Nükleer tehdidine karşı yenilenebilir enerji hazır
A 
Yenilenebilir enerji kaynakları içinde rüzgar enerjisinin kilovatsaat maliyetleri 4-6, hidroelektriğin 3-7, jeotermalin 4-7, biyokütlenin ise 5-12 sent arasında (2). Bu maliyetler ülkeden ülkeye görece değişiyor. İşçiliğin ucuz olduğu ya da rüzgarın Türkiye gibi kuvvetli ve düzenli olduğu ülkelerde maliyetler aşağıya iniyor. Bozcaada rüzgar santralı yüzde 40'a varan kapasite faktörüyle Almanya ortalaması olan yüzde 20'nin çok daha üstünde verimliliğe sahip. Bugün Almanya'da 20 bin MW'in üstünde rüzgar kurulu gücü varken, Türkiye'de bu rakam 50 MW'a ancak gelebildi. Yenilenebilir enerji kaynakları, enerjinin starte-jik araçlardan biri olarak benimsendiği günümüzde, gerek teknolojisi gerek yakıta ihtiyaç duymayışıyla dışa bağımlı kaynaklara göre önemli avantaja sahip. Bir başka avantaj ise istihdam yaratması. Bugün sadece Almanya'da yenilenebilir enerji kaynaklarında çalışan insan sayısı 220 binlere yaklaştı.
Almanya'da hali hazırda 20 bin 622, İspanya'da n bin 615, ABD'de 11 bin 603, Danimarka'da 3 bin 136 ve Portekiz, İtalya ve İngiltere'de 2 bin MW civarında kurulu güç var. Almanya tek başına Türkiye'nin tüm enerji san-trallarının sahip olduğu kurulu gücünün yarısına yakın rüzgar gücüne sahip. Türkiye'de 2020'ye kadar kurulması gerekli denilen 2-3 nükleer santralın sağlayacağı elektrik enerjisini rüzgar enerjisinden daha ucuza ve kısa sürede sağlamak mümkün. Almanya'da 2006'da eklenen rüzgar kurulu gücü 2 bin 233 MW. Nükleer enerji için bu, hayal bile edilemeyecek bir hız ve acil enerji yatırımlarıyla korkutulan halka ciddi ve hızlı çözüm önermek istiyorsanız bunun adı nükleer değil rüzgar olmalı.
Bugün gerek "iklim değişikliği"nin önüne geçmek gerekse temiz çevrede yaşayabilmek için yenilenebilir enerji kaynaklarına geçmek, daha az tüketmek ve enerji verimliliğini ciddiye almak önemli. Türkiye enerji savurganı bir ülke. Resmi rakamlar, kayıp kaçak oranının yüzde 20 olduğunu gösteriyor. OECD ortalaması ise sadece yüzde 7. Türkiye güneş ülkesi olmasına rağmen gerek yalıtım, gerek plansız yapılaşma ve yanlış yapı malzemelerinin kullanılması yüzünden, Türkiye'de bir evin ısınması için Almanya'dan 6 kat fazla enerji harcanıyor. 5 kat az enerji harcayan ve 10 yıl daha uzun ömürlü verimli ampullerin kullanımı için bile kampanya veya teşvik yok. Halbuki Türkiye'nin en büyük ve bağımsız enerji kaynağı, enerji verimliliği ve tasarrufu için ya-
pacağı çalışmalar olmalı. Bugün Gayri Safi Milli Hasıla'da 1000 avro yaratmak için Türkiye 450 kilogram civarı petrol harcamak zorunda. Almanya aynı katkıyı 158 kilo eşdeğeri petrol, enerji savurganı ABD bile 313 kilogramla sağlayabiliyor. Üstelik dünyada "enerji yoğunluğu" dediğimiz bu kavram aşağıya çekilirken Türkiye
yerinde saymış ama pahalı petrol ve doğalgaz fiyatından yakınmayı sürdürmüş. Öyle ki, yürürlükteki yenilenebilir enerji yasasını BP, Shell ve Amerikan Enerji Ajansı'nın görüşünü alarak (3) aylarca bekleten Ali Babacan bile bugün cari açığın büyümesinde pahalı petrol fiyatının etkili olduğundan yakınıyor.
NÜKLEER ATIK SORUNU ÇÖZÜLDÜ MU?
Nükleer santralların başımıza açtığı sorunlar ne yazık ki maliyet hesaplamasıyla açıklanacak kadar basit değil. Nükleer atıkların, özellikle de yüksek seviyeli radyoaktif atıkların yarattığı sorun, matematik ve ekonomi bilimlerinin sınırını zorlar. Prof. Dr. Hayrettin Kılıç, bu sorunu şöyle özetlemiştir: "Bir nükleer reaktör normal operasyonlarda bile atmosfere ve kuruldukları yerlerdeki nehir, göl ve denizlere, düzenli radyoaktif gazlar ve radyoaktif izotopları içeren soğutma sularını deşarj ediyor. Buna ek olarak kullanılmış nükleer yakıt çubuklarının yeniden ayrıştırma tesislerine gitmeden, santral civarındaki havuzlarda soğutulması gerekiyor. Bu tonlarca kullanılmış yakıt çubukları, bozulma ömürleri yüzbinlerce yıl olan, binlerce yeni radyoaktif izatop içerir."
