İzmir ili, Bergama ilçesi’nin 18 km kuzeydoğusunda Bergama-İvrindi karayolu üzerinde yer alan Allianoi, barındırdığı sıcak su kaynağı nedeniyle ilk defa Helenistik Dönem’de temelleri atılmış bir sağlık merkezi. Yerleşmede gerçekleştirilen kazı çalışmaları sırasında Erken Tunç Çağı’ndan Bizans Dönemi’ne kadar çeşitlilik gösteren on bir bin taşınabilir esere ulaşılmıştır.
Bünyesinde barındırdığı şifalı sıcak su nedeniyle kurulan Allianoi, şimdilerde yüzyıllar sonra tekrar neye hizmet edeceği pek tartışmalı olan sulama amaçlı Yortanlı Barajı’nın suları atında bırakılmak isteniyor.
BARAJ KARARININ HİKÂYESİ
Barajın yapımı 1970’lerde D.S.İ. tarafında planlanıyor, Bakırçay-Kınık Ovası’nın tamamının artezyen suyu ile sulanmasına karşın, burada yapımı düşünülen baraja 1993’te başlanılıyor. Barajın yapımının sürdüğü sıralarda, Bergama Müzesi’nden baraj havzasında bir araştırma yapılması isteniyor. O zamanki müze görevlileri, baraj gövdesinin yakınlarında birtakım sondajlar yapıyorlar. Çalışmalar sırasında mezarlara rastlanıyor. Helenistik, Roma ve Bizans Dönemi’ne tarihlenen eserler bulunuyor. Buna rağmen müze yetkilileri tarafından bir rapor yazılıp, barajın yapımını engelleyici bir durumun olmadığı öne sürülüyor.
Çalışmalar sürdürülürken, 1998’de Bergama’ya Müze Müdürü olarak atanan Dr. Ahmet Yaraş, baraj bölgesinde yer alan Roma Köprüsü ve ılıcanın çevresinde küçük çaplı bir kazı yapmaya başlıyor. Burada bilimsel bir kazının sürdürülebilmesi için gerekli olan tüm unsurlar Ahmet Yaraş tarafından bir araya getiriliyor. İlerleyen kazı çalışmalarının ortaya koyduğu tablo nedeniyle Dr. Yaraş tarafından kazının barajla yarışı da başlamış oluyor. Yerleşmeye Arkeologlar, Sanat Tarihçileri, Mimarlar, Jeologlar, Antropologlar, Nümizmatlar, Restoratörler, Topograflar, Fotoğrafçılar ve çok sayıda işçiden oluşan kadro toparlanıyor. Kazı esnasında yapılan tasnif ve elde edilen buluntular adım adım ve titizlikle ayrıştırılıyor, buluntuların her türüne göre uzmanlaşmış bilim insanları da her yıl kazıya davet ediliyor.
KAZI ALANI
İlk kazma İlya Çayı’nın ikiye böldüğü ılıcanın güney, bölgesine vuruluyor. Daha ilk günlerde toprağın altına saklanmış eserler gün ışığına kavuşuyor.
Anadolu’da örneğine az rastlanan bir Roma çeşmesi yavaş yavaş nefes almaya başlıyor. Toprak dinlendikçe, tarih de soluklanıyor, gün ışığı bütün sıcaklığıyla 1800 yıllık bir geçmişin gömüldüğü karanlığı ısıtıyor. Kazı çalışmaları sürdürülürken Asklepios ve kadın başı gibi bazı heykeltıraşlık eserleri de bulunuyor.
Kazı ilerledikçe, geçiş yapısı, caddeler, sokaklar, tuvaletler, seramik ve cam fırınları, şarap imalathanesi, soğukluk, ılıklık, dinlenme odaları, mozaikler, alttan ısıtmalı odalar (saunanın ilk örneklerinden), heykeller ve daha birçok eser, ortaya çıktıkça, kazı yerinin seçiminin ne kadar doğru olduğu da kanıtlanmış oluyor.
