BİRGÜN PAZAR
ANAYASA MAHKEMESİ KARAR MI VERDİ MESAJ MI?
01:14 03 Ağustos 2008
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Türkiye son zamanların en sıcak gündemini yaşıyor. Ergenekon’da yaşanan şoklar, ardından Güngören’de yaşanan patlama olayı... Tüm bu sürece aylardır beklenen AKP davası da eklendi. Ve dava AKP’nin kapatılmama kararıyla sonuçlandı. Yaşanılan bu sürecin topluma nasıl yansıdığını ve yansıyacağını yazarlar, akademisyenler ve sosyologlar değerlendirdi…

 

Son günlerde Türkiye en sıcak olaylarını yaşıyor. Bir yandan Ergenekon olayı hemen arkasından Güngören’de yaşanan patlama ve aylardır beklenen AKP davası. Toplumun kafası karışık, sokakta ki insan ne düşüneceğini bilemez hale geldi. Evet AKP davası sonuçlandı... Kimilerine göre beklenen bir sonuç, kimilerine göre ise sürpriz. Sonuç: “Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu” iddiasıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya tarafından açılan AKP’yi kapatma davasında Anayasa Mahkemesi’nden partinin kapatılmaması ancak Hazine Yardımı’nda bu yıl aldığı yardımın yarısı kadar kesinti yapılması yönünde karar çıktı. 14 Mart 2008’de açılan ve 4,5 ay gibi kısa bir sürede sonuçlanan davadan çıkan karar ülkenin yanı sıra yabancı basında da geniş yer tuttu. Türkiye tarihinin en kritik davalarından biri olan davanın sonucuna ve sürece ilişkin değerlendirmelerini aldığımız gazeteciler,  öğretim üyeleri ve aydınlar, son günlerde yaşanan gelişmelerin topluma nasıl yansıyacağı konusundaki fikirlerini paylaştılar. Bundan sonraki süreçte atılması gereken adımlara dair tespitlerini de dile getiren aydınlar, Anayasa Mahkemesi’nin kararının olumlu ve rahatlatıcı olduğu konusunda hemfikirler.

 

HAZIRLAYAN: MERVE AKGÜL

 

HALUK GERGER:

Türkiye’de yaşananlar demokrasi karikatürü

 

Türkİye’deki iktidar mücadelesinde iki tarafın da üzerinde birer kılıç sallandırarak onları terbiye ediyorlar. Dolayısıyla şimdi her iki tarafın da üzerinde birer kılıç sallanarak duruyor. Bu son mahkeme kararı da pek tabii AKP’nin üzerindeki bir demokrasi kılıcı olarak duruyor. Ergenekon da ulusalcıların üzerinde bir dava kılıcı olarak duruyor. Dolayısıyla ben böyle bir sonuç bekliyordum.

Artık AKP’ye dair bir mağduriyet durumundan söz edilemez. AKP’nin bu ‘’mağduriyet’’ kavramını da artık kullanabileceğini sanmıyorum. Belki son zamanda yaşanan gelişmelerle toplum Türkiye’deki sahte demokrasiye olan inancını yitiriyor olabilir. Eğer böyleyse bu iyi bir şey.

Türkiye’de yaşananların bir demokrasi karikatürü olduğu ve dolayısıyla da ülkede gerçek bir demokratikleşmeye ihtiyaç duyulduğuna dair bir toplumsal bilinç oluşuyorsa bu iyi bir şey ancak bunun olduğundan emin değilim. Ama en azından sahte demokrasinin ne kadar başarılı olduğunu görüyor insanlar herhalde.

Bunlar elbette topluma yansıyor. Ve bu yansıma olurken topluma iki seçenek oluyor:  Ya toplum düzenle birlikte çürüyecek ya da gerçek bir demokratikleşmeyle kendisini bu düzenin çürümesinden bir biçimde çekip, çıkarıp kurtaracak. Karar vermesi gerekiyor.

 

TAYFUN MATER:

AKP için kötü

bir sonuç

BaskIlar böyle bir sonuca gidilebileceğini gösteriyordu. Bu sonuç aslında AKP için çok kötü bir sonuç. Çünkü gayet net bir şekilde bir odak olduğunu tespit ediyor ama bir para cezasıyla ona son bir şans veriliyor.

