Emniyet içinde ‘kemik’ denilen ve cemaatin bizzat elemanı olarak görülenler ile sadece sempatizanı olanlar, bunlara ek olarak gücünden çekindiği için cemaate yakın duran kişiler var. Cemaatin bu faaliyetlerini soruşturanların bu kesime olan sempatileri ya da baskı görmeleri nedeniyle, cemaate yönelik soruşturmalardan hiçbir sonuç alınamıyor
Gülen cemaatinin polis teşkilatındaki gücü özellikle son Ergenekon davasından sonra iyiden iyiye gündeme geldi. Halbuki uzunca bir süredir cemaatin teşkilat içerisinde ülkücülerle bir iktidar savaşında olduğu biliniyordu. Ankara Polis Koleji’nden mezun olan ve Polis Akademisi’nden atılan gazeteci yazar Zübeyir Kındıra, cemaatin polis teşkilatı içerisindeki örgütlenmesiyle ilgili sorularımızı yanıtladı.
»Fethullah Gülen cemaatinin polis teşkilatı içerisinde kadrolaşması hangi dönemde ivme kazandı?
Gülen örgütü, uzun yıllardır Polis Koleji, Polis Akademisi ve Polis Okulları’ndaki öğrencileri Işık Evleri’ne götürüp, buralarda kendi ideolojik eğitimini veriyor. Bu faaliyetler en az 30 yıldır süren faaliyetlerdir. Gülen cemaatinin ilk ve öncelikli faaliyet alanı eğitim kurumlarıdır ve bunların başında da emniyet teşkilatının eğitim kurumlarının gelmekte olduğu artık bilinen bir gerçektir. AKP iktidarı döneminde oluşan atmosferle gizlilik, ketumluk ve inkar politikasını yumuşatan cemaat de artık bu örgütlenmeyi açıkça dile getirmekten çekinmemektedir. Oysa 2000’li yıllara gelinceye kadar cemaat bu tür faaliyetlerde bulunduğunu sürekli yalanlıyordu.
Cemaatin polis eğitim kurumları içindeki bu faaliyetlerine ilişkin Emniyet Genel Müdürlüğü’nün Teftiş Kurulu Başkanlığı’nın çeşitli tarihlerde defalarca yaptığı inceleme ve soruşturmalar mevcuttur. Devletin arşivleri bu tür iddialar ve bunların araştırmasına ilişkin raporlarla dolu olmasına karşın somut ve sonuç alıcı hiçbir önlem alınamamıştır.
Bunun nedeni cemaatin bu faaliyetlerini soruşturanların bir bölümünün, cemaate olan sempatisi ve bu kişilerin her türlü yöntemi kullanarak bu soruşturmaların akamete uğramasını sağlamalarıdır. Cemaatin yapılanmasına ilişkin tehlikeyi dile getiren baş müfettiş düzeyindeki isimlerin bile cemaatin elemanlarınca baskı, tehdit, dolaylı yıpratma yöntemiyle cezalandırılmış olmaları da; bu konuda somut bir önlem alınmasının önündeki bir başka engel olarak sayılabilir.
Cemaat vehmedilen ve kulaktan kulağa yayılan ‘gizli ve güçlü’ olmak niteliği ile elde ettiği gücü ile adeta bir kartopu gibi sempatizan kazanarak, büyümüştür.
Emniyet içinde ‘kemik’ denilen ve cemaatin bizzat elemanı olarak görülenler ile sadece sempatizanı olanlar, gücünden çekindiği için cemaate yakın duran ve yarın olası bir konjonktür değişikliğinden cemaatten uzaklaşacak kişilerin varlığı biliniyor. Artık Emniyet birimleri içerisinde cemaatin çok güçlü olduğunu söylemek hiç de yanlış bir yorum olmayacaktır.
Emniyet içinde 30 yıl önce küçük, gizli-saklı, ketum, sessiz gruplar olarak varlığını sürdüren ve uyguladıkları taktiklerle; kendilerini ve kendilerinden olanları teşkilatın en kritik birimlerine yerleştiren cemaat şakirtleri, Polis Akademisi yasasına eklenen bir maddenin açtığı yol ile çığ gibi büyüdüler. Akademiye Polis Koleji’nin yanı sıra üniversite mezunlarının da kayıt yaptırmasına imkan veren bu düzenleme sonrasında polisin kurmay sınıfına imam hatip ve ilahiyat mezunu binlerce öğrenci katıldı. Bu kişilerin mezun olup teşkilatın eğitim kurumları, personel şubeleri, istihbarat, kaçakçılık ve organize şubeleri ve son olarak mali şubelerinde görev almaya başlamasıyla cemaatin kadrolaşması artık maksimum seviyeye ulaştı. Bu tarihten sonra artık sempatizanlar alt kadrolara, asıl kadrolar en üst ve kritik birimlere getirilmeye başlandı. Daha birkaç gün önce yapılan atamalara uzman bir gözle bakıldığında, bunun ne kadar doğru olduğu görülecektir.
