BİRGÜN PAZAR
ÇOK GÜLÜNÇSÜN AZRAİL, MUZAFFER BUYRUKÇU ÖLÜR MÜ HİÇ?
00:57 17 Ağustos 2008
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Buyrukçu; kitapları için reklâm çalışmaları yapılmamış, basın bültenleri hazırlanmamış, tanıtım kokteylleri düzenlenmemiş, kalender meşrep bir yazar...

 

ONUR CAYMAZ

 

» Arnavutluk Prensi. Arkadaşları böyle dermiş. Prens gibi bir hayatı yoktu, onun için belki. 1930, Niğde. Orta ikiden terk. Aşçı yamaklığı, kunduracılık, inşaat işçiliği, odacılık, TMO"da memurluk sonra. "Öykümüzün ikinci yenisi", "Öykümüzün Mareşali", "Muzo Baba"; böyle lakapları olmuş.

Buyrukçu; kitapları için reklâm çalışmaları yapılmamış, basın bültenleri hazırlanmamış, tanıtım kokteylleri düzenlenmemiş, kalender meşrep bir yazar.

 

» Babasının kapıcılık yaptığı gazetenin açtığı hikâye ödülünü kazanır. Şimdi Küçük Langa"daki bir semt kahvesine yolunuz düşse paltonuzun iç cebinde taşıyabilirsiniz kitaplarını. Ocakçılar, sabahları çayla çok uğraştığından, kahve isteyen müşterilere sinir olur. Bunu bilen bir yazardır. Birahanelerin tarihinde yeri vardır.

 

» Ölüsü oradaydı. Camii avlusunun bir köşesinde, süssüz, içtenlikli, taç yapraklar… Yazdı. Dikkat etmedim. Çelengin üzerindeki kuşakta "Cemal Süreya" yazıyordu. Sanki halen yaşıyor da böyle bir çelenk göndermiş usta. Siyah karton kuşak üzerinde sarı yaldızlı kâğıttan kesilmiş harfler, ikindi güneşinin ölgün ışığında parıldayıp söndüler. Kimin şakasıydı bu.

 

» Ustası Orhan Kemal"dir. Orhan Kemal, şimdi Cibali"de, girişinde ahşap evinizin olduğu o sokakta kimseler yok. Özel bir üniversitenin tapulu malı oralar. Tütün fabrikasına giden kızlar yok. Talat yok. Adana Kebabevi, İkbal Kıraathanesi; bunlar artık yok! Orhan Kemal, Buyrukçu"nun hayatının bir bölümünü romanlaştırır üstelik. Kitap, Devlet Kuşu adıyla yayımlanır.

 

» Yakın arkadaşı Edip Cansever; Kapalıçarşı"da bir dükkânın ikinci katında şiire, hayata çalışırdı. Kuyumcuların çiğ ışıkları, lokumların üzerine kar kar yağmış hindistan cevizi... Nişan, sünnet alışverişine, kumaş almaya gelenler. Pasaj içlerinde, rutubetli lokantalarda içilen cıgaralar. Pasaj lokantaları. Melamin tabaklarda yenilmiş ızgara köftenin hüznünü bilen bir sanatçı. Kalabalıkların.

» İlk kitabının adı Katran, İkincisi Acı. 1956, 1957. Karanlık kelimeler seçmiş kitaplarına. Sonra günlükleri tabii ki. Sıcak İlişkiler, Dillerinde Dünya. Günlükleri bir hayli özeldir!

 

» Halil İbrahim Bahar. Saçları ensesine kadar gelen bir başka şair, arkadaşı. Somut dergisi genel yayın yönetmeni. Hep dergi büroları; edebiyatın kalbidir oralar… Çay bardakları, sigaralar, daktilo edilmiş yazılar, kırmızı kalemlerle yapılmış düzeltiler.

 

» İstanbul"u çok sevmiştir. En çok onu yazmıştır. En çok orada. Bir kitap: Dumanı Tüten Çay Gibi. Kapağındaki kadın kimdi? Arkası dönüktür. Eteği buruşuktur. Pencereden izlediği nedir kim bilir? Kimi beklemektedir?

 

» Bir kitap: Aydan Gemi Yapanlar. Bir ananın, oğluna baktığı kahve falını anlatan kırık hikâyesi. Türkçe kitaplarına ders olarak girer mi bir gün?

 

» Edebiyatımız içinde lümpeni en iyi anlatmış yazarlardan biridir Buyrukçu. Anlattığı lümpen tipi o kadar canlıdır ki sanki bugünü anlatan bir hikâyeyi okumuşsunuzdur. Oysa elli sene öncesine tarihlenir o hikâye. Renkli ampullerle donanmış bir gazinoda, kareli örtülerin serildiği masalarda, rakı içmenin yazarıdır o. Devlet dairelerinde, bankalarda çalışan dul kadınların hüznünü yazmıştır.

 

» Mualla, Misli, Muzaffer… Ölümünden sonra aşk üçgeni diye haber yapmıştı gazeteler. Otuzdan fazla kitap yazmış bir yazarın ardından, eserlerinden hiçbirine değinmeyip sonradan görme bir kabalıkla özel yaşamına girmek.