AKP eğer özellikle parti içinde gerekli tedbirleri almazsa tekrar bir dava açılabilir ve bu sefer kurtaramayabilir. Toplumun AKP davasıyla olan ilişkisinin daha çok ekonomik alanda olduğunu düşünüyorum.

Özellikle son bir aydır piyasalarda korkunç bir durgunluk hüküm sürüyordu ve insanlar da bu yüzden ciddi bir biçimde endişeleniyordu, korkuyordu. Bu açıdan kararın toplumu rahatlattığı söylenebilir. Topluma da yansıyor ancak demokrasi alanından bakmamak lazım toplumun davranışına.

Ergenekon olayı ise aslında toplumu ikiye bölmüş durumda. Bir kısmı demokrasi olarak görüyor, bir kısmı ise bir çeşit faşizm olarak algılıyor hükümetin ve yargının davranışını. Yani dünden bugüne öyle pek büyük bir değişiklik olmadı. Herkes bulunduğu mevziyi korumaya kararlı gibi gözüküyor.

alİ bayramoĞlu:

Toplum demokrasiye

olan inancını kaybetmedi

 

Ben bunun beklenip beklenmeyen bir sonuç olarak değerlendirmeyi doğru bulmuyorum. Çünkü bu son derece politik bir durumdu ve politik bir karar alındı. Üstünden günlerdir süre giden bir tartışma vardı. Dolayısıyla her iki istikamette de karar çıkabilirdi diye düşünüyorum. Böyle bir karar son günlerde, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nden gelen açıklamalar, Washington Post’ ta çıkan yazılar, sermaye gruplarının istikrarı satın almaya başlamaları, bütün bunlar tabii ki Ankara kulisleri üzerinde ve Anayasa Mahkemesi üzerinde belli bir baskı da bulundu. Hakimlerin karar alma sürecini bunlar etkilemiş olabilir. Dolayısıyla sonuca ilişkin beklenme ya da beklenmeme diye bir şey yok, sonuç son derece olumlu diye bakılabilir. Ben ülkenin içinden geçtiği tüm bu sürecin toplumun demokrasiye olan inancını zedelediğini düşünmüyorum. Çünkü Türkiye bunları ilk defa yaşamıyor. Yani Cumhuriyetin başından beri, en azından çok parti döneminden beri Türkiye çeşitli süreçler hep yaşadı. Malatya hadiseleri oldu, Çorum oldu, Kahraman Maraş oldu. Her bir olay da bizim demokrasimizin ne kadar zayıf ve kırılgan olduğunu gösteriyor. Ama ben inancı yaraladığı kanaatinde değilim. Tam tersine demokrasi bir zemin kaybetmedikçe bütün bu olaylara rağmen bu inanç pekişir.

 

HAYKO BAĞDAT:

Yaşanılan her şey

organize bir şekilde

ilerliyor

 

AçIkçasI ben yavaş yavaş böyle bir sonuca gittiğimizi düşünüyordum ve bu kararı bekliyordum. Çok sürpriz olmadı. Öncelikle yüzde 47 oy almış bir iktidar partisinin kapatılma noktasına gelebildiği bir sistemde yaşıyor olmak başlı başına bir sıkıntı diye düşünüyorum. Herhalde bütün dünya bunu şaşkınlıkla izliyordur. Bu noktada evet “mağdur” duruma düşürüldüler. Ama mağdur olmayı hak eden bir yapı mı bu? Çünkü aynı zamanda da hükümet olan bir yapıdan söz ediyoruz. Hükümetler genelde mağdur ederler. Ancak AKP’nin “mağdur”yaftasıyla çok duracağını da düşünmüyorum. Çünkü çok yakın bir zamanda da biz bu “mağdur”ların başkalarını nasıl mağdur ettiğini de çok gördük. Dolayısıyla hak etmeyeceği kadar mağduriyet lütfedildi onlara diye görüyorum ben. Bu dava sonucunda da nihayet bu “mağduriyet” rolünden çıkıldı. Ben artık toplumun ne düşüneceğini kendi eliyle, kendi kabiliyetiyle bulabildiğini düşünmüyorum. Yaşanılan her şey organize bir şekilde ilerliyor. Karşımızda toplumun neyi düşünmesi gerektiğini yeni gündemlerle belirleyen bir yapı var. Dolayısıyla bu toplum bugün bir şeylerden bıkarak biraz daha uzak durmak ister, üç gün sonra başka bir manüplasyonla başka bir şey haline getirilir.

