesto Gómez Abascal’la birlikte, ÖDP Ankara İl Örgütü’nün İMO’da düzenlediği, ‘Küba Devrimi’nin 50. Yılı’ başlıklı söyleşiye katıldık.
Söyleşi öncesi moderatör arkadaşımız Haydar İlker’le sohbet ederken, Haydar’a Büyükelçimizin bir 50 yıl özeti yapacağı tahminine karşılık ben de Küba ve Latin Amerika devrimlerinin Türkiye’ye nasıl yansıdığını (ya da yansımadığını) anlatmaya çalışırım, diye düşündüğümü söyledim. Tahmin doğru çıktı ama benim payıma düşen bölüm, öngördüğüm gibi olmadı. Zira, zaman kısıtlıydı, Büyükelçimiz başka bir davete gidecekti…
Konuşmanın ilk bölümünde, sözünü ettiğim yansımanın bir bölümü olarak gördüğüm Ön Bahçemiz’in nasıl ortaya çıktığını, Latin Amerika’da olup bitenlerin, ‘imparatorluğun’ küresel sözcüsü haber ajanslarının marifetiyle bizim coğrafyaya nasıl da ‘doğru dürüst’ ulaşamadığını, BirGün’ün bu bağlamda 2 yıldır önemli bir işlevi yerine getirdiğinden söz ettim.
Bir sonraki konuşma sırasında da Türkiye’de Küba ya da Latin Amerika tipi bir devrimin (biraz da abartarak!) “önümüzdeki 50, 100 hatta 1000 yıl içerisinde gerçekleşemeyeceğini” anlatmak istediğimi söyledim. Ne var ki anlatamadım, vakit yetmedi ve başlık havada kaldı.
Büyükelçimiz uzun konuşmasını bitirdikten sonra bir değerli arkadaşımız, benim bu, ayrıntısını açma fırsatı bulamadığım başlığa yönelik, “Bu inançsız ve öznel ifadenin salonda bulunanlara haksızlık” olduğunu dile getirdi…
Oysa yeterli zaman olsaydı çok da uzun konuşmayacaktım. Yalnızca, Büyükelçimizin Ön Bahçemiz’de yayımlanan ‘El Bandirma y el Granma’ (BirGün 7 Aralık 2008) başlıklı yazısını anımsatarak; 1956’da 82 inanmış devrimciyle yola çıkan Granma’dan sağ kalan 12 kişinin Sierra Maestra’larda devrimi başlattığını, böylelikle tam 50 yıldır Küba’da ‘kesintisiz bir devrim’in süregeldiğini; 1919’da ‘devrim’ için yola çıkan ‘Bandırma’nın ise bugün ülkemiz için nasıl bir anlam ifade ettiğini (ya da edemediğini) anlatacaktım.
Sonra, o coğrafyalara özgü, yüzyıllar öncesine uzanan, devlete ve her türlü otoriteye karşı son derece örgütlü yerli isyan geleneğinden, bizde ise 800 yıllık ‘sapasağlam’ ve ‘yoğunlaştırılmış bir beton’ gibi asla içine girilemez bir devlet geleneğine teslimiyetçilikten söz edecektim.
Hatta din mevzusuna bile girerek, bilhassa Latin Amerika’da algılandığı şekliyle İsa’nın 2 bin yıl önceki öğretisinde, bugünkünden neredeyse farksız bir sosyalizm anlayışı olduğundan bahsedecek, bu yüzden o coğrafyalarda din adamlarının Marksist-Leninist gerillayı ve devrime giden yolu nasıl da sınırsız desteklediğini, bu yüzden ortaya çıkan, başlıbaşına devrimci-sosyalist bir din anlayışı olan ‘Kurtuluş Teolojisi’ne değinecektim.
Kendi tarihimizden küçük bir anekdot olarak da, 12 Eylül’ün hemen sonrasında Anadolu’da, devrimcileri saklayan, askere teslim etmeyen Devrimci Yolcu köy imamlarından bile bahsedecektim.
Ama elbette en önemlisi, ‘büyük devrim’e kalkışmadan önce, (belki de uzun bir kişisel ‘hazırlık süreci’ni gerekli kılan) ‘küçük devrim’den, yani kendisini ‘devrimci’ diye tanımlayan herkesin bizatihi kendi içinde yapması gereken (Che’nin, Fidel’in, Camilo’nun başardığı gibi) ‘içsel devrim’in zorunluluğunu dile getirmeye çalışacaktım.
Ve nihayet, ‘Bandırma’nın karaya varışının üzerinden tam tamına 90 yıl geçmişken; iç devrimlerini çoktan tamamlamış da büyük devrimi gerçekleştirmenin eşiğine gelmiş, Denizlerin, Mahirlerin, İboların, Veysellerin saç teli bile olmayı hak etmeyen ve onların devrimci yoluna ihanetten başka bir vazifesi olmayan, bu coğrafyanın bugünkü çoğunluk ‘devrimci’sinden ya da Marx’ın deyişiyle “tutucu sosyalistler”den söz edecektim.
Türkiye sosyalist devriminin şanlı yolunu açan, “her biri cihan parçası” Denizlerin Mahirlerin İboların bize bıraktığı en değerli devrimci mirası, “tek yol devrim” şiarını bugün okulda, sokakta, meydanda her türlü faşizme karşı haykırırken (özellikle de alt geçitlerde) iyi bir ses çıktığını, ancak bu sesin, en azından Küba’daki gibi 50 yıllık bir ‘kesintisiz devrim’ sürecini başlatmaya ne yazık ki gücünün yetmeyeceğini naçizane anlatmaya çalışacaktım.
Olmadı! Kısmet, bir daha sefere!.. Yani hem konuşma hem devrim, yani belki...


Bu Haber 2119 Kez Görüntülendi
22 MART 2009 HABER LİSTESİ
LATİN AMERİKA / MART 2009 ARŞİV
LATİN AMERİKA / 2009 ARŞİV