14 Haziran’da Gebze’de gerçekleştirilen mitingden sonra 1 hafta kadar İstanbul’da kaldım. Her İstanbul’a geldiğimde vakit yaratıp BirGün’e de uğrarım. Bu sefer de öyle yaptım. Kurulduğundan beri BirGün’ün yaşadığı maddi sıkıntı, aşağı yukarı bütün BirGün okurları tarafından biliniyor.
BirGün’deki arkadaşlar her gün imkânsızlıklar içerisinde çırpınarak ‘bizim gazetemiz’ diye alıp okuduğumuz BirGün’ün çıkmasını sağlıyor. Biz emeğe saygılı olduğumuzu, dayanışmadan yana olduğumuzu söyleyen, kendimizi devrimci, sosyalist vs diye değerlendiren BirGün okurları ve artık BirGün okumayan BirGün okurları… Size kısaca gazeteyi ziyaretimdeki gözlemlerimi aktarmak istiyorum. Arkadaşlar kendilerini biraz kaderlerine terk edilmiş gibi hissediyor ve tüm maddi imkânsızlıklara rağmen gazeteyi çıkarmaktan vazgeçmeyeceklerini yineliyorlar. Bazı kongreler ve genel kurullar sonrası gazetenin yayın çizgisi veyahut yayımladığı haberlerin pek de kimseleri tatmin etmediği doğrudur. Fakat bu durumun içerisinde yer aldığımız örgütlülükler içinde halledilmesi gerekmez mi? Gazeteyi sırf bu yayımları dolayısı ile mahkûm etmenin hiçbirimize bir katkısı olmadığı açık.
SATIŞIMI ÜÇ KAT ARTIRDIM
Okur grubuna düşen bazı e-maillerden okuyorum. BirGün’e zarar verecek boykot vs gibi yöntemlerin sosyalistlerin toplumun karşısında nasıl bir görüntü verilmesine neden olacağı hiç düşünülüyor mu? BirGün’ün batırılması durumunda “işte bu kadar becerebildiler” denilmeyecek mi?
Ben böyle bir sonuç karşısında vicdanen kendimi rahat hissetmem. Kimse de etmesin. O yüzden sadece son 10 gün içerisinde BirGün’ün satışını hem de düzenli olarak 3 arttırdım kendi adıma.
Okur grubundan süren iletişimimizi takip eden ve BirGün alan veya boykot eden, bazen boşverip gazetesini bayiden almayan bütün arkadaşlar hepinizi bir kez daha sorumluluğa davet ediyorum.
ALİ SÜRÜCÜ