Güney Ilıca kazılmaya devam edildikçe, buranın bir sağlık yurdu olduğu, bulunan mimari ve diğer eserlerin de yardımıyla daha da doğrulanıyor.
Bu sıralarda Alman Epigraf Prof. Helmut Müller yaptığı araştırmada, tarihçi yazarlardan P. Aelus Aristides’in Hieroi Logoi adlı eserinde adı gecen Allianoi’un burası olduğunu söylüyor. Böylece 2001’den itibaren Paşa Ilıcası artık tüm bilimsel literatürde Allianoi olarak anılmaya başlıyor.
Kazılar genişledikçe, buluntular çeşitleniyor, mimari genişliyor, köprüler, tonozlu yapılar, şapeller derken; Güney ılıcada öğlenleri gölgesinde oturup dinlenilen incir ya da yöre adı ile yemiş ağacının altının kazılmasına sıra geliyor.
Üzerindeki meyveleri toplandıktan sonra uzun süre kesilmemesi için direnilse de sonunda içimiz sızlayarak incir ağacın kesimi yapılıyor.
Yavaş yavaş kazılmaya başlanan alanda bir hafta sonra toprağın altında boylu boyunca uzanan devrik sütunlar, yattıkları yerden uyandırılıyor. Sütunların devrilme yönüne, insitu haldeki duvarlar ve daha birçok veriden yola çıkılarak burasının olası bir depremde yıkılmış olabileceği ihtimali önem kazanıyor.
Arkeoloji her an size çeşitli sürprizler yapabilir. Aynısı bizim için de ziyadesiyle geçerliydi. Kaç sene altında oturup dilendiğimiz yemiş ağacının altından, köklerin uzayıp, dolandığı andezit ve mermerlerin ihtişamıyla bize de bu sürpriz çıkmıştı. Yemiş ağaçları üzerlerine alınmasın lakin adeta ocağımıza incir ağacı dikilmişti. Bu onun resmiydi. İncirin kökleri birçok duvarı patlatmıştı. Arkeologlar tarafından pek sevilmez durumlar olsa da, doğanın gerçeğiydi ve kökleri toprağın altında bulunan her türlü ağaç, yeraltındaki esere zarar veriyordu. Burada da öyle olmuştu işte. Olsundu. Bunlar da arkeolojinin mücadeleci bilim olması için gerekli renklerdi.
Sütunların restorasyonu yapılıp ayağa kaldırıldıkça görkemli yapı da adım adım gün ışığına kavuşuyordu.
Zaman su gibi akıyordu baraj ile olan yarışımız devam ediyordu, koca kepçeye, kocaman kocaman kamyonlara karşı elimizde fırçalar, dişçi aletleri, incecik, zarif gözyaşı şişelerini, kandilleri, seramik bibloları temizliyor; heykelleri, sütunları, kocaman duvarları, gün yüzüne çıkarmak için kendi çapımızda devleşmeye çalışıyorduk.
Böylece kuzey Ilıca’da da çalışmalar başlamıştı. Eski İvrindi-Bergama yolunun altındaki toprağı kazmaya başlayınca daha 50 cm derinliğe inmeden dar bir çukurla karşılaşıldı. Hemen kazının en zayıf elemanı buradan içeri sarkıtılarak içerisi iğne ile kazılmaya başlandı.
Olası bir sel sonucu burası kumlu, yumuşak bir tür toprakla dolmuştu. Toprak boşaltıldıktan sonra 7 m’lik muhteşem bir tonozla karşılaşıldı. Derken 1999 için kazı mevsimi kapanmış, çalışmalar burada noktalanmıştı.
