Bizler ölümlere, kıyımlara mümkün olduğunca duyarsızız Artin ağabey. Şairlerimiz bile bunun şiirini yazmayı unuttu. Onlar en büyük Türk şairini seçme peşinde şu sıra. Şairin büyüğü küçüğü mü var? Hatta şiirin yanında şair ne ola ki! Bunca yok sayma, günü kurtarma adına senden özür diliyorum Mösyö Artin...
ONUR CAYMAZ onurcaymaz@gmail.com
Kaç kişi bilir? Eskiden Tatavla derlermiş. Bu kelime Rumca stavliden geliyor, yani ahır. Bölgede çok fazla ahır varmış çünkü. İyi de neyden, kimden kurtulmuşuz da ‘Kurtuluş’ yapmışız acaba semtin adını?
Feriköy, Taksim, Şişli üçgeni arasında kalan söz konusu bölgeye ilk olarak Rumlar gelir. Hatta 18. yy sonlarında buradaki Rumların sayısı 20 bini geçer. III. Selim ferman çıkararak Tatavla’ya yabancıların girişini yasaklar. Ardından Ermenilerin ve Yahudilerin gelişi... 1832’de büyük yangın. Ardından 1929’da daha büyüğü...
Dörtte üçü yanmıştır Tatavla’nın. Yangın sonrası dönemin Terkos müdürü Mösyö Castelno hakkında dava açılır. Sebep, yangın yerine zamanında su verilmemesidir. Fakat yangının ‘fena halde’ şaibeli olduğu söylenir. Yeni imar planı öncesinde istimlâk edilmesi gereken yerlerin yangınla boşaltılması, bugün olduğu gibi, o sıralarda da en pratik çözüm çünkü. Ah şu tarihin tekerrür takıntısı…
Kaç kişi unutmaz hiç? Cici beylerle cici hanımlar düzüşme öncesi ‘gecelere akarken’ taksi tutmasınlar da arabalarıyla rahat etsinler, park parası adına da mafyaya milyarlar kazandırsınlar diye Ortaköy’de Gaziosmanpaşa İlköğretim Okulu da yakılmıştır. 150 yıllık bina yanınca, az biraz da geçmiş yanar ama anılar kimin umurunda değil mi Caymaz; dava iktisat davası, en geçerli işse her lümpen Türk gencinin hayali: Siyah ceket, beyaz gömlek, Kurtlar Vadisi duruşu; iş takipçiliği.
Dağılmayalım da fena olmayalım. Tatavla’da Kınalı Ada Kasabı’nda, Jamanak gazetesi satılırdı. Değişik harfler... Üzgün harfler derdim baktıkça. Anlamasam da hoştu. (Evimizde konuşulan Arnavutça’dan sonra duyduğum ikinci dil Ermenice’dir.)
Jamanak, 28 Ekim 1908 kurulmuştur. İlk dönemlerde 15 bin satarken, bu rakam bugün iki binlerde. Pazar günleri çıkmaz. Gazetenin bürosu uzun yıllar Narmanlı Han’daydı. O Narmanlı ki Edip Cansever, Tanpınar’a ilk şiirlerini orada göstermiştir.
Han’ı, Bedri Rahmi de atölye olarak kullanmıştır. Bedri Rahmi’yi anınca, onun 1968 Mayıs’ında Hıfzı Topuz’a yazdığı mektuptan şu ilginç satırlarını aktarmak gerekir: ‘Yurtdışında hızlanan çalışma temposu, burada yavaş yavaş gevşiyor. Neden böyle oluyor? Burada herkes kendini bir bok sanıyor da ondan galiba. Dışarı çıkınca hizaya geliyor, bi bok olmadığını bi güzel anlıyor, kaybettiği zamanı yakalamaya çalışıyor...’
Kaç kişinin ezberindedir ünlü ressamın karısına yazdığı sanılan Karadut? Doğrusu, bu şiir üstadın karısına değil, Mari Gerekmezyan adlı bir bayana yazılmıştır. Bir Ermeni dilberidir Mari. Oh, sözü yine Ermenilere getirdik.
Osmanlı, Ermeniler’e Tebaa-ı Sadıka dermiş. Yani sadık millet. Bugünlerde memleketin okumuş üflemişleri onlardan özür dileyip duruyor. Ben onların içinde olmasam da bir takım Ermenilerden özür dilemem gerekli. Misal, Hamparsum Limoncuyan ya da nam-ı diğer Baba Hamparsum. Gregoryen Ermeni Kiliseleri’nde koro ve ilahi dersleri verirken, Beşiktaş Mevlevihanesi"nde Dede Efendi"den Türk Musikisi dersleri almıştır. Baba, kendi adıyla anılan nota sistemini geliştirmiştir. Bu notalar çizgisiz ve düz kâğıda soldan sağa doğru yazılırmış. 14 işaret. Hamparsum bu sistemi geliştirirken, Ermeni alfabesindeki harflerle Bizans neumalarından faydalanır. (Neuma, 15. yy önce kullanılan bir nota yazım şeklidir.)
