AKP'nin 'Torba Yasası' patronu kollama yasası
A 
ZEYNEP KURAY/BİRGÜN
Sendikaları, demokratik kitle örgütlerini ayağa kaldıran, “torba yasası” gerçekte ne? Çalışanların hangi haklarını elinden alıyor? 'Torba yasası'nı Maltepe Üniversitesi İİBF öğretim görevlisi ve sosyal politika uzmanı, Yrd. Doç. Atilla Özsever ile konuştuk. Bu yasanın “torba değil zorba yasası” olduğuna dikkat çeken Özsever, yasanın çalışanların değil işverenlerin çıkarlarının dikkate alınarak hazırlandığını, işçiden kamu çalışanına tüm kesimleri vuracağını, en çok da gençleri mağdur edeceğini vurguladı.
-Torba Yasası nedir?
Yasa hazırlanırken esas olarak işverenlerin vergi ve sigorta prim borçlarına af getirme amaçlanmıştı. Daha sonra yasa tasarısına çalışanlarla ilgili 4 yasada değişiklik maddeleri kondu. 5510 sayılı sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası, 4857 sayılı iş kanununda, 4447 sayılı işsizlik sigortası kanununda ve 657 sayılı devlet memurları kanununda değişiklik yapan maddeler kondu. Bu değişikliklerle hem işçileri hem de kamu çalışanlarıyla ilgili kanunlara hak kayıplarına yol açan maddeler kondu.
-Bu dört madde bilinçli şekilde mi bu yasaya sıkıştırıldı?
Elbette ama öğrenci affı da, emekliliğe 2011'de belli bir maaş artışı da aynı torbayagirdi. Böylece birtakım haksızlıkları birtakım makyajlarla çorbaya dönen bir yasa içinde örttüler. Sadece işçiler ve kamu çalışanlarıyla ilgili hak kayıplarına dönük olmuş olsaydı büyük tepki çekecekti. Ama içine çalışanların lehine ya da öğrencilere birtakım olumlu şeyler serpiştiriyorlar ki kimse sesini çıkartmasın. Ama kimse fark etmeden birtakım hak kayıplarını bu yasa içersinde ortaya koymaya çalışıyorlar. Torba denmesinin de amacı bu. Aslında başlangıçta 113 maddeden ve 163 sayfadan oluşuyordu. Düşünebiliyor musunuz bir yasa tasarısı 163 sayfa bu bile çok fazla bir rakam. AKP iktidarı özellikle referanduma sunulan Anayasa değişikliği sırasında "Anayasa'ya Ekonomik ve Sosyal Konseyi de koyuyoruz" dedi. Ekonomik ve Sosyal Konsey, hükümet, işçi, işveren taraflarının oluşturduğu bir konseydir. Bunu buraya koyuyoruz dolayısıyla biz sosyal devletten yanayız mesajını vererek bir görüş ortaya attılar ve tarafların görüşlerini alacağız dediler. Ama bu kadar önemli değişiklikler yapan, yani çalışanlarla ilgili dört tane temel yasada değişiklikler yapan AKP ne işçilerin ne işçi sendikalarının ne de kamu çalışanlarının görüşlerini aldı ne de onları bilgilendirdi. Hatta Türk-İş Başkanı Mustafa Kumlu bile ‘Ben yasayı gazetelerden öğrendim’ dedi; kendi düşüncelerine yakın olanlara bile bilgi sunmadılar.
-İşverenlere danıştılar mı peki?
Evet. Şimdi üç tane işveren örgütü var biri TİSK (Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu), TOBB (Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği) bir de TÜSİAD. Bu üç işveren örgütü Ekim 2010'da özellikle istihdam sorunlarıyla ilgili bir rapor hazırladılar. Bu raporda işverenler çalışma yaşamının nasıl olması gerektiği konusunda birtakım öneriler getirdiler. Dolayısıyla hükümetin hazırlamış olduğu bu yasa işverenlerin önerilerini büyük ölçüde dikkate aldı. Demek ki işçi tarafına, kamu çalışanı tarafına, çalışan kesimlere sormadan, ağırlıklı olarak işverenlerin talepleri ve görüşleri doğrultusunda bir yasa olduğu anlaşılıyor.