2000’de kuzey ılıcada tonozun yanı başı kazılmaya başlanarak işe koyulundu. Çalışmalar ilerledikçe alan genişliyor, yolun altında bulunan toprak yavaş yavaş boşaltılıyordu. Derken asfalt kırılınca büyük bir çöp çukuru ile karşılaşıldı. Çukur çöpten temizlendikçe mekânın taşları yavaş yavaş ortaya çıkıyordu. Böylece ortaya çıkarılan bu mekânın tepesinden içine girilebilecek bir yıkıntıyla karşılaşılmış, mekanın kubbesinden içeri girilebilmişti. Bir iki mermer kaplama bulununca, burasının da alanın önemli mekânlardan biri olduğu anlaşılmıştı.
NYMPHE’NİN BULUNUŞU
Açma sorumlusu Arkeolog Daniş Baykan ve birlikte çalıştığı stajyer öğrenciler (çekirgeler: yeni gelen arkeoloji öğrencisine verilen ad), yazın 40 derece sıcaklığına umursamadan heyecanla çalışmalarına devam ediyorlardı. Har zamanki gibi öğle yemeğinden sonra koşarcasına açmalarına gitmeleri normaldi; ancak normal olmayan bu kez karşılaşacakları şeyin nasıl büyük bir sürpriz olduğuydu. Hızla açma’ya döndüklerinde sanki bir şeyler hissetmişlerdi, ellerinde dişçi aletleri ve incecik fırçalarıyla çalışırken, sıcaklığı hissetmiyorlardı. Birden onun ile göz göze gelmişlerde; heyecanla kazmaya devam ettiler. (Kazı için yeni bir sayfa açtıklarının farkında olmadan.) Kazı ilerledikçe görüldü ki; kazının yıldızı, Allianoi’nin sembolü Nymphe heykeli, 1800 yıl önce konulduğu yerde dimdik ayakta durmuş, kaşiflerini bekliyordu. Mağrur ve zarifti. Bu, tarif edilemez bir keyifti...
(*)Arkeolog Fotoğrafçı
Kazının ünü Nymphe’sinin bulunmasından sonra daha da artmış, yurt dışına taşmıştı. Kazı yeri her gün ziyaretçi akınına uğruyordu. Allianoi artık dünya mirası olmuştu.
Bizim, 1.5 m boyundaki Nymphe kızımızın efsanesi çevre köylerde, “o deli sıcağın altında çalışan mezarcılar 3 m. boyunda heykel bulmuşlar” olarak yayılmıştı.
Köylüler, kamyonlarla kazıyı ziyaret etmeye başlamış, ‘her gün üstünden geçtiğimiz asfaltın altında neler varmış’ diyip şaşkınlıklarını gizleyemez olmuşlardı.
Akşamları toplanıp günün yorumları yapılıyor herkes düşündüklerini açıklıyordu. Neden sonra elde edilen buluntu ve belgelerin ışığında yöre halkını aydınlatmak için köy köy dolaşılmasına karar verildi.
Bir taraftan da dünyada sayılı olan sağlık yurtlarına bir yenisini eklemenin verdiği gururla, kazı ekibi hızla akan zamanla yarışına devam ediyor, Allianoi’de ise yeniden sıcak su ile tedavi (hidroterapi) yapılsın diye her türlü olanak ve çaba ortaya konuyordu.
Zira Bergama’da yapılan gladyatör dövüşlerinde yaralanan gladyatörlerin tedavisini, o dönemin en ünlü Bergamalı cerrah Galenos (İ.S. 129-216) tarafından yapılmış olmalıydı. Ama buluntulara rağmen hekimin hastalarını yerleşmenin neresinde tedavi ettiğini belirten her hangi bir mekân henüz ortaya çıkarılamamıştı.