 

BERİL DEDEOĞLU:

Rahatlatıcı bir etkisi var

Kapatma davasına ilişkin üç olasılık vardı ve üçünün de olabileceğini düşünüyordum, herhangi biri ağır basmıyordu. AKP’nin bu sonuçla zihniyet bakımından “mağdur” olduğu düşüncesinden kurtulduğunu söyleyemem ama üstündeki yargı baskının kısmen kalktığını düşünüyorum. Muhtemelen demokrasiye olan referansın sınandığı bir dönem, öyle bakmak lazım buna. Bizde zaten klasik demokrasi anlayışının toplumda çok yaygın olduğunu zannetmiyorum. Bu sınavı karşılama biçimi çok önemli hukuksal açıdan. Toplum bu davaları, patlamaları algılayış ve değerlendiriş biçiminde kendileri bizzat demokrasi karşıtı mı değil mi? Onu algılayış ve ona karşı gösterdiği tepkiyle bu sınavı geçecek diye umuyorum.

Bu gelişmelerin toplumu rahatlatıcı yönde bir etkisinin olacağını düşünüyorum. Çünkü Ergenekon soruşturmasında belki akla karanın karıştığını da düşünenler vardır. Çünkü çok genişleyerek bir operasyona dönüştü. Bir yandan da Türkiye’nin darbe girişimlerinden arınmasından memnun olan çok ciddi bir kesim var. Öte taraftan siyasetin önünün kapatılmaması yönünde bir karar var. Umarım DTP için de benzer bir karar verilir. Siyasetin meclise taşınma ihtimalinin önünün açılması ile ilgili bir sürece işaret ediyor. Bunun rahatlatıcı olduğunu düşünüyorum. Yargının da güven sağlayıcı bir pozisyona taşındığına da işaret etmek lazım. Her iki dava da buna işaret ediyor diye düşünüyorum.

 

RUŞEN ÇAKIR:

Etkilerini zaman

gösterecek

Bu sonucu bekleyenler vardı. Bu yolda bir karar çıkacağı telaffuz ediliyordu. Ben bunu aylar önce ilk defa Mayıs ayı ortasında hükümete yakın birilerinden öğrendim. AKP kaynaklarına dayanarak 21 Mayıs’ta Vatan Gazetesinde “Sihirli formül 6’ya 5 mi?” diye bir yazı yazdım. Fakat bunun oluşturulması bana çok zor gibi geldi. Bu ancak tesadüfen gerçekleşebilir gibiydi.

Bu sonucu benim gazetemde bir gün önce Bülent Çetin yazdı. Borsada bir takım çevreler özellikle yurtdışında ki bir takım finans kuruluşları AKP’nin kapatılmayacağına ilişkin, oldukça kendilerinden emin bir biçimde davrandılar ve alım yaptılar. Birileri bu sonucu biliyor ya da sezmiş yahut tahmin etmiş ama ben şahsen partinin kapatılmamasının çok zor hatta imkânsız olduğunu düşünüyordum. Sonuç olarak 10 üyenin birden lalikliğe aykırı eylemlerin odağı diye tanımlamış olması beni bir yanıyla haklı çıkarıyor. Ancak sonuç olarak gerçekten hazine yardımının kesilmesini açıkçası beklemiyordum fakat bu çıkan sonuçtan memnunum.

Gözlemci olarak bunun imkânsıza yakın bir zorlukta olduğunu düşünüyordum. Ama oldu ve fena olmadı. Kapatılmayıp hazine yardımının kesilmesinin AKP’ye hiçbir etkisi olduğunu düşünmüyorum. Bu şekilde para cezasından AKP sarsılmadı, para sorunu olan bir parti değil. Alma burada durum AKP’nin laikliğe aykırı eylemlerin odağı olduğunun tescil edilmesidir. Bu AKP’nin karşısına bir sorun olarak çıkartılacaktır.