-Peki bu yasa neler getirecek, hangi kazanımları yok edecek?
Asgari ücretin düşürülmesi, stajyer çalıştırmanın artırılması, esnek çalışmanın yaygınlaştırılması, İşsizlik Fonunun sermayenin çıkarları doğrultusunda kullanılması ve kamu çalışanlarının iş güvencesinin tehlikeye girmesi. Bu temel konularda hüküm getiriyor bu yasa. Şimdi bunları sırasıyla anlatmaya gelirsek;
ASGARİ ÜCRET DÜŞÜRÜLÜYOR!
-Asgari ücreti düşürüyorlar. Mevcut uygulamada 16 yaş ve üstünde olanlar için bir asgari ücret tespit ediliyor, bir de 16 yaşın altındakiler için bir asgari ücret tespit ediliyor. Şimdi bunlar 16 yaşı 18’e çekelim diyorlar. Yani 16 yaş ve 18 yaş arasındaki asgari ücret şu an için 630 TL net olması gerekirken bu 546 TL’ye düşüyor. Bu somut maddeyle asgari ücret düşürülüyor. Bu işverenlerin talebiydi, zaten buna uyuluyor.
GENÇ İŞÇİ SÖMÜRÜSÜ ARTIYOR!
-Stajyer çalıştırma artacak. Meslek yüksek okullarında çırak olarak çalışanlar var. Bunlar belli dönemlerde geliyorlar ve çeşitli işyerlerinde stajyer adı altında çalışıyorlar. Şimdiki kanuna göre, stajyerler brüt asgari ücretin üçte ikisi oranında ücret alıyorlar. Bu yasayla net asgari ücretin üçte birine düşüyor. Bir stajyer işçiye 531 TL ödenmesi gerekirken bu yasayla 210 TL ödenecek. Halen 20 veya üstü işyerlerinde stajyer çalıştırabiliyor. Şimdi bu yasaya göre, 20 sayısı 10’a düşürülüyor, gerekirse Bakanlar Kurulu bu sayıyı 5’e düşürüyor. En küçük işyerlerinde bile yasal olarak stajyer çalıştırmak yaygınlaşacak ve genç işçi sömürüsü artacak. Bu işin tercümesi bu. Ayrıca deneme süresi var. Halen 2 ay olan bu süre yeni yasayla 25 yaş altındakiler için 4 aya çıkıyor. Gençler daha uzun süre güvencesiz çalışacaklar.
KOLEKTİF YAŞAM ENGELLENİYOR
-Esnek çalışma biçimi yaygınlaşıyor. Şimdi mevcut iş kanununda çağrı üzerine çalışma var. İşveren, sana ihtiyacım var diyerek seni çağırıyor. Geliyorsun bir süre çalışıyorsun ve çalıştığın süre kadar para alıyorsun. Bu çağrı üzerine çalışmanın yanı sıra bu yasayla evden çalışma, uzaktan çalışma diye yeni çalışma biçimleri getiriliyor. Tabii dolayısıyla insanlar evde ya da uzakta çalışırsa ne oluyor? Kolektif çalışma bir biçimde engellenmiş oluyor. İşçilerin dayanışması, birbirlerinin sorunlarıyla uğraşması engellenmiş oluyor. İşçi tek başına kalıyor, o yüzden de daha güvencesiz bir hale geliyor ve hatta bunların içersinde kıdem tazminatı ücretleri, izin hakları gibi birtakım haklar da bu şekilde dışlanmış oluyor. Bu tarz çalışanlar için, Çalışma Bakanlığın yönetmeliğine bakılacak.
PATRONUN ÜCRET ÖDEME HÜKÜMLÜLÜĞÜ İŞÇİNİN ÜZERİNE YIKILIYOR!