Yaz bitmek üzereydi, köprü ile Nymphe’nin çıktığı yerin arasında kalan kısmı kazan arkeolog Bülent Türkmen açmada metal buluntular olduğunu haber veriyordu. Restarotör Ceren Büyükbarda Baykan ile birlikte açmaya gittiğimizde açmada dağınık halde çok sayıda metal alet bulunuyordu. Allianoi’de 400 yakın cerrahi alet bulunması ve etraftaki mezarlarda birçok erkek iskeletlerinde ve kemiklerde mevcut kesik izlerine rastlanması ve Sporcu hediyelerinin bulunması da buranın ünü Roma’ya kadar yayılan cerrah Galenos’un askeri hastanesi olma olasılığını iyice artırıyordu. Oysa dünyanın bugüne kadar en sağlam ılıcası olarak belgelenecek olan Allianoi’nin henüz çok az bir kısmı kazılmıştı.
BARAJ YAPILMASINI ONAYLAYAN RAPORUN HAZIRLANIŞI
Bütün belge ve bilgilere rağmen barajın yapılmasına olanak sağlayan bilirkişi raporları ise ne yazık ki; altında arkeologların imzasını taşıyordu. Gerek koruma kurullarında gerekse uzman raporlarında imzasına rastlanan meslektaşlarımızın hangi dayanaklarla ve bilimsel sonuçlarla bu kararları verdiği ise hala şaşkınlık verici derecede düşündürücüdür.
Oysa çok iyi bilinmektedir ki; bu kadar önemli buluntulara ev sahipliği yapmasına karşın önemsiz olduğunu söyleyen ve bu doğrultuda rapor hazırlayıp, azami 4O-50 yıl ömürlü bir barajın sularına gömülmesine hazırladıkları raporlarla olanak veren meslektaşlarımız, birgün mutlaka tarih önünde kültür düşmanı olarak yargılanacaklardır.
Zaten bu sulama barajıyla Bakırçay Ovası yakınlarında yapılan altın arıtma işi için gerekli olan suyun sağlanmasının hedeflendiği anlaşılmaktadır. Yani amaç sulamadan çok altın arıtma işleminde kullanılacak su rezervinin elde edilmesi olarak ortaya çıkmış durumdadır.
Her geçen kazı döneminden sonra önemi bir kat daha artan Allianoi’de 2007 kazı sezonu sonunda sürdürülen kazılara D.S.İ. tarafından tek taraflı olarak son verilmiştir. Bununla birlikte yerleşim terini keşfederek ortaya çıkaran kazının bilim heyeti başkanı Yard. Doç. Dr. Ahmet Yaraş’ın alana girmesi izne bağlanmıştır. Üstelik hakkında fazla kazı yaptığı gerekçesiyle bir de soruşturma açılmıştır.
KAZI BİLİM HEYETİNİN TALEBİ
Bizler, Allianoi’un gün ışığına çıkartan arkeologlar ve diğer ilişkili mesleklerden insanlar olarak baraja karşıyız. Çünkü bir proje yapılmadan önce yerinin iyi araştırılması gerektiğinin gelişmiş insan ve devlet olmanın bilimsellikle kurduğu önemli ilişkilerden biri olduğunun farkındayız. Bu farkındalığa bir de Anadolu gibi bir tarihi coğrafyada yaşamanın mecburiyetini eklemek elzemdir. Zira her coğrafyanın bir tarihi vardır elbette, oysa Anadolu tarihin kendisidir. Bunu bağırmanın gereği yok. Zira bu toprağın tarihi sadece üzerinde yaşayanların değil, geçmiş uygarlıkların da tarihidir. Hatta bütün insanlığın tarihidir.
Artık biliyoruz ki; baraj ihalesinden sonra tavşana kaç tazıya tut demenin bir anlamı yok. Bu tür kararlar verilmeden önce barajların yapılması düşünülen bölgelerde mesleğine saygılı kişilerce CED raporları hazırlanmalı, daha sonra karar verilmelidir. Böyle yapılmadıkça ne yazık ki daha çok antik kentler su altında kalacaktır.
