Gülen cemaatinin kurduğu ‘yardımlaşma’ evlerinin aksine devrimcilerin dayanışma evleri, kapitalist ilişkileri üreten yapılanmalar olmayacaktır, hayırsever yapılar da olmayacaktır. Halkta boyun eğme kültürünü değil, aksine isyan kültürünü yaygınlaştıracaktır. Sadaka kültürünü değil, hak arama kültürünü geliştirecektir
»Yaptığınız söyleşilerde Fethullahçılığı “zengin Müslümanlığı” olarak nitelendirdiniz. Bu konuyu biraz açar mısınız?
Bugün Türkiye’de ılımlı İslamcılığın sosyal kolu Fethullahçı çizgi, siyasi kolu ise AKP’dir. Birbirini bugüne kadar tamamlayan ve destekleyen bu iki anlayış da bir sermaye birikimine dayanır. Bu iki anlayış Türkiye’nin kapitalistleşme sürecine paralel bir gelişme göstermiş, ikisi de neo liberalizmin bir ürünü olmuştur ve her ikisi de ABD emperyalizminin geliştirdiği “yeni yüzyıl” projesinde, “bizden olan İslam ve bizden olmayan İslam” ekseninde birinci eksendedir. Uluslararası sermayeyle bütünüyle uzlaşmaktadırlar. AB’yi ve ABD’yi dünya dengelerinde esas alırlar. Kimi islami yazarlar da Fethullahçılığı “Türkiye’nin küreselleşmeye katılarak verdiği yanıt” olarak tanımlamaktadır. Bu iki çizgiyi palazlandıran ve bunların palazlandırdığı sermaye grupları vardır. Bunların biri Fethullah Gülen cemaatinin kurduğu TUSKON, diğeri de MÜSİAD’dır. Bunlar piyasacıdırlar, özelleştirmecidirler. Bunlar aynı zamanda Avrupa’ya, Afrika’ya sermaye ihraç etmektedirler. Buralara yalnızca Fethullah’ın okulları değil, sermayesi de gitmektedir. Bu sermayeyi Konya’da, Kayseri’de büyüten, sendikasız, sigortasız, düşük ücretle çalışan emektir. Bu emek din kardeşliği vurgusuyla yoğun bir biçimde sömürülmektedir. Emekçilere dayatılan, “Ne sendikası, ne sigortası? Allah için çalışıyoruz. Allah’tan bize bizden size” anlayışıdır. Bakın Fethullah’ın vaazlarına, Fethullahçıların siyasi ve dini söylemlerine; yoksullara dönük olarak bir söz var mı, itikat ve imandan başka.
»Gülen cemaatinin ışık evleri varsa bizim de dayanışma evlerimiz olacak gibi bir söyleminiz var. Nedir bu dayanışma evleri?
Devrimci bir mücadeleyi, düzen dışı bir mücadeleyi, ancak ülkenin dört yanına devrim umutlarını yayacak düzen dışı odakları yaratarak geliştirebiliriz. Öncelikli olarak büyük kentlerin yoksul mahallelerinden başlayıp Anadolu’nun ücra yerlerine yayılacak dayanışma örgütlerinden söz ediyoruz. Toplumun kültürel, sosyal, sanatsal, sportif gelişimine dönük etkinlikler, gençlerin lise ve üniversitelere dönük hazırlık süreçleriyle dayanışmak, vasıf kazandırıcı kurslar oluşturmak, üreticiden tüketiciye ağlar kurmak, haksızlığa uğrayanın hukuki ve fiziksel olarak yanında yer alacak birimler yaratmak, ezilenlerin hastane, cenaze, düğün, doğum vb. önemli anlarında orada olmayı başaran ve o yerelle ilgili her türlü meselenin çözümünde kolaylaştırıcı, toparlayıcı, birleştirici bir demokratik zeminler inşa etmek, toplumun yerel eylem üretme kapasitesini geliştirmek hedefimiz.
»Gülen cemaatinin büyük bir iktisadi gücü var. Pek çok tarikat-cemaat ticarete karşı değil. Ancak sosyalistlerin böylesi bir iktisadi, ticari gücü yok olamaz da… Peki sol, bu tarz dayanışma evlerini, öğrenci yurtlarını vs… nasıl kuracak?