Bu süreçlerde toplumun demokrasiye olan inancını yitirip yitirmediğine çok emin değilim. Ama şunu söyleyebilirim ki bu davanın sonucunda Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karar bir tür uzlaşma imkânı sağlıyor. Ancak siyasi partiler bunu değerlendirecek mi çok emin değilim. Anayasa Mahkemesi toplumda tam olarak karşılığı olmayan bir uzlaşma arayışını kendisi dayatıyor. Şu anda siyasetçilere ve bir anlamda da bu kararla topluma da dayatıyor. Siyasi partiler CHP, AKP ve diğer partiler buna uyacak mı çok emin değilim. Bu partilerin etrafında şekillenen toplumsal kesimler buna ayak uyduracak mı? Bu talebi yerine getirecek mi? Bunlardan da emin değilim. Şuanda çıkan karar buna elverişli bir zemin hazırlıyor ancak bu elverişli zeminden hakikaten yararlanılacak mı? Bunu önümüzdeki günlerin sonunda göreceğiz. AKP kapatılmış olsaydı mağdur olacak mıydı? Belki olacaktı ama çok da sorun değil. Eğer kapatılsaydı AKP bundan çok kötü etkilenecekti. Kapatılmış olmayı hiçbir zaman tercih ettiklerini sanmıyorum. Kapatılalım da mağdur olalım, daha güçlü gelelim gibi bir beklentileri olduğunu sanmıyorum. Kapatılmamak için çok uğraştılar ve emellerine ulaştılar diye düşünüyorum. Bu sürecin toplum tabanına etkileri üzerine konuşmak için çok erken. Yansımaları belirli bir süre sonra olur. Toplumun bunu nasıl karşılayacağına bakmak için biraz beklememiz lazım diye düşünüyorum. Mesela yeni bir terör eylemi yaşarsa Türkiye, ona gösterilecek olan tepkilerden bunu çıkartabiliriz. Ancak bir şeyler söylememiz için yaşanmış bir olayın üzerinden gitmemiz lazım ve şuanda öyle bir olay yok.

 

HALUK ŞAHİN:

Demokrasiye olan

inanç yükselecek

Zaman içerisinde bu sonuç beklenir hale gelmişti. Bence en optimal yararın sağlanacağı sonuç buydu. Ben kendi yazımda bunu “Mikrocerrahi Operasyonu” olarak tanımladım. Ancak böyle bir sonuç tüm taraflara istenen mesajı verebilirdi. Nitekim de dava öyle sonuçlandı. O yüzden ben bunun optimal bir sonuç olduğu kanaatindeyim. AKP bu dava sonucu laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmak gibi çok ağır bir suçlamada davayı kaybetti yani 10 yargıç son 6 yıl içindeki eylemlerinden dolayı AKP’nin laiklik ilkesini ihlal ettiği sonucuna vardı. Bunun ağır bir sonuç olduğu ve bu bakımdan AKP’nin bunu iyi değerlendirmesi gerektiği kanaatindeyim. Öbür taraftan gene yüksek mahkeme bu dönemde artık parti kapatarak siyasi sorun çözmenin demode bir şey olduğunu da dolaylı olarak ilan etmiş oldu. Bu süreç toplumun demokrasiye olan inancını yükseltecektir. Çünkü çağdaş demokrasi, yargının ve Anayasal yargının vazgeçilmez bir rol oynadığı bir demokrasidir. Bence Anayasa Mahkemesi bu konuda verdiği sınavla Türkiye’de yargıçların duruşunu bir kez daha dünyaya ilan etmiştir. Toplum tabanında son yıllarda özellikle son aylarda çok ciddi bir ayrışma ve kutuplaşma vardı. Bu kararla birlikte bu ayrışma ve kutuplaşmanın düştüğünü görüyorum. Umarım atılacak diğer adımlarla bu yönde daha fazla ilerleme olur ve Türkiye’yi çok rahatsız eden bu fay hattı yavaş yavaş ortadan kalkar.

