SÖYLEŞİLER
VENEZUELA BAŞKONSOLOSU JOSE G. B. REYES: AVRUPA SOLU ‘LİGHT’ HALE GELDİ; BİZ SOLUN DEĞERLERİNİ SAVUNDUK
16:17 08 Kasım 2009
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Belki devrimle bir yeryüzü cenneti yaratamayız ama en azından kapitalizmin vahşiliği sonucu dünyanın
ve insanlığın tamamen çöküşünü engelleme olanağı
bulacağız
OZAN ÖZLEM

Latin Amerika’nın sola umut veren ülkesinde devrim sürüyor. Son olarak Hilton Oteli’nin kamulaştırılmasıyla gündeme gelen Chávez’in Bolivarcı hareketi dünyanın ilgisini çekmeye devam ediyor. Venezuela’nın İstanbul Başkonsolosu Jose G. Bracho Reyes, BirGün okurlarına Venezuela’daki süreci ve Türkiye’ye dair görüşlerini anlattı.

»ALBA’nın (Latin Amerika için Bolivarcı Alternatif) devlet başkanları toplantısı başarıyla sona erdi. ALBA’nın Venezuela’nın önemli uluslar arası girişimlerinden biri olduğunu biliyoruz. Bancosur, Telesur gibi projelerin varlığından da haberdarız. Bu projeleri gerçekleştiren Venezuela’nın dış politikasından genel hatlarıyla bahsedebilir misiniz?
Bolivarcı dış politika ya da yeni, devrimci diplomasinin her şeyden önce bir halk diplomasi olarak biçimlenmesini arzu ediyoruz.Biz geleneksel devletler arası diplomasiden ziyade bu sürecin halklar arasında işletilmesinden yanayız. Çünkü Komutan Chávez’in dediği gibi, Biz zamanımızı zirveler arasında mekik dokumakla geçirirken, halklar uçurumların dibinde yuvarlanıyor.” Biz her şeyden önce halkların streotiplere ihtiyaç duymaksızın birbirini tanımasının aracısı olmak bunun yolunu açmak durumundayız çünkü dinamik ve demokratik bir ilişki ancak böyle kurulabilir. Bolivarcı diplomasinin ana ilkesi ise, insan haklarının aktif savunusundan başka bir şey değildir. Bu ilkenin izdüşümü örneğin söz konusu diplomasinin kilit önemdeki şahsiyeti sayabileceğimiz Chávez’in siyonist İsrail hükümet ve ordusunun Gazze halkına giriştiği katliama karşı aldığı tavırda görülebilir.
Bir diğer ana ilke ise, eski ABD başkanı Bush’un da temsilcisi olduğu tek kutuplu dünyanın sona erdirilmesi ve çok kutuplu bir dünyanın yaratılması olarak ortaya konabilir. Biz, her halkın kendi iradesiyle kendi geleceğini belirleme tasarrufu olmalıdır. Bunlara ek olarak, Venezuela’nın uluslararası ilişkilerinin Batı Avrupa ve ABD dışında kalan ülkelerle kurulacak ilişkilerle çeşitlendirilmesi de amaçlarımızdan biridir. Bugün Venezuela önceki hükümetlerin pasif tavrından sıyrılmış ve uluslararası arenada aktif bir rol üstlenmiş durumdadır. Bu doğrultuda Venezuela’nın İstanbul’da Latin Amerika için bir ilki gerçekleştirip bir başkonsolosluk açması önemlidir.

»Başkonsolosluğunuzun gerçekleştirmek istediği şeyler neler?
Bugün Venezuela Türkiye’nin dışında birçok Asya ve Afrika ülkesinde elçilikler açmaktadır. Bizim temel amacımız her şeyden önce çok önemli gördüğümüz kültürel alanda gerçek bir tanışmanın sağlanabilmesidir. Artık bizim kafamızdaki Türk imajı bize büyük medya şirketleri aracılığıyla taşındığı gibi olmamalıdır. Maskeler düşmeli ve gerçeklikle tanışılmalıdır. Türk insanı da bizi “şer ekseninin” bir parçası olarak görmemeli; bizim hümanist projemizi anlamalı ve bunun kendi geleceğini belirleme hakkıyla ilişkisini görmelidir.