Devlet, “ben devletim; yanlış düşünmem, yanılış yapmam” gibi garip ve bilimle sürdürülen bir inatlaşmadan vazgeçmek durumundadır. Meseleye “yanlışın neresinden dönerseniz kardır” atasözündeki gibi yaklaşılması yararlı olacaktır.
Zira dünya da artık baraj yapımından vazgeçmektedir. Zira tarımsal amaçla yapılmış barajlarda, yazın baraj gövdesinde buharlaşan su nedeniyle, baraj suyunda tuz oranının arttığı ve bu su ile tarlasını sulayan çiftçinin toprağını su ile birlikte fazlasıyla tuzlamış olduğu bilimsel bir bilgidir. Böylece toprağın yapısı bozulmakta ve bu yöntemle yapılmış tarımsal işlemden verim alınamamaktadır. Böylece her işlem yılından sonra toprak 3 yıl bekletilmek zorunda kalınmakta ve dolayısıyla verim düşmüş olmaktadır. Onun için özellikle İsrail ve Avrupa ülkeleri yer altı barajları ve yer altı su kaynaklarını güçlendirmeye çalmaktadırlar.
Meslektaşlarımızın yaptığı başka bir örnek hata ise Bakü-Ceyhan boru hattında bizzat tarafımdan gözlemlenmiştir.
Shell, yaptığı görüşmelerle hattı araştırmak üzere Ankara’dan bir üniversiteyle anlaşıyor ve üniversite de bir heyeti görevlendiriyor, heyet tarafından boru hattı için bir hat tespit ediliyor ve buralarda bir şey yoktur diye kısa bir rapor hazırlanıp Shell’e iletiliyor. Shell, bu rapora güvenmeyip yeni bir araştırma için ODTÜ’den Prof. Dr. Numan Tuna’yı görevlendiriyor. Prof. Tuna da yeniden yapılacak araştırma için başka bir ekip oluşturuyor. Ben de bu ekipte görev alanlardan biriyim. Çalışma sırasında gördük ki hat kimi yerde höyük içinden kimi yerde ise yerleşim yerinin çok yakınından geçiyor. Oysa önceki raporda yapılacak hatta uygunluk raporunun kısa sürede verildiği yukarıda belirtilmişti. Bu da gösteriyor ki kendi yurdumuzun insanı ve meslektaşlarımız kültürümüze maalesef sahip çıkmıyor. Bunun en yakın örneği Hasankeyf’te yapılması düşünülen baraj sürecinde görülmüştür. Bölgede yapılmak istenen baraja sağlanması taahhüt edilen uluslararası maddi destek, yoğun uluslararası baskı nedeniyle geri çekilmiş; ama yurdum insanı bu projenin yürüyebilmesi için hiçbir duyarlılık göstermeden gözü kapalı devreye girebilmiştir. Bu minvalde çeşitli bankalar -ki bunlar; Garanti bankası ve Akbank’tır- sponsorluk yapmak için devreye girmiştir. Bu örneklere Karadeniz ve Munzur barajlarını da eklemek, trajedinin, tarih ve doğa tahribatın hangi boyutlara ulaştığı kolaylıkla anlaşılacaktır.
Yurdumuzun sivili, devleti, kültürlüsü, kültürsüzü, yoksulu, zengini, zayıfı, şişmanı, bir kültür ve doğa tahribatı yarışı içinde. Bundan biran önce vazgeçmek zorundayız yoksa torunlarımıza aktaracak hiç bir şeyimiz kalmayacak.
1 - Allianoi Batidan Genel görünümü ve baraj
2 - 7m uzunluğundaki tonoz
3 - 1800 yıllık Nymphe ile gözgöze geliş
4 - Allianoi’daki yerini terk eden Nymphe
5 - Yerinde durur halde bulunan Nymphe
6 - Dagılmıs halde bulunan cerrah aletleri
7 - Güney Ilıca İnsula
8 - Nymphe 1800 yıl sonra nefes almaya çalışıyor
Mehmet Güngör (*)