 

ETYEN MAHÇUPYAN:

Toplumun demokrasi

istemi dalgalanıyor

AçIkçasI ben bu sonucu beklemiyordum. Tabii yüzde sıfır ihtimal demiyorum ama büyük olasılıkla AKP’nin kapanacağını düşünüyordum. Çünkü daha önceki tasarruflarında Anayasa Mahkemesi bu yönde eğilim göstermişti. Anayasa Mahkemesi üyelerinin eğilimleri şu ana kadar defalarca ispatlanmış durumda. Dolayısıyla aynı eğilimi gösterdikleri ve ideolojik olarak değişmedikleri takdirde verilecek kararın yediye dört ile kapatılma olacağını düşünüyordum. Şuanda AKP’nin “mağduriyet” söylemi siyasi olarak konsolide olmuş durumda. Ben bunun seçimlerde karşılığının olacağını ve Ak Parti’nin bu süreçten güçlenerek çıktığını düşünüyorum. Sonuçta bu parti hem dünya nezdinde hem Türkiye toplumu nezdinde hukuki olmayan bir gerekçeyle dava edildiği kanısı şuanda çok yerleşik. Ayrıca bu süreci çok olgun bir biçimde yönettiğine dair de bir yerleşik fikir var. Bunu ister Avrupa Birliği’nin Diplomatlarıyla konuşun, ister Anadolu’daki herhangi bir vatandaşla konuşun böyle bir kanaat var. Ben bu kanaatin karşılığının olacağının düşünüyorum. Hem mağdur bırakılmış hem de bunu iyi taşımış olan bir parti görünümünde şuan.  Tabii ki bu süreçten insanların psikolojik olarak etkilenmediğini söylemek mümkün değil. İnsanlar artık bıktılar ve dünyadaki diğer ülkeler gibi olmak istiyorlar. Bu açıdan bakıldığında bu ve benzeri olaylar enerjimizi azaltıyor muhtemelen. Ama öte yandan da gene her yaşadığımız olay, atmamız gereken adımın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor ve bizi o adımı atmaya davet ediyor. O yüzden ben toplumun demokrasi isteminin yaşanan süreçte azalmadığını ama zaman zaman konjoktüre göre dalgalandığını düşünüyorum.

 

***

ZEYNEP GAMBETTİ: Kriz zemininde toplumsallık yeniden inşa ediliyor

AKP’yi kapatma davasında bir uzlaşı yoluna gidileceği bence aşikardı. “Burası Türkiye, belli mi olur?” diye düşünmeden edememekle beraber, tüm bu karmaşa içinde alışık olmadığımız güç odaklarının silueti belirmişti zira. Devlet denilen heyulanın bütünlüklü bir yapı olmadığını gördük, ama en önemlisi derininin de parçalı olduğu ortaya çıktı. 1999’da Güneydoğu’daki iç savaşın sönümlenmesi ve Helsinki anlaşmasıyla birlikte değişmeye yüz tutan dengeler yeniden tesis edilmeye çalışıldıkça geri tepti. Özellikle TSK ve CHP tarafından körüklenen aşırı milliyetçi, laikçi, kemalist dogma katılaştıkça çatlak vermeye başladı. AKP’nin bu süreçte hiç bilmeyerek ve kendine rağmen oynadığı rol katarsis sağlamak, yani gerginliği doruğa tırmandırdıktan sonra çözülmesine önayak olmak oldu. Bunu da bir sistem partisi olması sayesinde becerdi. Bir DTP’nin ya da bir sosyalist partinin karşısına aldığı için belki de güçlendirdiği statükocu ittifakı içeriden vurdu, statükonun kendi değerlerini ona karşı kullandı, muğlaklaştırdı, zayıflattı.

