Onu pek çok önemli filmlerin altında imzasıyla gördük; Yazı-Tura, Muhsin Bey, Eşkıya, Hayatımın Kadınısın… ve daha niceleri. Yavuz Turgul ve Şener Şen filmleriyle de tanıdığımız Uğur Yücel’i hepimiz çok sevdik. O da hem aktör hem de yönetmen olarak kendini bize fazlasıyla sevdirdi. Ve tabii yıllar geçti, sinemaya biraz sert girmişti Uğur Yücel, Yazı Tura sanıyorum bunun en iyi örneği. Ağır, sessiz ama bir o kadar da öfkeli. Bir yanıyla da Yücel’in öfkesi; hayata, sisteme ve adaletsizliğe öfke. Pek çok filmlerinde olduğu gibi.
Yıllar geçtikçe Uğur Yücel’de de bir yorgunluk olmuş belli ki. Biraz daha yalnız kalma niyetinde olsa da hayat onu yalnız bırakmayacağa benziyor. Son günlerde, son filmi Ejder Kapanı konuşuluyor. Hem rol aldığı hem de yönettiği ve senaryosu Kubilay Tat’a ait olan Ejder Kapanı, bir yanıyla da aksiyon filmi. Gerilim ve polisiye. Bu kez Uğur Yücel’i sinemada farklı bir tatta izliyoruz. Film vesilesiyle bir araya geldiğimiz Uğur Yücel, duyduk ki pek yakında da Fatih Akın’ın filmlerinde rol alacak. Tüm bu yorgunluğunu, yeni projelerini, hayata bakışını konuştuk. Bu hafta BirGün Pazar’a, Uğur Yücel’in, “Bazı prensiplerimi yumruğumu sıkarak ezip geçtim” dediği o derin sessiz hali yansıdı… Canım Ailem dizisinin Samim’inden çok daha başka bir Uğur Yücel karşımdaydı, kurduğu her cümle kısa ve kendindendi. “Ben otuzlar bittiğinde kendi koltuğuma çekilip mütavazı evlerde büyük işler çıkarma hevesindeydim. Hayata ve kendi hatalarıma yenildim.” Tıpkı bu cümlede olduğu gibi…
»Hemen sıkça sorulan soruyla başlayalım, Ejder Kapanı’nın senaryosu Kubilay Tat’a ait. Senaryosunu yazmadığınız bir filmi yönetmek nasıl? Dezavantajı oldu mu?
Senaryoyu kendi diline, kendi ruhuna tercüme etmek zor oluyor. Bir daha yapmam böyle bir şey. Azap.
»Ejder Kapanı bir hayli aksiyonlu bir film. Bir yanıyla da adaleti sorguluyor. ‘Neyin adaleti’ dediniz mi hiç?
Film nasıl okunuyor, pek yazılanları görmedim. Ben dediğimi dedim filmde.
»Türkiye’de çok fazla aksiyon filmi çekilmiyor. Neden Ejder Kapanı?
Çekilmeye başlansın artık diyeceğim, öyle kapı çerçeve de kırmıyor bu filmler. Aslında bu film bir aksiyon filmi de değil. Polisiye-macera. İçinde aksiyon da var.
»Biraz geriye doğru gittiğimizde hayata karşı öfkenizi filmlerinizde görüyorduk. Şimdi de bir öfke var elbette. Ama Ejder Kapanı’na sizi getiren öfke neydi?
Öfkeyle gelmedim bu filme. Sinema yapmak istedim. Bazen filmin türü ne dediğinden daha öne çıkar.
»Bu soruyu bir de yıllar önceki öfkenizi sorarak da genişletmek isterim. Mesela Yazı-Tura. Bana göre bir öfkenin filmi, bu hayata, bu adaletsizliğe karşı. Ne dersiniz?
Elbette. Karanlık güçlere öfkedir. Anti-faşişt, anti-militarist bir filmdir.
»Mesela çocukluğunuzda en büyük öfkeniz neydi? Ve bu öfke büyüdükçe neye evrildi?