»Bu kadrolaşma Emniyet’in özellikle hangi birimlerinde mevcut?
Öncelikle eğitim kurumlarında başlayan cemaat faaliyetleri daha sonra mezun olan yandaşlarının öncelikle personel şubelerini ele geçirmesi sağlandı. Bu kişilerin kontrolünde olan atamalar ile istihbarat, kaçakçılık ve organize suçlar şubeleri ve ardından mali şubelerde yapılanma sağlandı. Ve artık asayiş şubeler, emniyet müdürlüğü makamları, emniyet genel müdürlüğünün hemen tüm birimlerinin cemaat kontrolünde olduğu iddiaları sık sık dile getiriliyor.
»Bugün sürekli önümüze gelen belgelerde polis bağlantısı olduğunu düşünüyor musunuz?
Herhalde bunun böyle olduğunu düşünen çok kişi vardır. Emniyet içinde bu kadar etkili olan bir oluşumun, basın ve kamuoyunu etkilemeye dönük bazı belgeleri sızdırması anlaşılabilir bir durumdur.
»İstihbarat servislerinde cemaatin gücü var mı?
Polisin istihbarat birimlerinde cemaatin gücü olduğuna ilişkin neredeyse kuşku yoktur. İstihbaratın en üst isminin sicilinde bile bu cemaatle ilgili olduğu devletin valisi tarafından bizzat not edilmiş şekilde durmakta. Ancak bu bilinmesine karşın kimileri kamuoyuna mal olmuş belgeyi görmezden, bilmezden gelmektedir. İstihbaratta görev yapan kişilerin kimler olduğuna, kaç yıldır bu birimde görev yaptıklarına ilişkin küçük bir arşiv araştırması bile emniyet istihbaratında cemaatin gücünün ve etkisinin ne olduğunu ortaya koyabilir.
Fethullah Gülen’in istihbarat merakı herkes tarafından artık biliniyor. Emniyet istihbaratının hazırladığı ancak henüz bakana bile göndermediği Gazi olaylarının olacağına ilişkin bir raporu dönemin başbakanına anlatması, bizzat genelkurmayın andıç belgesinin Pensilvanya’dan sızdırıldığına ilişkin manşetler ve daha bir çok örnekler bu istihbarat merakının ve istihbarat gücünün örnekleridir.
Son belge olayında da bu açıkça görüldü. 8 Nisan tarihinde Gülen’in yaptığı açıklamada, haftalar sonra ortaya çıkan ve bugün imza sahte mi gerçek mi, belge gerçek mi sahte mi diye tartışması süren; ‘Gülen ve AKP’yi bitirme planı’ olarak bilenen belgedeki her not açık açık dile getirildi.
Belgenin ortaya çıkmasından günler önce ABD’de bulunan Fethullah Gülen tarafından bilindiğinin net kanıtıdır bu açıklaması. Ya bu belge Türkiye’de daha ele geçirilmeden Gülen’in elindeydi ya da Gülen okuduktan sonra Taraf gazetesine servis edildi. Ve belge aslında şunu söyledi:Artık Işık Evleri tartışılamaz. Artık Işık Evleri ile ilgili herhangi bir olumsuz şey söylenemez. Söyleyen Ergenekoncudur, darbecidir, anti demokrattır, komplocudur. Ayrıca artık, cemaat ile AKP aynı cephenin iki unsurudur. Çünkü komplocular cemaate ve AKP’ye karşıdır. Öyleyse ikisi dost ve ayrılmaz bir bütündür. Yani cemaat iktidardır. Belge bu şekilde bir algı yaratmıştır. Ve sahte mi gerçek mi tartışmaları arasında bu algı topluma yerleştirilmiştir. Ve belge amacına ulaşmıştır.
»Asker ile polis teşkilatı kurumları arasında cemaat dolayımıyla bir gerginlik var mı?
