BİRGÜN PAZAR
SIRT ÇEVİRMEK VEYA ÇEVİRMEMEK: İŞTE BÜTÜN MESELE BU!
14:33 07 Haziran 2009
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

En iyiyi hak eden çocuklara ve gençlere reva görülen okullar, eğitim sistemi ve sınavlar toplumun çocuklara ve gençlere sırt çevirdiğini göstermekte. Bu sırt çevirme, yoksullaşan Türkiye’de her yerde çoğalan yoksullara sırt çevirmek gibi revaçta olan eğilimlerle, yoksullara, kadınlara, azınlıklara, tersane işçilerine giderek daha sert, daha merhametsiz yaklaşan insanların eğilimleri ile örtüşmektedir. Daha doğrusu, baskı, şiddet ve adaletsizlik üzerine kurulu bir işleyişin parçasıdır
Doç. Dr. Serdar M. DEĞİRMENCİOĞLU

Ekolojik dengeye çok özen gösterilen ortamlara, o ortamlara yabancı olan organizmaların girmemesi için özel önlemler alınır. Dışarıdan gelebilecek etkiler bu ortamı alt üst edebilir ve bu etkileri dengeleyecek öğeler yoksa, tek bir bitki, hayvan veya gözle görülemeyecek denli küçük bir organizma sınırsızca yayılabilir; bu ekolojiyi geri dönülmezcesine değiştirebilir.
Türkiye’de eğitim, tam anlamıyla ekolojik dengeleri bozulmuş ve artık içine gireni bozan bir ortama benzemektedir. Bu dengenin bozulmasında başrol, aslında ne öğrenme ne de öğrenmenin aracı olan okullar ile bir ilişkisi olmayan ‘giriş sınavı’ denilen dış öğelerdir. Bunların başında ÖSS ve artık yürürlükten kaldırılan OKS gelmektedir.

SINAVLARIN ETKİSİ
Son 25 yıl içerisinde, eğitim tümüyle bir diploma ve etiket arz-talep mekanizmasına indirgendi. Bir bireyin iş ve prestij sahibi olması için gereken tek şey üniversite diploması ve ‘üniversite mezunu’ etiketi olarak görüldüğü için üniversitenin giriş kapısı –daha doğrusu üniversiteye uzanan Sırat Köprüsü– olan sınav büyük önem kazandı.
Bu sınav, ister bir ister iki aşamalı olsun, tek hedef ve hangi yöntemle olursa olsun atlanması gereken tek engel olarak görülmeye başlandığı andan itibaren eğitimin dengesini sarsacak ve yok edecektir. Çünkü bu sınavın ve benimsetilen ‘üniversiteye kapağı atma’ talebinin karşısında duracak, onu dengeleyebilecek hiçbir kuvvet bulunmamaktadır.

SİNEK ETKİSİ
Bir sınava dayanılarak değerlendirilen okullar ve sınav odaklı olarak işletilen eğitim sistemi dünyanın her yerinde kısa sürede sınavın tek hedef haline gelmesi ile sonuçlanmaktadır. Okulların ne kadar yeterli olduğunu veya öğrencilerin bir okula uygun olup olmadıklarını saptamak için kullanılan basit ölçme araçları olan sınavlar, bir süre sonra kutsal ölçütler haline gelmektedir. Oysa bu sınavlar yalnızca bir göstergedir; yalnızca iki üç boyutu ölçer, diğer önemli boyutları içermezler.
Kutsallaşan ölçme araçları tıpkı diğer kutsallar gibi tartışılmaz hale gelmekte, çok kısa sürede sınava dayalı ve bu sınavdan beslenen bir sektör oluşmaktadır. Bu sektör hiçbir zaman okullar gibi titizlikle -hatta öldüresiye- denetlenen kamu kurumları olmadığı için hızla büyümekte ve her tür oyuna başvurabilmektedir. Birçok özel okul, sınava dayalı olarak pazarlanmakta ve türlü çeşit taktiklerle sınav pazarından beslenmeye çalışmaktadır. Devlet okullarının da ‘sınavda başarı bizden geçer’ gibi reklamlara başlamasıyla birlikte okulların çoğu aynı çıkmaz sokağa girmiş bulunmaktadır.
ÖSS, OKS veya türevleri, KPDS, KPSS gibi sınavlarla bir oyuncak gibi oynayan ve topluma hiçbir yararı olmayan devasa bir sektör tıkır tıkır işlemektedir. Dershane ve türevleri, tıpkı birkaç sene içinde var olan ekolojik dengeyi yıkarak bir kıtayı baştan başa istila eden tavşanlar, kurbağalar veya yosunlar gibi ülkeyi baştan başa kaplamıştır. Bu kuruluşlar hiç durmadan tüketen ve üreyen tavşanlar gibi yayılmayı, tüketmeyi ve üremeyi onları durduran olmadıkça sürdürecektir.
Özetle, şu an var olan sınavlara dayalı işleyiş, en iyiyi hak eden çocuklar ve gençler için en berbatı kaçınılmaz hale getirmektedir. Türkiye’nin de kabul etmiş olduğu Çocuk Hakları Sözleşmesi, eğitimi her bireyin gelişim hakkının parçası olarak görür ve değişmez bir kurumsal görev olarak saptar. Giriş sınavları ise eğitimi yok eder ve bireylerin haklarını ellerinden alır. Dahası, okulları ve eğitimi her bireyin uçup konduğu, çekici ve besleyici bir kaynak olmaktan çıkarır. Sınavlara endeksli eğitim, üzeri sinekten geçilmeyen bir petek bala dönüşür ve yakından bakan herkesi –özellikle de çocukları ve gençleri– tiksindirir.