-Kısa çalışma ödeneği de yaygınlaşacak. İşyeri krize girerse, bu ekonomik kriz durumunda işveren ödeme güçlüğü çekiyorsa İşsizlik Sigortası Fonundan ödeme yapılacak. Belli bir sırayla üç ay kadar. Şimdi bu kısa çalışma öoeneği sadece genel ekonomik krizlerle değil, sektörel, bölgesel krizlerde de kısa çalışma ödeneği ödenecek. Kısa çalışma ödeneğinin yaygınlaşmasıyla işverenleri ücret ödeme hükümlüğünden kurtarıyorsun, işçiye para ödemiyorlar onun yerine İşsizlik Fonundan ödeniyor. İşsizlik Fonu sonuç itibariyle işçinin ücretinden kesilerek oluşturulan bir fon. İşveren de ödeme yapıyor ama bunu bir maliyet unsuru olarak gösteriyor. Dolayısıyla yine işçinin parasından aktarma yapılıyor. Böylece işverenin ücret ödeme yükümlülüğü bir anlamda işçinin üstüne yıkılıyor; İşsizlik Fonundan karşılanıyor. Bu da aynı işverenlerin hazırladığı rapordaki temel taleplerden.
KISA SÜRELİ ÇALIŞMADA SİGORTA PRİMLERİNİ İŞÇİ ÖDEYECEK
Çok önemli bir madde daha var. Örneğin 30 gün çalışmıyorsunuz 15 gün çalışıyorsunuz veya işveren sizin adınıza 30 günlük tüm süreyi ödemiyor. Bu yasayla 1 Ocak 2012'den itibaren özel sektörde kısa süreli çalışanların boşta geçen sürelerinin sigorta primlerini işçi kendi cebinden ödeyecek. Şu anda kamuda çalışan işçi açısından böyle bir durum söz konusu değil. Öyle ki kamuda 15 gün çalıştırıyorsun, bu 15 günlük istihdam süresini devlet ödüyor. Özel sektörde çalışan ise, boşta geçen süreleri için oradaki parayı ister işçi ödesin ya da ödemesin sağlık sigortasından yararlanıyor. Ancak bu yasayla boşta geçen süreyi cepten ödemezsen sağlık sigortasından yararlanamıyorsun. Bu durumda sağlık hakkından da yararlanamıyorsun. Başına bir şey gelirse, kaza geçirirsen, hastalanırsan bunan giderini sen kendi cebinden ödeyeceksin. Kamuda çalışmış olsaydın aynı statüde devlet ödeyecekti. Burada Anayasal açıdan eşitsizlik ortaya çıkıyor.
FAZLA MESAİ PARASI PATRONUN CEBİNE!
Bir de denkleştirme süresi dediğimiz bir konu var. Haftalık çalışma süreci normalde 45 saattir. Ama yasaya göre bazen işverenler 66 saatte kadar da çalıştırabilirler. Bunun ancak iki ay bir süre içersinde, ortalama haftalık 45 saat süreye denk gelmesi lazım. Yani iki hafta üst üste sizi 66 saat çalıştırır ya da bir hafta 11 saat çalıştırır. Sonuçta iki aylık çalışmanın ortalamasının 45 saatte gelmesi lazım. Şimdi bu denkleştirme süresi dört aya çıkartılıyor. Özellikle turizm sektöründe çalışanlar açısından denkleştirme süresi iki aydan dört aya çıkartılıyor. Böylece çalışan bütün turizm süreci boyunca fazla mesai ücreti alamayacak. Çünkü o zaman sizi 66 saat çalıştıracak, böylece turizmin sektöründe çalışanların fazla ücret alması engellenecek.
BELEDİYE İŞÇİLERİNİN RIZASI ALINMADAN ZORLA SÜRGÜN
Diğer bir konu kadrolu işçiye sürgün meselesi. Yeni yasayla belediyelerde belirledikleri çalışanları, ihtiyaç fazlası gerekçesiyle, işçinin rızasını almadan Milli Eğitim Bakanlığına ya da Emniyet Genel Müdürlüğünün taşra teşkilatlarına gönderecekler. Şimdi belediye’de çalışan bir işçinin Emniyet Genel Müdürlüğünde ne işi olur? Ayrıca bu işçi beş gün içinde işe başlamazsa işten çıkarılacak. Öyle de bir tehdit var. Bu madde, özellikle belediyede örgütlü sendikaların tepkisine yol açtı. Hatta, Hak-İş’e bağlı Hizmet-İş Sendikası bile buna tepki gösterdi. Ayrıca aynı maddede, eğer belediyelerde ihtiyaç fazlası varsa, beş yıl boyunca hiç işçi almayacak: "İhtiyaç fazlası işçileri taşraya gönderdim, beş yıl boyunca işçi almayacağım" diyecek. O zaman, ne olacak? Hizmetler taşeron işçiler tarafından yapılacak. Bir anlamda taşeronlaşmaya da yol açıyor bu model.