Ordunun kimi zaman bu tarz örgütlenmeleri “temizleme” girişimleri olduğu da söyleniyor…
Bu uzun süre önce başlayan ve halen süren bir durum. TSK, içinde böyle bir cemaatin varlığını ve etkinliğini kabul etmeyecek bir yapıda. Cemaat ise TSK’da var olmadıkça, Türkiye’de gerçek bir iktidar kuramayacağına inanıyor. Aslında temel mücadele de bu noktadan kaynaklanıyor. Özellikle 28 Şubat döneminde cemaatin yapılanmasına ilişkin ciddi bir mücadele yapılmıştır. Ancak, cemaatin gerek maddi yapısı, gerek örgütlenme biçimi, gerekse ABD’de bulunan liderinin bu ülkede sağladığı desteği nedeniyle; TSK’nın yaptığı mücadele yeterli olamamıştır. Mücadele yöntemi ve mücadelede kullanılan güçlerin içinde cemaatin varlığı, TSK’nın bu girişiminin başarısız olmasına yol açmıştır. TSK son dönemde yalnızca Askeri Şur’alarda bir kısım ordudan uzaklaştırma kararlarıyla mücadele düzeyine kadar gerilemek zorunda kalmıştır. Özellikle son Ergenekon operasyonları ve soruşturmaları sonrasında oluşan atmosfer de bu mücadelenin kırılmasına dönük gibi görülüyor. TSK mücadelesini kanunların sınırları dahilinde yapmak zorundadır. Oysa cemaatin bağlı olduğu hiçbir kural yoktur. Dernek statüsünde bile değildir ki, yasal denetim olsun. Hem toplumda her türlü etkinliği gösterecek bir noktada durmaktadır, hem de hiçbir yasal denetime tabi değildir. Örgütlü yapısıyla ve hiçbir yasal çerçeveyle sınırlandırılmamış bir güçtür. Cemaate karşı olanlar ise bireysel mücadele vermek zorundadır. Karşısındaki tek örgütlü güç olan devletin içine sızmıştır, çünkü. Türk Silahlı Kuvvetleri ise cemaatle mücadele edebilecek tek örgüt gibi duruyor. Ama onu da sınırlayan yasalar vardır ve yasalarla bağlı olmayan bir yapı ile yasaların kısıtladığı bir yapının mücadelesi yapılmak zorundadır. Ve son belge olayında görüldüğü gibi; hareketleri yasal sınırlarla kısıtlanamayan yapı avantajlıdır.
»Gülen cemaatinin hedefi nedir? İslami bir devlet yaratma hedefi mi var yoksa dini de kullanarak iktisadi ve siyasi güç kazanma hedefi mi var?
Hedefi daha birkaç gün önce yapılan bir açıklama ile ortaya konuldu. ‘Yolculuğun kendisi de hedeftir’, denildi. Hedef ülkenin burçlarına cemaat bayrağı dikmek ve ‘işte hedefe ulaştık’ demek gibi bir basitlik değil. Gerçi zaman zaman türbanlı kızları devlet kurumlarında ağırlamakla, 23 Nisan’da imam hatiplileri TBMM Başkanlığı koltuğuna oturtmakla, Çankaya’ya türban bayrağını diktik, gibi övünücü sözlerle bu tür aslında ana hedef olmayan tavırlar olsa da asıl hedef daha büktür.
Bu, ülkenin tüm yönetim birimlerinde, ekonomik-ticari alanlarında, yasama, yürütme ve yargının tüm etkin kademelerinde var olmak ve cemaatin anlayış ve ideolojisine uygun yürüyen bir sistem kurulmasıdır.
Zaten bu da büyük ölçüde başarılmış durumda. Bunun adına ne denildiği çok da önemli değildir. Adın değil içeriğin önemli olduğu fark edilmelidir.
»Bugünkü Ergenekon davası sürecinde cemaatin rolünü nasıl görüyorsunuz?
Ergenekon davası sürecinde de sürecin başlangıcında da cemaatin etkisi olduğunu artık herkes söylüyor. Türkiye’deki sistem gereği soruşturmalar savcıların bizzat yürüttüğü bir biçimde işlemez.