Bazı arkadaşlarımın fakir olmasıydı. Neredeyse bütün ortaokul çağındaki arkadaşlarımla beraber hayatın adaletsizliğini sorguladık. Devrimci oldum sonra. Hâlâ evrensel vicdanım yanıbaşımda.
»Hayatımızda hep bir şeyler değişiyor, dünya değişiyor, sistemin işleyişi de. Biz sosyal içerikli filmlerle tanıdık, hayatımıza öyle dokundunuz. Şimdi biraz elinizi eteğinizi çekmiş gibi gördüm sizi? Ya da bu geçici bir yorgunluk mu? Adı ne bunun?
Ben otuzlar bittiğinde kendi koltuğuma çekilip mütavazı evlerde büyük işler çıkarma hevesindeydim. Hayata ve kendi hatalarıma yenildim. Kendi istediğini söyleme konforu elimden kaydı. Biraz hayatla alacak verecek hesabımız var. Yakında hayat benden yana olacak.
‘İKTİDAR, BÜYÜK RESMİ
KABULLENECEK’
»Sizce hayata dokunarak film yapmanın bedeli nedir?
İnsanı mutlu kılar. Ama ben ne diyeceğimi düşünmem önceden. Yazdığımdan bir anlam belirir. Slogancı söylemle yazmaya oturmam. Örnek Yazı-Tura, bir Güneydoğu sendromu filmi yapayım; savaş karşıtı olsun diye yazılmamıştır. İçinde biriken acı dökülürken evrensel bir söyleme dönüşebilir.
»Yavuz Turgul ve Şener Şen’le birlikte Muhsin Bey ve Eşkıya filmlerinde yer aldınız. Bu tarz filmlerden uzaklaşıyor olmanın eksiliği nedir? Değişen dünya mı?
Anlam, yapısal bütünlük ve derinlik, yerini hoplamaca, uydurmaca, kaydırmaca işlere bıraktı. Skeç hızında her şey. Garip, abartılı bir oyunculuk dönemi başladı. Manasızlık üzerine iş üretebilmek çok zor. Basiti bulmak çok zordur derdi Haldun Taner.
»Tabii yukarıdaki soruyu soruyorum ama bir yandan da Türk sinemasının atakta olduğunu düşünüyorum. En azından 12 Eylül filmleri çekilip 68 kuşağını dizilerde izliyoruz. Bana biraz umut veriyor ama bir yanıyla da bedel ödemiş insanlar üzerinden kapitalizm rant sağlıyor diye düşünmeden edemiyorum. Siz ne dersiniz?
Acı dönemleri ve olayları konu edinenlerin çoğunu samimi buluyorum. Ama samimiyet yetmiyor. Feci ve görmeye tahammül edilmeyecek işler çıkıyor genellikle. Ben o filmlerden birini seyrederken kültablası fırlattım dev televizyona ve patlamadı televizyon. Garabet böyledir, karşında sapasağlam durur.
»Türkiye’de garip bir huy var sanıyorum: Biz önce ‘öteki’ diyerek dışlıyoruz sonra o ‘ötekler’in filmlerini yapıyoruz. Mesela şimdi Çingene dizisi var. Evet, Sulukule yok ama dizisi hazır. Alevileri yıllardır ötekileştirdiler, ‘kızılbaş’ dediler, popüler kültür içinde yer verdiler. Nedir bu tezatlık? Neresi yalan bu hayatın?
Bu ülkede artık büyük resim konuşulmalı. Gündelik itiş kakışla ömür tükeniyor. Bu ülkenin, ırkçı ve sadece sünni Türklerin ülkesi olmasına karar vermiş terakkiperverler. Bunu da büyük ölçüde gerçekleştirdiler. Sonraki ruh beraberleri de davayı üstlenip aynı yoldan yürüdü. İşte ne Rum kaldı ne Ermeni. Ama Kürtler ve Aleviler hâlâ burada ve olmaya da devam edecekler. Artık bu büyük resmi kabul edecek iktidarlar. Onlarla beraber yaşamayı öğrenecekler. Onlara eşit muamele edecek, haklarını verecekler. Bundan sonra hiçbir güç aksini yapamaz.
»Türkiye’de muhalefet yok mu?
