TOPLUMSAL ARAŞTIRMALAR VE SANAT ŞEBEKESİ ÖZNELERİ MİNÖR İLİŞKİSELLİK BİÇİMLERİNİ ANLATIYOR:
Tesmeralsekdiz'le Türkiye'deki güncel mevzularla da ilintili tematiklerden hareket ederek yeni fikirler üretmeye çalışıyoruz, tesmeralsekdiz belirleyici bir tanımlamadan, iddiadan uzak. Sayıların hazırlanma süreçlerinde yeni insanlarla bir araya geliyoruz. Çağdaş Fransız düşüncesinden çeviriler daha gecikmeli gerçekleşebiliyor, Deleuze'ün Türkiye'de çevrilmeye başlanmasının, yayın faaliyetlerine bakınca 1990'da başlayıp 2000'lerde hız kazandığını görüyoruz. Çevrilmemiş yayınların da tez zamanda çevrilmesini arzu ediyoruz biz de
GÖKHAN GENÇAY
Yeni karşılaşmalar ve kesişmeler üzerinden kendini vareden bir jelsejenin peşinde "tesmeralsekdiz." Ankara'da kendi yakıyla kavrulan bir işleyişle Eren Barış ve Emre Ko-yuncu'dan mürekkep "Toplumsal Araştırmalar ve Sanat Şebekesi"nin yayıma hazırladığı bir dergi biçiminde cisimleşiyor. "tesmeralsekdiz",yaşadığımız topraklarda sıkça rastlanmayan alternatif radikal bir jelseji kanalın içinde oyuklar, ağlar, yapıp bozuşlar örgütleyerek ilerliyor. Deleuzeyen düşünce mirasının minör kulvarlarında yol alan kolektif bir üretim/yaratım hattı bu.
Toplumsal Araştırmalar ve Sanat Şebeke-si'yle dergi serüvenlerini, oluş motivasyonlarını ve Deleuze'ün -muktedir reel aktörlerce yeterince kıymeti bilinmeyen-jelsefesinin güncel olanaklarını içeren bir söyleşi gerçekleştirdik.
» "tesmeralsekdiz" hangi motivasyonla var edildi? "Toplumsal Araştırmalar ve Sanat Şebekesi", kendisini nasıl tanımlıyor, işlevini hangi çerçeveye göre çiziyor? Bu şebekenin dergi yayını dışında faaliyetleri mevcut mu?
tesmeralsekdiz'in motivasyonu "karşılaşma"larla var edildi desek yeri olur. 2005 yılında güncel sanat çalışmaları üzerinden ilerleyen bir bülten olarak başladık. Bu bülteni fotokopiyle çoğaltıp birkaç ilde dağıtımını sağlamıştık. İkinci sayı için çalışmaya başladığımızda dağıtım ve çoğaltım olanaklarının daha müsait olması sebebiyle bir ya-yıneviyle çalışmaya başladık. Dergiyi daha düzenli bir yayına dönüştürme fikri de bu aşamada ortaya çıktı. Altı aylık bir periyot öngörüyoruz şimdilik. Son sayıda herhangi bir yayınevi desteğimiz olmadı. Çoğaltım ve dağıtımını, arkadaşlarımızın desteğiyle kendimiz yapıyoruz. Ankara, İstanbul, İzmir, Eskişehir, Kayseri, Çanakkale'de birçok kitabevinde mevcut, dağıtım olanaklarımızı da geliştirmeye çalışıyoruz. Dergiye ulaşılabilecek kitabevlerinin listesini de <tes-meralsekdiz.blogspot.com> adresinden güncelliyoruz.
tesmeralsekdiz'le Türkiye'deki güncel mevzularla da ilintili tematiklerden hareket ederek yeni fikirler üretmeye çalışıyoruz, tesmeralsekdiz belirleyici bir tanımlamadan, iddiadan uzak. Sayıların hazırlanma süreçlerinde yeni insanlarla bir araya geliyoruz. Bu yeni karşılaşmalar, birliktelikler bizim için çok önemli, tesmeralsekdiz'in bu tip karşılaştırmaları ve üretimleri buluşturan bir yer olması için çalışıyoruz. Bu derginin Türkiye'deki güncel akademik ve politik üretim ortamında, bir külliyattan ziyade, sorular ve fikirler üreten bir yayın olmasının peşindeyiz. Mesela, ilk sayımızda sokak sanatıydı konulardan biri. Bu anlamda Ra-fet Arslan, Türkiye'de sokak sanatıyla ilgilenen birçok kişi ve kolektifle söyleşide bulundu. Sokak sanatçıları gibi sokaktan gelip geçenlerin de söyleyecekleri oldu. Oldukça kalabalık katılımlı bir dosyayla bir yandan başka çalışmaların da önünün açıldığını düşünüyoruz.