Kapatma davası, e-muhtıra, anayasa değişikliği, Ergenekon derken oluşan toz duman içinde gözden kaçan nokta toplumun ne denli siyasallaştığıydı. Bunu olumsuz bir anlamda söylemiyorum. Son birkaç yıldır ardı ardına dayatılan darbe korkuları, irtica kabusları, dava ve cinayetler, siyasete umarsız kalmayı imkânsızlaştırdı. Bu süreçte toplumun demokrasi özlemi törpülenmek yerine güçlendi. Hatta örgütlü bir sivil toplum belki de Türkiye’de ilk kez şimdi yeşeriyor. Hayır dernekleri, sosyal yardım kuruluşları ve çevre örgütlerinin STK’cılığından (tabiri caizse proje tüccarlığından) çok farklı olan bir örgütlenme sözkonusu. Uzak ve yakın geçmiş hakkında belge toplanıyor, sözlü tarih çalışmaları yapılıyor. En tabu konular tartışmaya açılıyor. Siyasal gelişmelere anında tepki veriliyor. Bağımsız yayınlar çoğalıyor. Haberleşme ve dayanışma içinde olan bir taban hareketi doğuyor. Bu, demokrasinin sadece bir özlem olarak kalmayacağının işareti kanımca. Burjuva olmayan bir demokrasi ancak tabanda oluşan güçler sayesinde inşa edilebilir çünkü. Siyasetin zirvesi bilinmezlikleri çoğaltarak laiklik-irtica, AKP-TSK, hukuk-demokrasi, ulusal-uluslarötesi gibi ikilikleri derinleştirmeye çalışırken, bunlara hapsolmamaya çalışanlar forum ve sivil toplum kuruluşlarında hasbelkader farklı bir dil oluşturuyor. Henüz geçmişin ideolojik kalıplarının ve yaftalama hastalığının geride bırakıldığı asla söylenemez. Ancak tüm bu krizler iktidar olgusunun bu coğrafyadaki kutsallığını sarstı, özneleri iktidara endekslenmekten bir miktar kopardı desek çok da abartmış olmayız sanırım.

Bu AKP’nin başarısı değildir, ama teslim etmek gerekir ki AKP bu değişime zeminini açan parti oldu. Kapatılamazdı dolayısıyla, çünkü zirvedeki fillerin dışında kalan toplum siyasetin artık yalnızca seyircisi değil. Düğmeye basıldığında aynı tepkiyi vermiyor, farklı farklı sesler çıkarıyor. AKP kapatılsaydı ortaya çıkacak olan kaosun kontrol altına alınması imkansız olurdu. Kaldı ki, ekonomik anlamda kaybedilecek çok fazla şeyi olan çok fazla insan var artık bu neoliberal ülkede. Akla gelen diğer tüm senaryolar (örneğin AKP ile TSK arasında gizli bir ittifak olduğu iddiası) spekülasyondan ibarettir. Oysa toplumsallıkta ve iktidar dağılımında bir değişiklik olduğu teyit edilebilecek bir tesbittir. Bunu görmek, olayları bu yönden okumak herhalde en çok sola yarar. AKP destekçisi olmama uğruna kendini bu sürecin dışında bırakmak, arkaik dil ve eylem kalıplarından kurtulamamak, önümüzde belirmiş olan çok önemli virajı alamamak, belirleyici konuma geçme fırsatını yitirmek, zaten dağılmış ve zayıflamış olan Türkiye solunun sonu olur.

 

***

MEHMET BEKAROĞLU

Türkiye’nin demokrasi sorunu devam edecek

 