Kime muhalefet? Aleviler CHP’li. Ben geldim gidiyorum böyle kaotik bir dönem görmedim. Solcular faşişt, faşistler işçi direnişinin yanında, islamcılar demokrasi diyor, sosyal demokratlar Ergenekon.
»Uzun zamandır açılımlardan söz ediliyor. Takip ettiniz mi?
Etmez miyim? Açılım diyalektiktir. Önüne geçilemez.
»“Bazen ilkeler de yenilir” diyorsunuz. Nedir sizin yenildiğiniz ilkeleriniz?
Bunu belki de en son söyleyecek insanlardan biriyim. Ama dediğimi hatırlıyorum. Dediğim koyu bir ilke değildir, prensip demek istemişimdir. Ben çocuk yaşımdan beri aynı ruhtayım. Hayatın adaletinden ve eşitliğinden yanayım. Kendimi hiç satmadım ruhumda. Bazı prensiplerimi yumruğumu sıkarak ezdim geçtim. Onlar da bende kalsın.
»İlkeler dedik ama kapitalizme bağlarsak; kapitalizme boyun mu eğiyoruz, bir noktadan sonra?
Kapitalizm doygunluğunu tüketmeden sınıfsız topluma geçilemez. İnsanlık kölelikten geliyor. Sınıfsız eşitliğe varacaktır. İnsanlığa google-map’ten bile bakınca hâlâ ilkeldir, cahildir...
»Popüler kültürden çok fazla şikayet eder olduk ama popüler kültür kodları kullanarak bu sistemin çarklarından biri olmamak mümkün mü sizce?
Mümkün. Başka sistemin çarkı olursun. Kendine eziyet etmeyecek, vicdani rahatlığı bulabileceğin yer en iyi sistemdir.
‘AKTÖRLÜĞÜ CİDDİYE ALSAYDIM KEŞKE’
»Sinema, tiyatro, dizi ve reklam oyunculuğu; senaristlik, yönetmenlik, stand-up’çılık, yapımcılık, müzisyenlik... Pek yorucu bir hayat değil mi?
Yorucu. Bitkinim. Kaçıp gidecek halim bile yok.
»Fatih Akın’nın filmlerinde de rol aldınız. New York, I Love You, Soul Kitchen gibi… Bu bir araya gelişi özetleyebilir misiniz?
Duvara Karşı için İstanbul’a gelmişti Fatih. Bana rol teklif etti. Oynayamadım. Ondan sonra arkadaş olduk. Çok benzer özelliklerimiz var. Birlikte yeni işlere hazırlanıyoruz.
»Aktörlük ve yönetmenlik vazgeçilmezleriniz mi?
Yönetmenlik istediğim bir şeydi hep. Şunu söylüyorum ama biraz daha ciddiye alsaymışım aktörlüğü.
»Bir öykü kitabından söz ediyorsunuz, bunu da soralım. Öykü denilince artık tamam dedim, Uğur Yücel kendine çekilmeye karar vermiş… Öyle mi?
Hayalim öykü yazıp film çekmek. Öykü yazmak çok coşku veriyor insana. Sadece kendime özgü filmler yapmak içinse biraz zamana ihtiyacım var...
Ejder Kapanı
UĞur Yücel’in yönettiği ve Kenan İmirzalıoğlu, Nejat İşler, Berrak Tüzünataç, Ceyda Düvenci ile birlikte rol aldığı film, seri cinayetler işleyen bir katilin hikâyesi üzerinden adalet sistemini sorguluyor. Güneydoğu`da askerliğini yapan Er Ensar`ın (Nejat İşler) 12 yaşındaki kız kardeşine bir sübyancı tecavüz eder. Kız da hastanede kendini asar. Ensar, asker dönüşü bu gerçekle yüz yüze gelince çıldırır. Sonra da İstanbul’da bir bir sübyancılar öldürülmeye başlanır. Soruşturmayı cinayet masasından iki usta dedektif, Abbas (Uğur Yücel) ile Akrep Celal (Kenan İmirzalıoğlu) ve stajyer polis memuresi Ezo (Berrak Tüzünataç) yürütmektedir.
GÜLŞEN İŞERİ
gulseniseri@gmail.com