»Son zamanlarda Latin Amerika halkları ve hükümetleri açısından açık bir sol eğilimden bahsetmek mümkün. Elbette, ABD’nin bundan ciddi bir rahatsızlık duyması da söz konusu. Aynı zamanda, ABD’nin kıtaya karşı çoğu kez yozlaşmış elitlerin desteklenmesi, paramilitarizm, askeri darbeler gibi bir araç çeşitliğiyle karakterize olan uzunca bir müdahalecilik geleneği olduğu biliniyor. Genel olarak ABD’yle sürecin nasıl gittiğinden bahsedebilir misiniz?
“El Libertador” (Kurtarıcı) Simon Bolivar bu ülke hakkında ta 19. yüzyılda, “ABD Latin Amerika ülkelerini özgür olmak adına sefalete sürüklemekle görevlendirilmiş gibidir” demiştir. Biliyorsun ki, Latin Amerika’da Amerika Devlet Departmanının başımıza kuklalar musallat etmesinin acısını çok çektik. Uzunca bir süredir uykudaydık biz ama Neruda’nın da dediği gibi “Amerika’nın halkları artık uyanmaktadır.” Bugün biz çok önemli bir projeyi gerçekleştirmek için adımlar atıyoruz. Araçlarımız çok çeşitli olsa da en önemli amacımız “Büyük Latin Amerika Ülkesi”ni yaratmak. Artık biliyoruz ki, Latin Amerika ve Karayipler için birlik, bir seçenekten ziyade bir zorunluluk haline gelmiştir.Bunun için Unasur, ALBA hatta Mercosur gibi projelerden faydalanmaya çalışıyoruz.  Örneğin Paraguay ve Brezilya sağından çok tepki alsak da Mercosur’un parçası olmaya gayret ediyoruz. Bu birliğe girerek onu hümanist bir araca dönüştürmek istiyoruz.

»O halde ALBA ve Mercosur gibi projeler belirli bir hatta buluşturulup onlara büyük Latin Amerika ülkesinin oluşturulmasına yönelik işlevler yüklenebilir?
Elbette. Ama diğer yandan bunların hepsi farklı araçlar ve onlardan amaçlarını çok fazla aşan beklentilere giremeyiz. Jose Marti zamanında  “Hiçbir halk bu kadar kısa zamanda bu kadar şey başarmamıştır” diyordu. Biz kendi sürecimize baktığımızda on yıldan kısa bir zamanda birçok şey gerçekleştirdik ve yavaş yavaş ilerlemeye devam ediyoruz. Biz tek başımıza, atomize biçimde hiç bir şey yapamayız. Ne yapacaksak birlikte yapmalıyız. ABD de isterse bunu duysun...

»Bırakalım duysun…
Evet duysun. Biz ABD’nin düşmanı değiliz. Bizim ABD halkıyla kardeşlik ilişkimiz var. Biliyorsunuz ki, New York, Chicago, New Orleans’ta Bolivarcı hükümet sübvanse edilmiş ucuz yakıt projesi yürütüyor. Yani bir Üçüncü Dünya ülkesi, ABD’nin sayısı 40 milyona ulaşan yoksullarının bir kısmı biraz daha iyi yaşasın diye bir yardım projesi gerçekleştiriyor. Örneğin bundan sokaktaki Türk vatandaşının haberdar olması gerekiyor. Şimdi “misyon”larımızın (sosyal projeler) uluslararası hale getirme planlarımız var. Eğitim, sağlık misyonu gibi. Örneğin Kübalı kardeşlerimizin yardımıyla 2005 yılında ülkemizdeki okuryazarlık oranını yüzde yüze çıkarmayı başardık. Biliyorduk ki, bunu tek başıma yapabilmemiz imkânsız olacaktı. Bolivya konusunda bizim durumumuz gibi örneğin. Biz şans eseri, Tanrı veya doğa tarafından petrol sahibi olmuş durumdayız. Biz bunun yalnızca bizim için verilmiş olduğuna inanmıyoruz. Bize göre diğer insanlarla ortak çalışmak ve kaynaklarımızı birleştirmek gerekli. Yani bizim çocukların karnını doyurmak veya insanları okur-yazar kılmak için ortak kaynaklarımızı nasıl seferber edebiliriz gibi dertlerimiz var.

»Bu tarz bir anlayış da sanırım sınıfsallığı temel alan bir enternasyonalizmin işareti olarak okunabilir?
Biz de sonuçta aziz değiliz. Eğer büyük güçlerle karşılıklı masaya oturup müzakere yürüteceksek, o masaya darmadağın oturamayız. Böyle olursa biz o masada bir hiç oluruz. Ama aslında biz bir şeyiz. Bir takım küçükleriz ama birleşebiliriz. İşte o zaman da rüzgârın yönü bizden yana değişir.

