DUVAR GAZETESİ
‘YENİ SOL’ SINIFI DIŞLAR MI?
13:51 08 Şubat 2010
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Okur Mektupları köşesinde Elif Sinirlioğlu imzasıyla yayınlanan "AHMET İNSEL Mİ DAHA BİLİNÇLİ ARINÇ MI?" başlıklı yazı, solun farklı renkleri arasındaki iletişim kopukluğunun bütün yoğunluğuyla devam ettiğini gösteriyor.
Elif Sinirlioğlu'nun Sol'un önüne son zamanlarda bolca eklenen "Yeni" sıfatından duyduğu rahatsızlığın oldukça sağlam bir temeli olduğunu kabul etmek durumundayız. Yaşadıklarımız bu sıfatın ne denli istismar edildiğini bize gösterdi. "Yeni" olmak adına bildik, üstelik basbayağı da eski liberal görüşlere savrulunduğuna tanık olduk.
Ancak genel eğilimin bu olması, solun yapısal ve en devrimci özelliğinden, yani her zaman "zaten yeni" olmak zorunda olmasından feragat etmemizi gerektirir mi? Radikal solun klişesi,  "Somut koşulların somut tahlili" şiarı neyi ifade eder?
Gözden kaçırılan bizce şudur; sınıf indirgemeciliğini terk etme talebi, illa ki sınıf politikalarını terk etmek anlamına gelmez. Bugün kendilerini Leninist sanan Türkiye solcularının yapageldiği gibi sorgusuz sualsiz, normatif bir "sınıf"a sarılsaydı, hala feodal üretim süreçlerinin egemenliğindeki Rusya'da Lenin, devrim falan yapamazdı.
Elif Sinirlioğlu sahip olduğu izlenimini verdiği şekliyle, yani monolitik, homojen bir "sınıf" soyutlamasına külliyen karşı olsak da, böylesi bir konunun detaylarına "Okur Mektupları" köşesinde giremeyeceğimiz açık. O yüzden bizzat kendi öncüllerini kabul ettiğimizde dahi, gözden kaçırdığı son derece kritik bir noktaya yoğunlaşalım.
Şöyle diyor;
"(komunist manifesto'nun ikinci bölümünün ) ezilen olmakla ezilen bilincine sahip olmanın aynı şey olmadığını, tam da bu nedenle komünistlere önemli bir görev düştüğünü yazarak başladığını görüyoruz."
Burda sorgulanmadan kabul edilen bir varsayım var; komünistler bir kimlik olarak oluşmuş halde bir yerlerde hazır kıta beklemektedir. Burada ima edilen "bilinç taşımacılığının" yabancılaştırıcı, hiyerarşik sorunlu yapısını bir kenara bırakıp, kesin "a priori" bir veri olarak alınan bu komünistlerin nerede yetiştiğini soralım.
İşte Sn. Sinirlioğlu'nun zaten verili olarak aldığından pas geçtiği "komünistler"in yetişme sürecini sorunsallaştırmaktır, -eğer varsa- otantik "yeni" solun derdi, sınıfı unutmak değil. Başka bir deyişle şunu sormaktır; "Arkadan genç komünistler niye eskisi kadar gelmiyor?". Sınıf var da, komünistler nerde? Taraf gibi, sol soslarla kapitalizmin bekası için var gücüyle çalışan bir gazete 60 bin tiraja ulaşırken, sosyalistlerin gazeteleri neden 5-8 bin bandında kalır? Bu sonucun ortaya çıkma sürecini, normatif sınıf tahlilleri ile açıklayabiliriz miyiz? Yani Taraf/Birgün okurlarının sınıfsal yapısı şöyle böyle olduğu için bu tür bir sonuç çıkmıştır diyebilir miyiz? Herkesin çok iyi bildiği gibi her iki gazetenin okurları aynı sınıf, dolayısıyla aynı bilinç "altyapısı"na sahiptir; bir başka ifadeyle Sinirlioğlu'nun terminolojisi ile "komünist öncü"nün yetiştiği toplumsal tabandır bu.
Dolayısıyla mesele, Ahmet İnsel gibi -eğer gerçekten öyle diyorsa- sınıfı terk edip, başka bir toplumsal fail mi bulalım sorusu değil, komunist öncünün içinden çıktığı toplumsal tabanı nasıl olup da liberal hegemonyaya kaptırdığımızı sormaktır. "Yeni" Solun Normatif/biçimsel "sınıf" tahlilerini -Hegelci bir kavramı kullanırsak- özümseyerek aşma (Aufheben) talebinin gerçek içeriği budur. Sinirlioğlu'nun da muhtemelen kabul edeceği gibi, örneğin Tekel işcisine yönelik sosyalist politikaların, bu politikalarının pratik uygulayıcısı olacak komunist öncülerin bizzat kendilerine yönelik politikalarla aynı olmayacağı açıktır.
Önder Kurt


Bu Haber 3216 Kez Görüntülendi
ŞUBAT 2010 DUVAR GAZETESİ YAZILARI
DUVAR GAZETESİ / 2010 ARŞİV