BİRGÜN PAZAR
‘KARINCAEZMEZ ŞEVKİ, FUTBOL VE DİĞERLERİ’
02:32 27 Temmuz 2008
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Şirketin önünden, gideceğim yere geç kalmış olmanın verdiği panikle oflaya puflaya, sinir içinde biniyorum taksiye. Biner binmez şoför kan kızılı soruveriyor: "Hangi takımlısın arkadaşım?" Çattık! Bakıyorum, taksinin hiçbir yerinde hangi takımlı olmam gerektiğine dair bir işaret yok. Üstelik ne vakit arkadaş olduk? Geçelim.
 "Takım tutmuyorum," diyorum. Bir kez de gerçeği söylemeli. Çünkü herhangi bir takım adı versem, karşımdaki o takımın durumundan; kimin ilerde, kimin geride oynaması gerektiğinden kaptırıp gidecek. Ben de ona katıldığımı söyleyerek bu gereksiz muhabbeti böyle kapatmayı deneyeceğim ve fakat böylesine kopmuş birine katılmak asla yetmez.
Futbol konusunda nasıl bir deha olduğunu ispatlamaya çalışacaktır. Gençliğini bu uğurda harcadığından dem vurmasını mı istersiniz; aslında zamanında fırsat verilmiş olsa nasıl iyi bir futbolcu olabileceğini anlatmasını mı? Bu Haldun Taner hikâyelerinden fırlamış futbol dehası tipler pek bilmez; fırsatlar, haklar ne yazık ki bazı coğrafyalarda henüz verilmiyor. Sadece alınabiliyor.
Şu adam liberoya alınmalı, bu herif bilmem kimle eküri olmalıymış. Eküri benim bildiğim aynı ahırın atlarına denir ama ne farkeder değil mi; at, avrat, silah soyunun çocuklarıyız nasılsa. Sıkıntısı birazdan anlaşılıyor adamımızın. Galatasaray"a bilmem kim alınacakmış fakat o da çok pahalıymış... Ne umurum! "İyi olmuş alınamadığı," diyorum. Ardından duyulur duyulmaz söyleniyorum: "Asgari ücret kaç para biliyor musun sen?" Sefalet edebiyatı yapıyorsun, diyen olacaktır; korkmayın bir şey olmaz, sefalet varsa edebiyatı da olacaktır. Ne diyordu Turgut Uyar: "Açlık Çoğunluktadır."
Dehşet içinde, benim ne biçim bir yaratık olduğumu süzmeye çalışıyor. "İyi adamdı ama almaya çalıştığımız adam," diyor. Ne iyi adamlar nerelere gelemiyor, görse. Bastırıp duymak istemediği cevabı veriyorum: "Ben futbolla ilgilenmiyorum be abi! Hatta tiksiniyorum futboldan."  Tamam işte, yandı gülüm keten helva... Bundan sonrasını beni taksiden atmasın diye söylemiyorum. Hem söz uçar, yazı kalır! Buyrun o zaman:
Futbol ülkemizde bugün kara para aklamanın en iyi yollarından biri. Kazak Abdal"ın parayla namaz kıldıran imamın da, diyerek sinirlenip yazdığı bir şiir vardır. En temelde "parayı bastıran" kazanacaksa ne işe yaradı sporcunun zekisi, çeviği, ahlaklısı? Hem bu kadar din kültürü ve ahlak bilgisi dersi görmüş insanın bulunduğu bir kalabalıktan bunca ahlaksızın çıkması nedendir diye düşünmez misiniz hiç? Bir stadyum dolusu insanın, futbolcunun anasından, kalecinin avradına; hakemin doğmamış çocuğundan, bilmemkimin bilmemnesine dek sövmesi neyin nesidir?
Ya futbolcu denen çocuk yaştaki adam.. Onun sadece gol atarak, hesabını bilemeyeceği denli paraya sahip olması, aşağı mahallemizde yaşayan ve hayatında hiç süt içememiş çocukları düşündükçe bana dokunuyor. Kimsenin parasında gözümüz yok, sadece aradaki uçurum rahatsız edici. Kış sabahlarında, emekli maaşı için bankanın önünde sabah sabah bekleşen yaşlıları görünce ne hissediyorsunuz? Geçelim.