GİRDİK DE NE OLDU?
Öte yandan, geçilmesi gereken Sırat Köprüsü geçildiğinde varılan yer de gençlerin hak ettiklerini kesinlikle içermemektedir. Türkiye gibi neo-liberal yaklaşımların topluma dayatıldığı ülkelerde üniversiteler hızla ve toptan teknik birer kurum, daha doğrusu herhangi bir teknikte yeterlilik göstergesi olan diplomayı veren bir mekanizma durumuna düşürülmektedir. Bu oldukça etkili bir uygulamadır ve toplumun genç kuşaklarının neo-liberal ekonomiye uygun birer çalışan olmasını sağlar. Genç kuşakların üniversitelerde ufuklarını açmaları değil, tam tersine daha muhafazakârlaşmaları ve dünyaya güçlülerin gözünden bakan bir zihniyete yürekten inanmaları küresel neo-liberal ekonomiye uyumun bir parçasıdır.
Türkiye’deki bütün üniversitelerde ve yüksekokullarda öğrencilere yetersiz, heyecansız ve tatsız bir tayın sunulmaktadır. En iddialı üniversitelerde bile öğrencilerin ufuklarını açacak herhangi bir işleyiş söz konusu değildir. Üniversitelere yakından bakıldığında, tümüyle yetersiz ve birer dershane uzantısı olan kurumların çoğunlukta olduğu hemen görülebilir. Bu kurumlar 12 Eylül Rejimi ile çoğalmış ve yüksek öğrenimde kalitenin iyice düşmesine neden olmuştur. Özel üniversitelerin büyük çoğunluğu tümüyle kâr odaklı işleyen süsü bol dershane uzantılarıdır.

SIRT ÇEVİRMEMEK
En iyiyi hak eden çocuklara ve gençlere reva görülen okullar, eğitim sistemi ve sınavlar toplumun çocuklara ve gençlere sırt çevirdiğini göstermektedir. Bu sırt çevirme, yoksullaşan Türkiye’de her yerde çoğalan yoksullara sırt çevirmek gibi revaçta olan eğilimlerle, yoksullara, kadınlara, azınlıklara, tersane işçilerine giderek daha sert, daha merhametsiz yaklaşan insanların eğilimleri ile örtüşmektedir. Daha doğrusu, baskı, şiddet ve adaletsizlik üzerine kurulu bir işleyişin parçasıdır.
Toplumun giderek yükselen, ‘Yaşam 3 Saate Sığmaz’ protestolarına ve biraz yaklaşan herkesin gençlerden duyabileceği ‘Biz bunu hak etmiyoruz!’ çağrılarına kulak vermesi gerekmektedir. Üniversite sınavları, özel okul sınavları, kamu personeli sınavları ve hatta üniversiteye araştırma görevlisi almak için yapılacak merkezi sınavlar, Türkiye’nin gençlerini ve esenliğini düşünen kimsenin kabul edebileceği uygulamalar değildir. Toplum –yani siz, ben ve hepimiz– ancak gençlere sırt çevirmediğimiz kadar huzurlu olabiliriz.

Not: Eleştirel Pedagoji Dergisi’den kısaltılarak alınmıştır.


Bu Haber 565 Kez Görüntülendi
07 HAZİRAN 2009 HABER LİSTESİ
BİRGÜN PAZAR / HAZİRAN 2009 ARŞİV
BİRGÜN PAZAR / 2009 ARŞİV