Devrimcilerin dayanışma evleri, kapitalist ilişkileri üreten yapılanmalar olmayacaktır, hayırsever yapılar olmayacaktır. Boyun eğme kültürünü değil, isyan kültürünü yaygınlaştıracaktır. Sadaka kültürünü değil, hak arama kültürünü geliştirecektir. “İkili iktidar” anlayışına dayanacaktır. Yarının ilişkilerini bugünden inşa etmeyi amaçlayacaktır ve devrimciler bunu kendi dayanışmalarıyla kooperatif anlayışıyla oluşturacaktır.
»Bu tarz cemaatlere karşı mücadele sadece ekonomik dayanışma temelinde mi yürütülecek?
Burada anlatılan, ekonomik bir yaklaşım değildir; yeni bir ahlak, yeni bir kültür, yeni bir insandır; bir dayanışma uygarlığı inşa etmektir. Bakın Fethullahçılığın hedeflediği “altın nesil”e; bu “altın nesil” Türkiye’yi birçok alanda yönetmektedir. “Altın nesil”, piyasacı nesil oldu. Bu nesil piyasa değerlere inanıyor, piyasa toplumu zihniyetini benimsiyor, kula kulluğu üretiyor. Bu akımlarla mücadele geliştirirken bir değerler mücadelesi geliştireceğiz esas olarak. Bir toplumsal değerler mücadelesi, ahlaki değerler mücadelesi geliştireceğiz. Diyeceğiz ki, “Sizin ahlakınız bu vahşi kapitalizmi üretti ve bu vahşi kapitalizme dayanıyor. Vahşi kapitalizme dayanarak ahlaklı olamazsınız. Ahlaklı olmak, sömürüye karşı çıkmaktır, yetim hakkı, kul hakkı yememektir, komşusu aç yatarken kendi tokluğundan rahatsız olmaktır, başkalarının acısına ortak olmaktır.
»ÖDP eski Genel Başkanı Hayri Kozanoğlu’nun özgürlükçü laiklik konusunda doğru bir tespit yapıldığını ama bazı eksikleri de olduğunu söylemişti. Bu konuda bir özeleştiri de vermişti. ÖDP, özgürlükçü laiklik perspektifini geliştirecek mi?
ÖDP dini taassubun mevcut iktidar eliyle koyulaştırıldığı bir ortamda, inançlarla değil gündelik yaşamı dinselleştiren, dini sömürü aracı kılan siyasal İslamcılığa karşı, dini ve devleti birbirinin hizmetine sokan düzenlemelere karşı eylemci bir laiklik çizgisini geliştirecektir.
»İslam ile solu birleştirmeye çalışan bazı çabalar var. Bu tarz çabaların siyasi İslamın güç kazanıp toplumun muhafazakarlaştığı bir süreçte ortaya çıkması biraz pragmatist bir tavır eğil midir?
İslamla solu birleştirmek diye bir yaklaşım söz konusu olamaz. Tartışmamız gereken; dini inancı olan, bunu mütevazı yaşayan, üretim ilişkilerinde ezilen, sömürülen ama buna rağmen sağ-sermaye siyasetlerinin yanında yer alan halkımızla nasıl bir ilişki kuracağımızdır. Problem, halkımızın nezdinde solun algılanışıdır. Sol-sosyalist hareket onların bu maneviyat dünyasını da dikkate alan bir yerden solu ve sosyalizmi onlar için bir anlam dünyası haline getirebilecek midir? Bunu nasıl bir dil ve ilişki üzerinden kuracaktır? Bizim ana tartışmamız bu sorular üzerine olmalıdır.
»Sizin de bir röportajınızda belirttiğiniz gibi, imam hatipli bir öğrenciyi dahi yanına çekebilen bir sol vardı geçmişte… Şimdi bunu tekrar başarabilmek için ne yapmalı?
Burada en önemli mesele ideolojimizle hayat arasındaki ilişkimizin kendisindedir. Devrimciler yarınki dünyanın taşıyıcılarıdır. İnsanlar onların şahsında yeni bir toplumu ve ahlakı görmelidirler; bugün gösteremediğimiz budur. Bu durum kuşkusuz ideolojik anlamda kapitalizmin bizim üzerimizdeki hegemonyasından kaynaklanmaktadır. Siyasal devrim-toplumsal devrim, siyasal örgüt-toplumsal örgüt, siyasal mücadele-toplumsal mücadele bütünlüğü içinde, aşağıdan toplumsal mücadeleler içinde yeni hareketler ve değerler üreterek bunu başarabiliriz.