Bu fiilen mümkün olamaz zaten. Savcı polisin getirdiği bilgilere göre karar verir ve yine bu bilgilere göre polise talimat verir. Yani polis ‘filan yerde silah olabilir’ türünden bir istihbarat bilgisi verirse, savcı ‘gidip kazın’ der. Burada savcı kazma kürek kendisi kazacak durumda değildir. Baskın yapılan evlerde ne kadar titiz olunacağı, ne kadar ayrıntılı arama yapılacağı, ne kadar üstünkörü davranılacağı yine polisin inisiyatifindedir. Yani savcı talimat verir ama kötü niyetli bir polis isterse gömülü silahı bulamaz, isterse en kritik belgeyi aradığı ofiste masa üstünde bile bulamayabilir. Ya da olmayan bir belge icat edilebilir, herhangi birisinin ofisinde bulunabilir.
Cemaatin bu davaya nasıl baktığı ortada. Bu dava kapsamında yargılanan, soruşturulan kişilerin cemaat düşmanı olduğu, darbe girişimlerinin AKP ve cemaate karşı olduğu inancındadırlar.
Artık bu tür bir inanca sahipken, cemaatin Ergenekon soruşturmasına şu ya da bu şekilde müdahil olmayacağını düşünmek saflık olur.
Hele ki, etkin ve kritik birimlerde kendi şakirtleri varken…
‘En yakınımdaki dostlarım benden uzaklaştı’
»Siz bu konuda bir kitap yazdınız ve hakkınızda dava açıldı. Dava nasıl sonuçlandı? Bunun dışında herhangi bir baskı gördünüz mü?
Daha cemaatin varlığının yeni yeni konuşulmaya başlandığı ancak ne emniyet içinde ne de başka devlet kurumları içinde örgütlenme çabası konuşulmaz iken; Fethullah’ın Copları isimli kitabı yazdım. Bu kitap Türkiye’de bu anlamda yazılmış ilk ve tek kitaptır. Kendi bilgi ve anılarımın aktarılmasının yanı sıra aslında tümüyle devletin resmi belgelerine dayalı bir kitaptır. Kitap, cemaatin örgütlenmesini deşifre etmesiyle bir ilk olmasına karşın örgütlenmenin tümünü göstermek için devletin ciddi bir çalışma ve araştırma yapması gerektiğini göstermekteydi. Çünkü yalnızca bir kitap ile fotoğrafın tümünü göstermek mümkün değildi.
Kitap cemaat mensupları arasında ciddi bir ses getirmesine karşın güç dengeleri, siyasi atmosfer ve yukarıda işaret ettiğimiz bir çok nedenden dolayı; kitapta ismi geçenlerin bırakın soruşturulmasını, adı geçenlerin terfi alıp, daha önemli noktalara gelmesine bile yardımcı oldu. Kitapta isminin yer aldığını referans göstererek, üst makamlara tayin isteyen ve bunu başaranlar olduğunu biliyorum. Kitap neredeyse 10 yaşına gelmesine karşın hala içerdiği ve işaret ettiği bilgiler ile önemli bir kaynak kitap olarak güncelliğini sürdürüyor.
Öte yandan, yıllardır söylediğim bir söz var. ‘Bir kitap yazdım hayatım değişti’ diye. Ama geriye ve sıkıntılara doğru bir değişiklik bu. Bırakın aracımın kundaklanması, tehditler, doğrudan çalıştığım kurumlara baskı yapılmasını; istihbarat çalışmaları ile daha bir iş başvurusu yapmadan önce işverene telkinde bulunmaya kadar uzanan; en yakınımdaki dostlarımın bile benden uzaklaşmasına yol açan bir netice doğurdu, kitap. 60’tan fazla dava ile karşı karşıya kaldım. Bunların, temyiz sınırı altında olduğu için Yargıtay’a götüremediğim bir dava dışında yüzde 99’u lehime sonuçlandı. Cemaat mensuplarının iddia ettiği gibi bu kitaptan hemen hiç para kazanmadım. Benim hayatımı geriye doğru değiştiren bu kitabın yıllar önce söylediği ve yanlış olduğu iddiasıyla onlarca davayla karşı karşıya kaldığı hemen her şey bugün açık açık ortada. O tarihte kitabın inanılmaz gelen ve muhatapları tarafından ret edilen bilgileri, belgeleri, iddiaları bugün cemaat tarafından neredeyse övünerek kabullenilmekte. Bugün yaşanan bir çok olayın perde arkasını, anlaşılmayan bir çok olayı ve bazı olayların arkasında kimlerin olduğuna ilişkin soruların yanıtını Fethullah’ın Copları’nda bulmak mümkün. Fethullah’ın Copları kitabımı okursanız; bugün yaşananları daha iyi anlarsınız.