»Derginin içerik koordinatlarında Deleuze ve Guattari'nin felsefesinin belirleyici bir ağırlığı görülüyor. Yaşadığımız topraklarda gerek çeviri eksikliği, gerekse de ortodoks düşünme alışkanlıklarının baskınlığı sonucu Deleuze, salt sanat ve estetik üzerine ürettiği sözleriyle dolaşıma giriyor, bir nevi iktidar için 'zararsızlaştırılıyor.' Sizin Deleuze'ün felsefî kavramlarına ve eleştirel güzergâhına yönelik kurduğunuz bağların niteliğinden bahsedebilir misiniz?
Aslında Deleuze'ün resim, sinema, edebiyat hakkında söyledikleri de önemli bir mikropolitikaya işaret ediyor. Rizomatik düşüncenin açtığı yollar ve kapıları fark etsek de çoğu zaman kapattığı yolları gözden kaçırabiliyoruz. Bu düşüncenin politik önemi de burada yatıyor. Bu çalışmaları birer sanat kritiği veya edebiyat eleştirisi şeklinde okuyunca bu politiklik gözardı ediliyor. Bu çalışmaların anlamlarıyla değil, işlevleriyle, nasıl bir yaşam olasılığına işaret ettikleriyle değerlendirilmesi çok önemli. Örneğin, Deleuze'ün Francis Bacon çalışmasında yüz ve kafa, coğrafya ve manzara, et ve kemik üzerinden Kantçı anlamda bir algılayan öznenin eleştirisi yer alıyor. Ya da Guattari'yle kaleme aldıkları Kafka'da metaforun nasıl işlemez hale geldiğini gösterirken politik bir oluş felsefesinin yollarını arıyorlar. Esasında resim, edebiyat, sinema üzerine düşünceleri kendilerine kapanan sorunlar değil, birbiriyle beklenmedik kesişim ve kopuşları olan rezonatif bir sorgulamaya işaret ediyor ki böylece, temel varsayımları ırk, milliyet, sınıf, cinsiyet gibi insan kategorisi içerisinde kalan bir mücadele prratiği yerine renkler, çizgiler, kuvvetler, akışlar ile yeni bir ilişkisellik peşinde olmak şeklinde vuku bulan bir oluş minörpolitikası mümkün oluyor. Hayvan-oluş, bitki-oluş, kadın-oluş, moleküler-oluş, farkedilmez-oluş estetik alana dair olduğu kadar fiziksel bir teması da var. Çünkü aslında onların da söylediği gibi minör olandan başka devrimci bir politika da mümkün değil. Örneğin, son sayıda Deleuze'ün okunma coğrafyasında çok bilinmeyen bir kavramı olan "arkadan yaklaşmak" (Zafer Aracagök'ün dergide yayımladığımız makalesi bize yol açtı) deyimi hem eleştiri pratiği hem de cinsellik mevzusu üzerine kafa açıcı bir soru soruyor.
Deleuzeyen felsefeyle ilişkimizin bir kenet oluşturmaya yönelik olmadığını da belirtmemiz gerekir. 'Yas'ı sadakat mefhumu üzerinden ele aldığımız bu sayı da bu miraslarla kurulacak sadakatsiz ilişkinin önemine değindik. Bu yüzden Deleuze ve Guattari'nin bı-raktıklanyla da böyle bir ilişkimiz var. Çağdaş Fransız düşüncesinden çeviriler daha gecikmeli gerçekleşebiliyor, Deleuze'ün Türkiye'de çevrilmeye başlanmasının yayın faaliyetlerine bakınca 1990'da başlayıp 2000'lerde hız kazandığını görüyoruz. Çevrilmemiş yayınların da tez zamanda çevirilmesini arzu ediyoruz biz de. Bu anlamda elimizden gelen her şeyi yapmaya da hazırız.
»Deleuze'ün olumlu bir misyon biçtiği arzu kavramı ve arzulama hali, modern kapitalist yaşamın işleyişinde azami tüketime endeksli bir hedonizme kurban gidiyor mu sizce? Veya arzunun devrimci olanakları nasıl somut politikaya eklemlenebilir?