Sonuca dair Ankara’da bir sürü spekülasyon dolaşıyordu ve olası sonuçlardan biri de buydu. Toplumda bu yönde bir talep oluşmuştu ve oluşan talebe Anayasa Mahkemesi’nin duyarsız kalamayacağı konuşuluyordu. Partinin kapatılması hem siyasette hem ekonomide hem de uluslararası ilişkilerde sorunlar ve kaos çıkarır deniliyordu. Anayasa Mahkemesi de buna duyarsız kalmadı. Çıkan sonuç konusunda da çok değişik spekülasyonlar var. Öncelikle partinin kapatılmaması Türk siyasetinde ortaya çıkabilecek kaosu ortadan kaldırmıştır. Bu anlamda siyasetin müdahalelerle, anayasa mahkemesinin hareketiyle yeniden düzenlemesi, kontrol etmesi sorunlarını çözmesi gibi bir fırsat doğmuştur. Anayasa Mahkemesi Başkanı da kararı açıklamadan önce "Siyaseti ilgilendiren konuları Anayasa Mahkemesi’ne getirmeyin" gibi bir konuşma yapmasının anlamlı olduğunu düşünüyorum. Ona bir verilen karar Adalet ve Kalkınma Partisi’nin laikliğe aykırı eylemlerin odağı olduğu konusunda bir tespit var. Ayrıca hazine yardımının yarı yarıya mahrum edilmiştir. Tabi bu anlamlı bir şey. Türkiye’de 1982 Anayasası’nın dar kalıpları tartışılıyor. Bu Anayasa’yla demokrasinin mümkün olamayacağı, özellikle yargı bürokrasisinde hakim olan laiklik anlayışıyla Türkiye’nin yoluna devam edemeyeceği söyleniyordu. Böyle bir kararla bu çizgiler daha da kalınlaştırılmış, 1982 Anayasası’nın totaliter laiklik anlayışı daha da daraltılmıştır. Dolayısıyla bu anlayış ve yapıyla Türkiye’nin yoluna devam edebileceği kanısında değilim. Adalet ve Kalkınma Partisi çizilen bu çizgiler içerisinde kalmayı taahhüt ediyor. Böyle anlaşılıyor. Bu Türkiye’ye bir rahatlama getirmeyecektir bana göre. Ancak bir fırsat da var. Adalet ve Kalkınma Partisi ve muhalefet yeni bir anayasa yapabilir. 1982 Anayasası’nı değiştirebilir. Bu karar bunun için fırsat olur da iktidarıyla muhalefetiyle böyle bir çalışma yapılırsa belki Türkiye’nin önü açılır. Yoksa geçtiğimiz yıl Cumhurbaşkanı seçimleri çerçevesinde yaşanan tartışmaların benzerleri, önümüzdeki dönemlerde de yine karşımıza çıkar. Türkiye’nin demokrasisindeki sorunlar ve eksiklikler devam eder diye düşünüyorum. AKP hep mağdur, muhafazakâr kesimlerin temsilcisi, bu konuda bir şeyler yapmaya çalışıyor ve devlet tarafından sürekli engelleniyor gibi bir görüntü vardı. Tabi bu görüntü de seçimlere yansıyordu. Özellikle 22 Temmuz seçimlerinde Cumhurbaşkanının seçilmemesi AKP’ye birkaç puan kazandırdı. Bu kararla kalktı ama bu muhalefetin tutumuna bağlı. Muhalefet yine AKP’yi laiklik konusunda ;“sabıkalısınız” diye eleştirir, muhalefetini mahkeme kararı üzerinden devam ettirirse AKP’nin “mağduriyeti” devam eder. Ama muhalefet kendine çeki düzen verir Adalet ve Kalkınma Partisi’ni ekonomide, sosyal güvenlikte, sağlıkta, eğitimde yaptığı icraatlarla eleştirir, alternatif tespitler getirirse AKP’nin mağduriyeti değil icraatları tartışılır ve bu sağlıklı bir çalışma olur. Bana göre Ak Parti’nin mağduriyetinin kalkması biraz muhalefetin özellikle de ana muhalefet partisinin tutumu ile paralel gidecek gibi görünüyor. Bu süreçle toplumu demokrasiye olan inancının yitirildiğini düşünmüyorum. Bence toplumun demokrasi talebi devam ediyor. Ama toplumun önünde bulunanlar, aydınlar, elitler, seçkinler bence problem onlarda. Yoksa toplum daha fazla demokrasi talep ediyor. Tabii ki yaşananlarla zaman zaman moral bozuluyor ancak daha fazla demokrasi istemi değişmedi bence. Geçmişte yapılan müdahalelerde toplum hep karşı durmuş, demokrasiden, serbestlikten yana tavır almıştır. O nedenle ben sorunun toplumda, çevrede değil merkezde olduğunu düşünüyorum. Bürokraside, aydınlarda olduğunu düşünüyorum. Bu süreçler toplumu her yönden etkiliyor tabii ki. Toplumda bir bölünme, kutuplaşma, gerginlik var. Ama toplum ne kadar sağlıklı bir toplum ki bu kadar provokasyona ve kışkırtmaya rağmen ciddi bir kamplaşma, ayrışma, çatışma olmadı. Bu konuda sağlam, sağduyulu bir toplumuz diye düşünüyorum.

 

03 AĞUSTOS 2008 BİRGÜN PAZAR
BİRGÜN PAZAR / Ağustos 2008 ARŞİV
03
BİRGÜN PAZAR / ARŞİV
 
BirGün Gazete Ekler
BirGün Pazar
Duvar Gazetesi
BirGün Forum
Araştırma Dosyaları
Latin Amerika
RengAhenk
Dünya Yalnız Bizim Değil
BirGün Kitap
Eğitim Dosyası
BirGün Gençlik
BirGün Gazete Portal
Portal Haberler
Fotoğraf Galerileri
Video Galerileri
Mesaj Tahtası
Duvar Yazıları