TAEK'in web sayfasında 2 yıl öncesine kadar yer alan şu bilgi de nükleer atık sorununun ciddiyeti hakkında bilgi veriyor. Ortalama 1000 MW gücündeki bir reaktör bir yılda 30 ton yüksek düzeyde, 300 ton orta ve 450 ton düşük düzeyde atık üretir.
Nükleer atık denildiğinde hep nükleer san-trallardan çıkan atıktan bahsederiz ama aslında uranyum madenciliğinden başlayan nükleer yakıt zinciri içinde radyoaktif atıklar üretilir ve çoğu binlerce yıl tehlike yaratacak radyoaktif tarihi gelecek kuşaklara bırakılır. Nükleer reaktörlerde ise yüksek radyoaktivite içeren atıkların düzenli şekilde reaktörlerden alınması gerekir ve bu kullanılmış yakıt çoğu santrallürdü su dolu havuzlarda soğutmaya alınır. Bağımsız uzmanlara göre, kullanılmış yakıt miktarı 2010'a gelindiğinde 322 bin tonu bulacak. 50 yıllık nükleer macera boyunca değişik öneriler konuşulup durulsa da, hâlâ nükleer atıkları doğadan izole edecek bir yöntem bulunamadı. Yeraltındaki depolara gömeriz diyenler, atıkların gömülmüş olduğu bir tek son depolama alanı gösteremez. İçlerinde Plütonyum-239 gibi tam 240 bin yıl radyoaktif kalan atıkların oraya buraya atılabileceğine hangi 5 yıllık hükümetin karar vereceği de ciddi bir politik sorun.
(1) Financial Meltdown, Federal Nuclear Subsidies to AECL, November 2000
(2) Renewable Energy Global Status Report 2005 - Worldwatch Institute
(3) 18 Ekim 2004, Dünya Gazetesi
BİTTİ
ÇERNOBİL'DEKİ TASFİYECİLERDEN OLAN VE ŞİMDİ LATVİYA'DA YAŞAYAN SERGEY VOLKOVS:
Hükümet yaşamımıza son noktayı koydu
"ÇERNOBİL'DEKİ tasfiye için orta yaşta, halihazırda ailesi ve çocukları olan insanları çağırmahydılar. Benim gibi gençleri Çernobil'e gönder-memeliydiler. Hükümet yaşamımıza son noktayı koydu. Geleceğimizi yok etti" diye yakınan Sergey, Çernobil kazası sırasında Ermenistan'da askerdi. Kazadan sonra temizlik çalışmalarında görevlendirildi ve reaktöre 18 kilometre uzakta bir okulda kaldı. Her gün tasfiyecileri taşıyan aracı kullanıyordu. Şimdi her ay burun kanamaları ve şiddetli baş ağrıları çekiyor. 1989'da vücudunun sağ yanındaki kan damarlarının daha küçük olduğu ortaya çıktı. Riga'daki doktoru Çernobil'deki tasfiyecilerin, yaşıtlarına göre 10-15 yıl daha fazla yaşlandığını söylüyor.
'Artık yeter, başka Kazımlar ölmesin'
KAZIM Koyuncu 25 Haziran 2005'te aramızdan ayrıldığında sadece 33 yaşındaydı. Çernobil kazası olduğunda ise sadece 14 yaşındaydı. "Neredeyse her ailede bir kanser vakası var ve bu tesadüf değil" diyor ve ekliyordu:
"Bu insanlar karşımızda çay içeceklerine erken teşhis için birtakım çalışmalar yapsalardı, sonuç daha farklı olurdu. Şimdi bunlar cinayet değil mi? Buna karşı önlem almamak, o çok korktukları terörden daha kötü değil mi?"
33 YILA BİR YAŞAM SIĞDIRDI
33 yıla sığdırdığı kocaman bir müzik öyküsü ve Lazca müziğe yaptıkları unutulacak gibi değil. Trabzonspor'a olan aşkı da. Kazım Koyuncumun unutulmayacağını, 2005'te Hopa'daki cenaze töreninde herkes gördü. O Hopa ki, 2006'da Türk Tabipler Birliği ve Hopa Belediyesi'nin yaptığı araştırmaya göre kanserden adeta kan ağlıyordu. Yapılan araştırma sonucu Hopa'da son 3 yılda meydana gelen ölümlerin yüzde 47.9'unun kanser kaynaklı olduğu ortaya çıktı.
KANSERDE BÜYÜK PATLAMA
Hopa Belediye Başkanı Yılmaz Topaloğlu, "Türk Tabipler Birliği ile ortak yürüttüğümüz bir çalışmada ilçede toplam 1939 evde 7831 kişiyle konuşuldu. Son üç yılda yaşamını kaybedenlerin sayısının 96 olduğu ve bunların yüzde 48'inin sebebinin kanser olduğu belirlendi. Afyonkarahisar'a bağlı Çobanlar ilçesinde son 5 yılda kanserden ölenlerin sayısı 26 iken, Hopa'da son üç yılda 46 olarak gözüküyor" açıklamasını yapıyordu.