Deleuze ve Guattari'de arzu kavramının önemi tam da onun üretimsel bir şey olmasından ileri geliyor. Kendi deyimleriyle bir tiyatro değil bir fabrikadır arzu. Arzunun baskılanması, kontrol altına alınması, arzuyu bir eksiklik üzerinden kuran psi-kanalitik teorizasyonlar bu anlamda kapitalist süreçlerle bir ortaklaşalığa giriyor. Üretimsel olan arzu bedeni baskılayan semiolojik sistemleri altüst eden bir şey öngörüyor dolayısıyla bu üretim asla bir tüketim döngüsüyle kapsanacak bir durum oluşturmuyor. Burada vurgulanması gereken şey, Deleuze ve Guattari'nin arzu kavrayışlarının klasik bir özne-nesne karşıtlığı ve bir aşkınsal öznellik varsaymadığıdır.
Bu noktada bu kavramın radikalliği için ikinci sayımızda da yer alan Guattari söyleşisine göz atmak faydalı olabilir. Cinsellik meselesinde, meseleyi cinsel özgürleşme değil de arzunun özgürleşmesi olarak görmek tam da arzunun hegemonik bir kontrolle yeniden kodlanmasına karşı bir tepkiye vurgu yapıyor. Hayatı kapitalist-bürokratik mengenelerden kurtarmak böyle bir asemiyotik hareketi zorunlu kılıyor. Kapitalizme kendi anlamlarını kodlayan bir semiyoloji, bir jeoloji diye bakarsak arzunun yersiz-yurtsuzlaştırılmasının önemi daha belirgin bir hal alır. Burada arzu üretimi, kapitalizmin üretimine koşut, fakat onu kısa devreye uğratan bir hareket. Bu semiyotik ve psi-kanalitik beden ve özne tasavvurunu özgürlükçülüğün problemlerinden biri haline getirmek somut politika açısından önemli bir adım olabilir.
Bugün devrimci arzu/özne, etik ve sivil bir iç muhasebeye açık olmalıdır. "Korkulardan" ve "eve dönmek"ten uzak bir düşünce ve yaşama tarzı, bugünün muhalif hareketi için yine somut bir politikadır. Özellikle görelilik üzerinden yürüyen, ortodoks Marksist kuramlar dışında kalan okumalar postmodernist/neoliberal hizmetkârlıklar olarak değerlendiriliyor. Minör politikalar üzerinden cinselliğin, kimlik politikalarının sorgulanması sınıftan kaçış olarak algılanıyor. Arzu politikası hep başka sorunların sonrasında ele alınması gereken, sırası sonra gelecek bir konu gibi görülüyor. Bundan vazgeçmek gerektiğini düşünüyoruz öncelikle. Biz meselenin kapitalizm diyerek geçiştirilebileceğine inanmıyoruz. Daha çok kapitalist ilişki ağlarını yalnız iktisadi bakımından değil, sosyal-kültürel alanlardaki yatırımlarıyla da didik didik etmenin anlamlı olduğuna inanıyoruz. Yine Deleuze'ün azınlık ve çoğunluk kavramlarının birbiriyle olan ilişkisini sorgulamak, Türkiye'de egemen resmi ideolojiyle mücadele içinde olanlar açısından önemli bir açılım sağlayacaktır.
»"Toplumsal Araştırmalar ve Sanat Şebekesi", sanata ve araştırmaya nasıl anlamlar yüklüyor? Büyük 'S' ile sanatın ılımlı konformizmine karşı panzehiriniz nedir?
Aslına bakarsanız, bu sanat konformizmine ve bu büyük S'ye güzel bir yanıtı Burak Delier, bizim Sokak Sanatı üzerine yaptığımız dosyada ve onunla Birgün'de yapılmış bir söyleşisinde vermişti. Sanatın kendisinin kutsallaştırılması, biricikleşti-rilmesi bizim açımızdan pek parlak görülmüyor. Bütün bu ayrımları oluşturmak göründüğünden daha meşakkatli olabiliyor; terapatik bir yaklaşımla başka birçok semptomu gözden kaçırabiliriz. Bu semptomlar zehir ve panzehirin de öncesinde varolan süreçlere ilişkin bir inceleme. Bu anlamda kapitalizm, faşizm, homo-fobi, fallosantrizm deyip bunları mümkün kılan süreçleri gözden kaçırırsak yeni mücadelemizi nasıl bir dikkatle oluşturacağız? Guattari'nin çılgın sorusunu hatırlamalı burada: "Herkes Faşist Olmak İstiyor!" Zehir ve panzehiri kararlaştırmak, tek bir reçete sunmak yerine, mücadele olanaklarını çoğaltan bir yolda, şarampoldeyiz. Bu noktada mesele bir büyük 'S'nin yerine büyüyen bir küçük 's' koymaktansa gitgide küçülen ve çoğalan s'ler önermekle ilgili. Düğümleri gevşetip çözerken çok incelikli bir makrame söz konusu olmalı. Kaçış çizgileri yaratmak kadar bu çizgilerden kaçış olanakları da yaratmak gerekir. Deleuze, Fouca-ult'dan girdiği odayı değiştiren bir atmosferik bir olay, meterolojik bir vaka olarak bahseder bir söyleşisinde. Biz de çalışmalarımızda ve araştırmalarımızda böyle bir 'hava muhalefeti' peşindeyiz , yeni iklimler..
