TİYATRODAKİ HAYALET...
Kar yağıyor dışarda. Ampulleri tozlanmış, büyük artist aynasının önünde Erol Günaydın ile Münir Özkul, nane likörü içmekteler. Aşağıda liman bomboş. Cenevizli korsanlar çok eskide kalmışlar. Yüksek Kaldırım’ın Karaköy’e bağlandığı yokuşun dibinde bulunan eski taş binanın tepesindeki melek heykelinin kolu bacağı kırık bu kez.Genelevlerin oradan bir kalabalık akın akın bir yerlere gidiyor, yukarda cadde desen bambaşka bir alem, ışıklı elektronik tabelaların üzerinden sürekli faizler, borsalara ilişkin rakamlar, bir takım kaza haberleri ve çok satılan ürünlerin reklamları akıp gidiyor. Kar yağıyor dışarda.
Taksim meydanında trafik öylesine birbirine girmiş ki, “eski” St. Antuan’ın yerine kurulu gece kulübüne gitmeye çalışan arabalar Büyük Beyoğlu Camisi’nin önünde kilitlenip kalmışlar. Kadife kırmızı koltuklara doğru geliyor Gazanfer Özcan. Uğur Polat hoşgeldin ağabey, diye karşılıyor onu. Localar bomboş. Münir usta iki genç konservatuar öğrencisine Şan Tiyatrosu’nu kimin yaktığını anlatıyor. Okulları kapatılıp süpermarket yapıldığı için kış ortasında derslerini Fındıklı Parkı’nda yapıyormuş çocuklar. Beyoğlu inek doldu diyor Suna Pekuysal, beli eğri ama kendisi dimdik. Sahnede hâlâ.
İneklerin üzerinde şiirler yazıyordu bir ara, resimler değişik değişik. Koca koca asık suratlı alışveriş merkezlerinin önünde kahve fincanın içine çökmüş, memeleri dışarda sarışın ineklerin yanında fotoğraf çektiren yeni İstanbul’lular.
Zihni Küçümen birazdan gelecek. Kulaklarındaki pamukları çıkarıp geçecek yerine. Çünkü ancak bilgisayarların düzeltebildiği bir sese sahip olan Mustafa Sandal’ın yeni albümü bangır bangır inletiyor şehri. Zuhal Olcay açtığı dondurmacı dükkânını bir kaç ay önce kapatmış. Kültür Bakanı Seda Sayan’ın, sizin gibi bir oyuncunun böyle işler yapmasına gönlüm razı değil konulu e-postasını okuduktan sonra Avusturalya’ya göçüvermiş.
Kar yağıyor dışarda. Orhan Veli’yi bir keresinde yine böyle bir soğuk kış günü, Galata Köprüsü’nde görmüşler, elinde paltosu varmış ve fakat soğuğa rağmen giymiyormuş. Üstad giysene paltonu diyenlere üşümüyorum, siz beni yaşlı mı sanırsınız diye latife yaparmış. Dikkat isterim, giymeyişinin sebebi başkadır. Palto elden düşme. Birinden bulmuş. Kendisine çok küçük geliyor. Parasızlıktan da başka ve yeni bir palto alamamaktadır. Fakat yoksulluğun asaleti... Şair onuruna da toz kondurmamakta. Orhan Kemal de emektar pardesesünü çıkarıp Haldun geldi mi, diye soracaktır. Elinde bir zarf. Yeni çıkan kitabını göndermiş bir arkadaş, diyor. Penis Roman mı neymiş adı. Bunun bile romanını yazdılar afferin çocuklara diyerek gülmekte.
Kar yağıyor dışarda. Ferhan Şensoy Galatasaray Lisesi’nin önüne durmuş, elinde dosyalar kitaplar, yoldan geçen genç ve güzel hanımların yollarını çeviriyor. Hanımefendi, diyor; güzelliğinizin şiiri yazılır. Şu kadar Yepyeni Türk Lirası. Kostüm odasındaki maskeler ne kadar eskimiş değil mi? Perdenin önündeki güve yenikleri. Sırmalı tavan işlemeleri tek tek dökülüyor. Burayı da yıkacaklar mı acaba, diye soruyor Halit Refiğ.
Hani Kemal Tahir’in romanından çektiği o ismi lazım değil filmi cuntacılar yakıp küle çevirmişlerdi.
Kadın, Ferhan Şensoy’un gözlerine bakıp, benim güzelliğime sen şiir yazabilir misin be şekerciğim anlayaaamıyooooraam diye şaşılası bir çığlık atıyor. Şensoy’un “eski” tiyatrosundaki bir aynada Civciv’inin resmi dururdu, eski sevgilisinin; Hümeyra’nın bir plağı usul usul çalardı. Bütün eski arkadaşların, ustaların,artık İstanbul’da kalan tek tiyatroda toplanacağı haberini alamamış olsa gerek. O yüzden halen sokaklarda geziniyor.
Kar yağıyor dışarda. Kestaneciler gittiler. Geceler ne kadar soğudu. Herkes yatağında kendi yalnızlığıyla. Suskun mektuplarla ayrılıyor herkes birbirinden. Nazım Hikmet’e Vatan Caddesi taraflarında bir anıt mezar yapmışlar. Menderes’lerin hemen oralarda. Başında iki jandarma. Bu “hain” adamın mezarını koruyorlar taşlanmasın diye. Hiçbir şeyimiz kalmayacak. AKM de yıkılacak, Haydarpaşa Garı’nı da otel eyleyecek beyefendiler. Hiçbir şey gitgide...
Ekip son kalan tiyatroda toplanıp eski oyunları yadedecek. Dağılacaklar. Kar dinmiş dışarda. Etrafta gece ve sessizlik. Tiyatrodaki hayalet çıkıverecek hemen. Haldun Taner’in kelimeleri dilinde:
“(...) zaten aktör dediğin nedir ki? Oynarken varızdır. Yok olunca da sesimiz bu boş kubbede bir hoş seda olarak kalır. Bir zaman sonra da unutulur gider. Olsa olsa eski program dergilerinde soluk birer hayal olur kalırız. Görorum hepiniz gardroba koşmaya hazırlanorsunuz. Birazdan teatro bomboş kalacak.
Ama teatro işte o zaman yaşamaya başlar. Çünkü Satenik’in bir şarkısı şu perdelerden birine takılı kalmıştır. Virjinya’nın bir diyaloğu eski kostümlerin birinin yırtığına sığınmıştır. İşte bu hatıralar, o sessizlikte saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde yine sahneye dökülürler. Artık kendimiz yoğuz. Seyircilerimiz de kalmadı. Ama repliklerimiz fısıldaşır dururlar sabaha kadar.
Gün ağarır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır. Perde!”
ONUR CAYMAZ