Fakat adamımız illa ki kurcalayacak: "Başka bir sporla ilgilenmiyor musun peki?" Çünkü ancak o zaman adam yerine konulursunuz. Sanki kendisi taksiyi yıkatıp sahibine bıraktıktan sonra tenise gidiyor ya da her hafta yüzme antrenmanında. Dikkat isterim, bu sorudaki ilgilenme edilgen anlamda bir ilgilenmedir. Başka hangi maçları izlersin, demek istiyor yani. Çünkü bizde spor yapmak da, sinemaya, tiyatroya gitmek de, kitap almak da çok pahalı olduğu için geriye izlenebilir ve kolay anlaşılabilir olan "sporlar" kalır sadece. Üstelik burada mutlaka izlenecek şeyler "match" etmeli, yani karşılaşmalı. Yalnız başına yapılan bir spor makbul değildir pek. En az iki kişi olmalıdır ki biri yenilsin. Bu iki taraf, futbol gibi çok sevilen sporlarımızda düzen / düzülen olarak tezahür eder. Bunu anlamak için sosyoloji mezunu olmak gerekmez. Günümüz maçlarındaki tezahüratları inceleyin, yetişir.
Gündelik ilişkilerimizin çoğunu da zafer veya düzme kaygısı kaplamıştır. Büyük bir erkek kalabalığı için zaten bu ikisi aynı şeydir. Murathan Mungan, Türkiye"de kadın sorunu değil erkek sorunu var derken hiç de yanılmıyor. "İlgilenmiyorum ağbicim, hiçbir sporla ilgilenmiyorum."
Bana çok kızarak devam etmiyor. Küsüz artık. Aksaray"a gelmişiz bile. İnerken beş kuruşumun üzerine yatıyor. "İyi günler," diyerek o parayı da vermeyeceğini ima ediyor. Aynı takımlı olsaydık para bile almayabilirdi. Bachmann ne demişti: "Faşizm önce gündelik ilişkilerde başlar. "
Üstgeçitten geçip Taksim dolmuşlarına ilerlerken Karıncaezmez Şevki"yi düşünüyorum. Beşiktaş Çarşı tayfasından birinin, bir Beşiktaş – Fenerbahçe maçında kulağını kestiği, sonraları nam-ı diğer Kulağıkesik Caymaz olarak anılacak amigo (evet, Caymaz denirmiş kendisine), Fener taraftarı için nasıl çok meşhursa Şevki de Galatasaray camiası için budur. Bir Opel taksi. Taksinin içinde sarı kırmızı karanfiller. Karıncaezmez Şevki"den bahsediyorum.
Taksisine binen insanlara sarı kırmızı çiçekler armağan edermiş Şevki. Galatasaray"ın Fenerbahçe"ye yenildiği bir maçta, yeni zamanlarda, yeni zamanların çocukları Şevki"yi stattan aşağı atmışlar. Her gol sonrası selam vererek öyle dakikalarca kıpırdamadan duran adam hastanelik oluyor.
Haftanın belirli günleri, Galatasaray Lisesi"nin bahçesine girer öğrencilere selam çakar, öylece dikilirmiş. Âşıkmış cimboma. Yaşlılığında karısı, çocukları da terketmiş onu. Bir hastane odasında Metin"in, Turgay"ın resimleri arasında, geçmiş günleri anıp her gün ağlayarak; çok rica ettiği, taksitlerini bile öderim siz yeter ki arabamı yenileyin dediği ama bir türlü olumlu cevap alamadığı Galatasaray yönetimine sitemkâr, ölüvermiş.
Şair dostum Hakan Savlı, Oce şiirinde anmış onu. Başka hatırlayan var mıdır?
"Bu ilkyaza Karıncaezmez Şevki"yi gömdüler. Galatasaray"ın amigosu,
onun için ağladım - üstelik fenerliyim - o karıncaezmez ki
dakikalarca heykel olup donup kalırdı
tribünlerde her golden sonra, gören taraftar
bak Şevki golün heykelini yapmış derdi ve
terketmişti onu karısı çocukları. Bu ilkyazda seni anımsadım da
pembe mi dedim beyaz oje mi mor mu? İlkyaz nereye koydu yıkıntıları."
Bir de böyle aşkla dolu bir futbol var! İlkyaz sanırım o eski ve güzel futbolun güpgüzel adamlarını, yıkıntılarını hiç bulamayacağamız bir yere sakladı Hakan, Aranıp duruyoruz. Ne dersin?

ONUR CAYMAZ onurcaymaz@hotmail.com


Bu Haber 374 Kez Görüntülendi
27 TEMMUZ 2008 HABER LİSTESİ
BİRGÜN PAZAR / TEMMUZ 2008 ARŞİV
27
20
06
BİRGÜN PAZAR / 2008 ARŞİV