Serdar Ortaç, topu topu yedi nota var, kaç tane şarkı yapılabilir ki demişti ya; ben onun adına senden özür dilerim Baba Hamparsum. Buna benzer bir şeyi Avusturya kralı da Mozart’a demiş: Opera güzel ama çok fazla nota var. Pîrin cevabı güzeldir: Efendimiz hangilerini çıkartmamı ister acaba?
Aman zaman derken bir Ermeni daha: Artin Penik. 10 Ağustos 1982 yılında Esenboğa Havalimanı’ndaki Asala katliamı üzerine Taksim Meydanı’nda kendini yakmaya kalkar. (8 ölü, 72 yaralı. Penik, belki yaşadıklarına, belki üzerlerine toplumca yapıştıracağımız etikete, belki de insanın insanı öldürmesine isyan eder.) Bizler ölümlere, kıyımlara mümkün olduğunca duyarsızız Artin ağabey. Şairlerimiz bile bunun şiirini yazmayı unuttu. Onlar en büyük Türk şairini seçme peşinde şu sıra. Şairin büyüğü küçüğü mü var? Hatta şiirin yanında şair ne ola ki! Bunca yok sayma, günü kurtarma adına senden özür diliyorum Mösyö Artin.
Var mı isteyen? Bir daha: Bedros Keresteciyan. 1840-1909 yılları arasında yaşamış müsteşar. Aynı zamanda dilci. Türkçe’nin ilk etimolojik sözlüğünü hazırlamıştır. Aşağılık programlarında yalnızı ‘yanlız’ diye yazan medya mensupları adına özür dilerim Bay Bedros! Keresteciyan iki: Mösyö Berç. Mustafa Kemal’e Bandırma vapurunun Boğaz çıkışında İngilizler tarafından batırılacağını haber eden ilk Hıristiyan milletvekili.
Başka bir Bedros gelsin. Devlet adamı Bedros Halaçyan. Haydarpaşa Garı’nın açılış konuşmasını yapan kişi. Cumhurbaşkanın annesine hakaret edercesine Ermeni diyen zihniyet adına sayın bakandan özür dilerim. Çingene’ye ‘başka’ diyen insanlar, Ermeni’yi neden küfür niyetine kullanmasın ki…
Kim alıyordur bilmem ama çiçekleri boyayıp satanlar adına sizden özür dilerim Bogos Karakaş. İstanbul"da ilk çiçek satış dükkânını açan sizdiniz. Kızınız Mari Luiz ise sahneye çıkan ilk kadın opera sanatçısı.
Hovsep Vartanyan var bir de. Şemsettin Sami’den önce, 1851’de, Akabi Hikâyesi adlı bir roman yazar. Ermeni harflerinin Türkçeye uyarlanmış şekliyle yazılan bu kitap 1990’ların başında Paris’te bir kütüphanede bulunur ve Eren Yayınları tarafından yayımlanır. Vartanyan bu kitapta, farklı dinlerden iki gencin aşkını anlatmaktadır. Aşka şans tanımayıp töre cinayetleri işleyenler adına Vartanyan’dan özür dilerim.
Mimarlıklarıyla ünlü Balyan ailesine gelelim. Dolmabahçe, Çırağan, Baltalimanı, Yıldız, Beylerbeyi sarayları; Kalender, Aynalıkavak, Göksu, Ihlamur, Validebağ, Çağlayan ve Ayazağa kasırları; Balmumcu, Davutpaşa, Maltepe, Gümüşsuyu kışlaları; Valide, Nusretiye, Ortaköy camiileri; Üç Horon kilisesi ve bir dolu yapıda aynı soyadı. Fakat bir süredir mide bulandıran küçük sinekler dolanıyor ortalıkta. Neymiş, Dolmabahçe Sarayı’nın mimarı Balyanlar değilmiş. Tonlarca kaynakta onların adı geçerken sarayın internet sitesinde başka isim var. Bugünün binlerce asık yüzlü, çirkin yapısı ve ince görgüye attığınız imzaya yapılan haksızlık için Balyanlardan özür dilerim.
İmza deyince, Agop Martayan Dilâçar unutulmaz. Türk Dil Kurumu’nun başuzmanıdır Dilâçar. Çoğumuzun bildiği meşhur K. Atatürk imzasının tasarımcısı olmakla birlikte Mustafa Kemal’e de Atatürk soyadını öneren kişidir. Dilâçar için www.dildernegi.org.tr sitesine bakmanızı öneririm. Sitede çok kullanışlı bir yazım kılavuzu da mevcut. Bugünün Türkçe’si için başuzmanımızdan özür...
2008 bitiyor. Bu yıl aşağı yukarı otuza yakın yazımı okudunuz sevgili dostlar. Epeyce tanıştık sayılır. Yazar, en nihayetinde kendini anlatan kişi değil midir hem. Bir sonraki yazımı başka bir yılda okuyacaksınız. Geçen yıllar olsun diyelim.