»Yaşadığımız coğrafyada yayın dünyasında minör direniş ve yaratıcılık için uygun kanallar var mı? Kendinizi yakın addettiğiniz dergiler hangileri? Alternatif yayıncılığın rizomatik yayılımı hangi esaslar üzerinden var edilebilir sizce?
Minör direniş kanalları her zaman var ve yaratılmalı. İlginç olacak belki ama Sevim Burak metinleri böyle bir mücadeleye işaret ediyor ya da belirip kaybolan bir çok nefis fanzin. Bu işin içerisine girdikçe yayınevi, dağıtımcı, kitabevi dolaşımının kendine kapanan döngüsünü daha yakından far-ketme şansı bulduk. Çalışmalarımız arttıkça bir araya gelme biçim ve olanaklarımızı da çeşitlendiriyoruz ki bu çok önemli. Bu anlamda Türkiye'deki yayın ortamında bizim yararlandığımız, izlediğimiz, dayanışma içerinde hissettiğimiz birçok yayın var. Siyahi, art-ist, Express, Amargi Kaos GL dergilerini özellikle izliyoruz, doxa dergisiyle bu sayıda sıcak bir paslaşmamız oldu, web'den yayım yapan rhizomes.net de uğrak bir sayfa bizim için. Diğer yayınları da izlemiyor değiliz. Örneğin, genelkurmayın akademisyenlerle ortaklaşa hazırladığı yayın kurulunda bir topçu binbaşının da olduğu Stratejik Araştırmalar Dergisi'ni de ilgiyle izliyoruz.
Bağımsız bir dergi olmanın iki zor yanı var: Birincisi maddi zorluklar (baskı), ikincisi dağıtım ağı. Herhangi bir dağıtım şirketiyle anlaşma yapmamız maddi olarak olanaksız. Derginin başka şehirlere ulaşması konusunda yardıma açığız.
»"tesmeralsekdiz" gelecek sayılarında hangi dosyaları açacak, konu seçiminizi yaparken önem verdiğiniz kıstaslar neler?
Konularımızın bizim için bir duvar oluşturmaya başlamamasına özellikle dikkat ediyoruz. Bu anlamda konularımızın kavramsal çeperlerinde gezinmek önemli bizim için. Sokak sanatı için bu böyleydi, arkadan yaklaşmak için de. Hazırladığımız dosyalarla biz de bazı konulara daha çok eğilme, enine boyuna irdeleme şansına sahip oluyoruz. Bu yüzden dosyalarımızın hiçbirini kapatmıyoruz da aslında, hep açıklar ve daha da açılıyor.
Daha çok, uzun sürelerde dosyalar hazırlamaya çalışıyoruz. Hem içerik olarak daha hoş ve sıkı dosyalar hazırlamak hem de popüler zihin dünyasından arınabilmek için uzun ekip çalışmalarına gereksinimimiz var. Genel olarak okuyucuya sunduğumuz iki dosyamız belirlendi şimdiden. Derginin yeni sayısında açıklamalı bir metinle okuyuculara biri 'medya çalışmaları', diğeri 'felsefi bir hüsran okuması' üzerinden giden iki dosya için çağrı yaptık. Bu dosyalar hazırlanmaya başlandı ama, bitiş tarihleri kesin değil. Şu anda, "V_Fe-Kat" feminist kadın topluluğu ve bu adla bir fan-zinde yayımlayan bir grup arkadaşımız, feminizmler ve özelinde arzu politikalarına Deleuze ve Spinoza üzerinden dem vuran bir dosya hazırlıyor. Biz dosya editörlüğü bağlamında bizle paslaşabi-leceğine inandığımız, katkı sunmak isteyen herkese açığız. Altan alta sessizce yürüttüğümüz dosyalar dışında, okuyucuların katılımına da açık, farklı dosyalar hazırlıyoruz.