İyi ki var ama Ferhan Şensoy bile eski Şensoy değil. Oyunun adı: İçinden Tramvay Geçen Şarkı. Seksenler. Kapıda hepsi de oyuncu olan Nazi subayları bilet kesip izlemecilerin üstünü arıyor; hatta bir gece oyun çıkışı, aynı kostümlerle Beyoğlu"na inip vatandaşa kimlik soruyor, arama yapıyorlar da kimsecikler ses seda çıkarmıyor... Zaten Beyoğlu da bir sahne değil midir?
Kimbilir nasıldı o gece? Kış mıydı, İnci Pastanesi"nin camları buğulu muydu, içerde eğri büğrü levantenler... Ya da bir takım kürklü teyzeler, dudaklarının kenarına profiterolden bulaşmış çikolata lekesini, peçete kağıdıyla kibar kibar siliyor muydu? Bir köşebaşından Hayalet Oğuz çıkacak gibi... Lale Sineması"nın önünde Sait Faik"in ruhu film afişlerine bakıyor muydu?
Tiyatroyu ben Şensoy"un bu oyunuyla sevdim. Karl Valentin anlatılırdı oyunda. Müzik: Grup Gündoğarken. İlhan Şeşen"in şarkılarını Sibel Can, Bülent Ersoy değil Hümeyra okuyor henüz. Şükür, Avrupa Yakası yoktu. Bir sahne: Sevgilisi, Valentin"i terketmiştir. Çocuktum, terkedilmek garip bir ürpertiydi. İşte şarkının sözleri: "Terkettim Karl Valentin"i yıl 934 / adamım yalnız kaldı sahnede / yalnız yalnız adamlardı tiyatro..."
Sonra lise yılları. Okul çıkışı Maçka"dan Taksim"e iniliyor. Ezilmiş Leylaklar Kitabı"nı okuyanlar hatırlar Bir amatör tiyatro grubunda dostum Murat, şeker ablam Esra ve ben, sonunda oyuncuyuz: Paldır Kültür"de. Tarlabaşı, İstanbul Sanat Merkezi. Türkiye"de bir amatör tiyatro, en kalabalık ekiple ilk kez bir pop opera yapıyor. Müzikler: Reyman Eray.
Çalışılacak bölümün oyuncuları olarak her pazar Taksim"de Eray"ın evinde toplanırdık. Pürtelaş Sokak. Hoca şarkıları öğretecek! Heyecan... Gördüğüm en zayıf adam Reyman Hoca. Gri saçlar. Kırçıl bıyıklar. Evi birinci katta. Kapısı hep açık. Kedileri sorsanız, beni fağelerden koğuyoğlağ, derdi; oysa yalnızlığıydı onlar. Odada kocaman, darmadağın bir masa. Bir köşede tozlu faks makinesi. Boş bulduğumuz yere sığışır, sıramızın gelmesini beklerdik. Deneme kayıtları yapıyorduk. Eskimiş bir gitar, solgun bir ışık, sarı perdeler. Göçüp gittiği uzaklarda da bir gitar bulmuş mudur?
O provalarda, kasetlere yaptığımız ses kayıtları... Doğru sesi arardı. Yazarlığa ilişkin öğrendiğim ilk tavırdı bu. Doğru ses! Bizi dinlerken bıyıklarıyla oynardı Reyman Eray. Detone olduğumuzda deliye döner, hemen teybi kapatır, sonra nazikçe, tekğağ deneyelim canım, derdi.
Reyman Hoca televizyonun, medyanın kirliliğinde durmadı hiç. Işıklı baloları reddetti. Yabandı. Heyecanlı üç beş acemi müzisyen onun için daha önemliydi. Faşist artıkların, modern fahişelerin, satışa çıkarılmış ruhların terli bedenleriyle boy gösterdikleri klipler, her şarkıda geçen o aptal "sebebim" kelimesi, hep aynı ritmle anlatılan duygular, cahil cesaretleri, halk yalakalığı yapmak adına konuşulan bozuk Türkçeler ve dublaj şarkıcıları onu hiç ilgilendirmedi. Yarışmalar haksızlıklarla dolu, prodüktörler incelik yoksunu, bir şeyler öğrenmek için yanına yanaşan süklüm püklüm gençler meşhur olduktan sonra vefasız çıkmıştı.
Sonraları Murat"a armoni dersleri vermeye başladı. Bazı günler ben de yanlarına giderdim. Nota çizgilerinden bir adam, portelerden bir ev, sol anahtarlarıyla açılan kapılar... Uzun kabarık saçlarını sallayıp "olmaaaz" diye itiraz edişlerini anımsıyorum. Bütün dünyasını kaplayan kalın telefon defterini. Ne olursa olsun kirasını ve faturalarını hep ödeyişini. Kedileri ve çocukları çok sevmişti. Beş kere evlendi. Demek kadınları da sevdi. Fakat yapayalnız ölümü geliyor aklıma. Akciğer kanseri...
Uzun boylu olduğu için boynunu eğerdi. Kimseye yukardan bakmamak gibi bir derdi vardı. Nota yazmaktan tutun da parça aranjmanına kadar her işi yaptı. Çok para kazanmak gibi bir amacı hiç olmadı. Tiyatro oyunlarını müzikledi, gazetede köşe yazıları yayımlandı. Renkli, yaldızlı basın ona hiç yüz vermedi. Küçük ama güzel bir kalabalığın adamı olmayı seçti hep.
İyi de diyeceksiniz, ne anlatıyorsun Caymaz, tanımıyoruz biz bu adamı. Tanıdıklarınızın ne kadar değerli olduğunu sorun kendinize. Bu hafızasız toprak parçasında her şey unutulurken, bunca "büyük" adamın yanında bizim küçük adamlarımızı anlatmak vefanın sadece bir semt olmadığını gösterir. Geçelim...
Son kez Reyman Hoca’yı alkışlayarak: Doğum günü tangosu, Kurtuluş, Ülker Sokak, Pürtelaş, TRT hafif müzik repertuvarında elliyi aşkın şarkı, Andrea Paleologos"tan aldığı gitar dersleri, sonra kendi kendine kitaplardan öğrendiği bestecilik, füg, kontrpuan, 60"ların sonuna doğru tavernalarda çaldığı Latin Amerika ezgileri, yetiştirdiği, şarkılar yazıp verdiği Nur Yoldaş, Asu Maralman, Kuzenler, Grup Bunalım, adının yazıldığı 200"ü aşkın plak, devlet ve şehir tiyatrolarında sahnelenen yüzlerce oyuna yapılmış bir dolu şarkı, tiyatro eleştirmenliği, köşe yazıları, kahve fincanları, kedileri, köpekleri, olmamış aşkları ve hatıralarımdaki gölgesi...
Telefon defteğimde halen numağan duğuyoğ ağabey, silemedim ki...
ONUR CAYMAZ onurcaymaz@hotmail.com