»Bugün dışarıdan bile olsa Chávez hükümetinin 21. yüzyılın sosyalizmi için kararlı biçimde ilerlediği görülebiliyor. Biraz bu 21. yüzyılın sosyalizminden bahsedebilir miyiz?
Bu sosyalizm eskisinin aynısı. Biz yeni bir şey icat etmiyoruz. Biz sadece insani değerlerin ve sol tarihin kazanımlarının ve önermelerinin savunusu içindeyiz. Bunların hepsinden bir şeyler alıyoruz ve ayrıca olumsuz deneylerden de bir takım sonuçlar çıkartıyoruz. Biliyorsunuz ki, birtakım ilerici deneyler yolundan çıkarak Che’nin de vaktiyle eleştirdiği biçimde yeni tiranlık biçimlerine dönüşebildi.
Biz anti-emperyalistiz ve bu bağlamda emperyalistin kim olduğu önemsiz. Belirtmeliyim ki, bu 21. yüzyılın sosyalizmi denen şey aynı zamanda Latin Amerika halklarının bilgeliğine de dayanıyor. Örneğin atalarımızın sahip olduğu değişim sistemi. “Pazar” bir ilişkilenme biçimi olarak düşünüldüğünde, bunun eşitler arası bir değişim sistemi olduğu görülebilir ve bu bizim için önemli ve faydalanılabilir bir şeydir. Yani sende tuz ve bende muz varsa bunları ihtiyacımız oranında değiştirebilme olanağımız var.
Bu ilkel gibi görünen şey aslında adil bir ticaret biçiminden başka bir şey değil. Komşumuzda tuz varsa ama bizde olan doktor, öğretmen onda bulunmuyorsa bunlardan ikimizde karşılıklı biçimde yararlanabiliriz. Örneğin Küba gibi… Bu ülke hakkında çok önem atfettiğim bir konu var ve bunun farkına daha çok gençken vardım. Küba her zaman küçük ama yarattığı etki açısından dev bir ülkeydi. Kübalı sporcularının uluslararası müsabakalarda aldıkları başarıları görüyorduk ve Venezuelalı olarak onları kendi başarımız sayıyorduk. İşte tam da o dönemde bizim içimizde sömürge döneminde kök salan aşağılık kompleksi Küba sayesinde yıkılmaya başladı. Sonra, Afrika kökenli, Latin Amerikalı veya Amerika yerlisi dediğimiz zaman kendimize bir güven gelmeye başladı ve bu güveni bize Fidel verdi. Fidel ve Küba halkı…

»Türkiye solunda Sovyetler’in yıkılması sonrasında liberalizme veya milliyetçiliğe kayan birçok akım oldu. Benzer şeyler orada da yaşandı mı örneğin? ABD ve muhalefetle ne türden sürtüşmeler oldu?
Benzer şeyler hâlâ yaşanıyor. Örneğin bireysel sürecimden bir örnek verebilirim. 2004 yılında resmen görev aldığımda Avrupa’da eğitim gören genç öğrenciler olarak çalışma yürütmeye başladık. Döndüğümüzde ise, orada bulunmadan pek net biçimde anlaşılamayacak birçok sorun ve çelişkiyle karşılaştık, bizi orada yapılıp bitmiş bir devrim karşılamamıştı. Ancak biz muhalefet meselsine çok fazla kafamızı yormadık.
Latin Amerika sağı aslında oldukça koftur. Az çok Avrupa sağının 17. yüzyıldaki hali gibidir. Elbette ki, önemli bir düşman olarak karşımızda emperyalizm durmakta. Sağ ve faşizm bizim için tektir ama biz çoğuluz ve karşımıza ne zorluk çıksa da ilerlemek zorundayız. Benim açımdan Latin Amerika dünya için yeni bir soluktur. Çünkü, Avrupa solu gittikçe “light” hale gelip devrim bayrağını bıraktığında, Latin Amerika ortodoks Marksizm-Leninizm’e dayanmayan yeni projelerle ortaya çıktı.
Biz savunulması gerekeni savunup ama aynı zamanda farklı ekonomik ve tarihsel kökenlerimize dayanan ilişki formlarını ihmal etmeyen bir anlayışa sahibiz. Bu yüzden bir Pablo Milanes şarkısında dediği gibi “bütün gözler üzerimizde.” Biz bir şeyler başardıkça insanlar, gençler “evet henüz her şey kaybedilmedi” diye düşünüyor.


*
‘Biz hümanist bir projenin parçasıyız’
»Türkiye insanına vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
Daha önce de belirttiğim gibi biz her şeyden önce Türkiye insanı ve hükümetine hümanist bir projenin peşinde olan etten kemikten insanlar olduğumuzu göstermek için buradayız. Büyük medya şirketlerinin iddialarının aksine, şer ekseninin bir parçası değil toplumların kendi geleceğinin belirleme hakkının savunucusu olan insanlarız. Türkiye insanını tanımak, demokratik bir karşılıklı alışverişe girmek istiyoruz.
Demokratik amaçlar doğrultusunda hep beraber çalışmak istiyoruz. Çünkü “farklı bir dünya” bizce gerçekten mümkün. Belki devrimle bir yeryüzü cenneti yaratamayacağız ama en azından kapitalizmin vahşiliği sonucu dünyanın ve insanlığın tamamen çöküşünü engelleme imkânı bulacağız.


Bu İçerik 606 Kez Görüntülendi
KASIM 2009 SÖYLEŞİLER
SÖYLEŞİLER / 2009 ARŞİV