Ölen yazarın bir kitabını o ay içinde bir gün, gazeteyle birlikte ücretsiz olarak okurlara dağıtmayı düşünmeyen, artık hikâyeler yayınlamayan gazetelerdir bunlar. Buyrukçu öldüğünde yanında alzheimer hastası eşi vardır. Kocasının uyuduğunu sanıp üstünü örter kadın. Beşinci günün sonunda artık ceset iyice kokmuştur. Kadınsa geçmişe dağılıp, kırık dökük... Sonradan gelenlere, uyuyordu, üstünü örttüm, diyecektir. Ölüm de bir uyku değil midir hem?

 

» Cemal Süreya ile birlikte Turgut Özal"a şöyle bir teklifte bulunmuşlar. Yazasım geldi!

Ben ve Buyrukçu bu konuda / Dostça omuz veriyoruz size.

Gelin, halkın önünde, / Üçümüz birlikte intihar edelim.

Yer: Kadıköy eski iskelesinin önü, / Gününü ve saatini siz saptayın.

Ülkemiz sizden kurtulsun, / Biz de bir işe yaramış olalım.

 

» Bir kitap yine: Şarkılar Seni Söyler… Adam Yayınları. Haziran 1982. Dünyaya küstüğüm bir gün gidip almıştım. O eski sahaf. Hep hayal ettiğim yeşil kadife koltuklu arka oda. Öğlen rakıları içtiğim bir gün gidip almıştım. Kapak öyle güzeldi ki Erkal Yavi"nin tasarımı olduğunu düşünmüştüm. Künyede Sungu Çapan ismiyle karşılaşıyorum. Bir kahramanım daha var artık.

Belli belirsiz. Bir kadının belli belirsiz gözleri, ıslak dudakları, alevli gecelerini görüyorum kapakta. İsteğin sıcacık çağrısı duyuluyor… Sis içinde bir karpuz lambanın altında –belki de dolunay-  dudak dudağa birileri, dans ediyor.

 

» Berhan Şimşek Radikal gazetesinde şöyle aktarıyordu: "Buyrukçu"nun tekerlekli sandalye talebini yazılı olarak iletmesini istedi. Temmuzda Buyrukçu"nun yakınları yazılı başvuruda bulunduklarını ancak taleplerinin yerine getirilmediğini ifade etti. Bakanlık tarafından Buyrukçu"ya yazılan resmi yazıda talebin reddedildiği bildirilmiş. Bunun üzerine aynı gün müsteşar ile görüştüm. Bu desteğin verilebilmesi için yönetmelik değişikliğinin gerektiğini, bu yönde çalışmaları olduğunu, Buyrukçu"nun talebini yazılı olarak yinelemesini söyledi." (*)

Ölmeden önce Kültür ve Turizm Bakanlığı"ndan tekerlekli sandalye ister. Yukardaki gibi bir cevap alarak temmuz ayında, yazılı başvuru yapar. Cevaben yazılan resmi yazıdaysa talebinin reddedildiği bildirilir. Söz konusu yönetmelik değişmeden yazarımız ölecektir.

 

» Daktilosunun oralarda bir yerde kurumuş bir demet çiçek, eski bir kartpostal, hâlâ tuz kokan deniz taşları durur muydu acaba? Birazcık ümit durur muydu hiç?

 

» Vefa yoktur. Demiştim daha önce de. Sadece bir ilkokul bahçesidir vefa. Onun hikâyelerinden kaçkın bir kızla bir erkek, Aksaray"da bir pastanede buluşurlar, boza içerler. Vefa o kadardır. Sonra unutulursunuz. O kadar. Vefa sadece bir futbol takımının siyah beyaz resimleridir. Vefa sadece tren yoluna bakan bir parkta öpüşmek... O kadar. Unutulursunuz.

 

» Kimsecikler yoktu cenazesinde. Bir avuç insan… Nasıl da yağmur yağmıştı... Şehirden akıp gitti hikâyeleri. Bir sonyaz akşamıydı. O gece gömleğimden usulca sökmüşüm iğnelediğim resmini. Cenazede biri vermişti. İğne elime batacak gibi olur böyle zamanlarda hep.

Öylece bir kitabın arasına koymuşum. Unutmuşum sonra. Aylar sonra bu yazı için masa başına geçtiğimde kitabın arasında resmi buluyorum. Sevincin Damarları adlı hikâyenin ilk sayfasına sıkışmış Muzaffer Buyrukçu. Doğum ve ölüm tarihleri. Bir çizgi arasında bütün yaşamı özetlenmiş. Hikâyeyi henüz okumaya cesaret edemedim. Hiç de edemeyeceğim herhalde.

 

Ölüm tarihi: 26 Ağustos 2006.

(*) (Radikal Gazetesi, 29 Ağustos 2006 tarihli haber.)

onurcaymaz@hotmail.com


Bu Haber 553 Kez Görüntülendi
17 AĞUSTOS 2008 HABER LİSTESİ
BİRGÜN PAZAR / Ağustos 2008 ARŞİV
BİRGÜN PAZAR / 2008 ARŞİV