SENDİKALI OL AMA GREVE KATILMA!
Kamuda işçi, memur, sözleşmeli personel uygulaması var. Yeni yasayla sözleşmeli personel sendikaya üye olabiliyor ama grev yapamıyor, destekleyemiyor, grev propagandası yapamıyor. Sendika üyesisin ama sendikanın doğal işlevi olan grevi yapamıyorsun.
Başka önemli bir madde ise İşsizlik Fonuyla ilgili. Founun birtakım gelirleri var. Şu an fonda 46 milyar TL yani eski parayla 46 katrilyon para var. Devlet İşsizlik Fonu gelirlerinin yüzde 30’una kadarını istihdamı artırma gerekçesiyle kullanabiliyordu. Şimdi bu yüzde 30’u yüzde 50’ye çıkartıyor. 31 Aralık 2015'e kadar 5 yıllık bir süreyle işverenin yeni işe aldığı işçilere ait işveren sigorta payı bu fondan karşılanacak. Yeni işe alınanlar kimler olacak? 18 ve 29 yaş arası erkekleri ve 18 yaşından büyük kadınları işe aldığı taktirde bunların sigorta primlerini işveren ödemeyecek, devlet ödeyecek; fondan karşılanacak. Bir anlamda işçinin parasıyla patronlar teşvik ediliyor. İşverenler de 29 yaş üzerindeki işçileri işten çıkartıp yaşı daha genç insanları işe alacaklar. Dolayısıyla firmalarda, işyerlerinde çalışan 29 yaşın üstündeki işçiler için işsizlik dönemi başlayacak.
46 MİLYAR TL’NİN SADECE 3.7’İ MİLYAR’I İŞSİZLERE
Ancak burada esas önemli olan husus şu. İşsizlik sigortası Mart 2002’de yürürlüğe girdi ve 31 Aralık 2010’a kadar yaklaşık dokuz yılda bu fonda 46 Milyar TL birikti. Bu 46 milyardan işsizlere yapılan ödeme miktarı sadece 3.7 milyar TL. İşsizlere bu fonun sadece yüzde 8’i verilmiş işsizlik ödeneği olarak. İşsizler için oluşturulan bir fondan ancak işsizlerin yüzde 8’i yararlanabildi. Şu anda ise İşsizlik Fonundan sadece 170 bin kişiye işsizlik fonu ödeniyor, halbuki resmi rakamlara göre 3 milyon işsiz var. Her 100 işsizden sadece 6’sına işsizlik parası veriliyor. Onların iddia ettiğine göre bu paralar GAP projesine gitmiş. Hükümet 2008'de çıkarttığı bir yasayla 2008’den 2010’a kadar 10 milyar liranın yani fonun yüzde 22’sinin GAP projesine tahsis edildiğini söylüyor. Ancak o da belli değil. Yanlış anlamayın ben tahsis edilmesin demiyorum ancak bunu devlet işsizlilerin fonundan değil devletin bütçesinden aktarsın. Şu anda 9 milyon sigortalı var. 9 milyon sigortalının işveren payını devlet ödüyor. Bu ödediği miktar yaklaşık ayda 450 milyon TL. Halbuki 170 bin işsize ayda 63 TL para ödüyor. Dolayısıyla sigortanın fon payları işsizlere değil, işverenlere ya da başka yerlere gitmiş oluyor.
ÜCRET ARTIŞI TOPLUSÖZLEŞMEYE GÖRE DEĞİL PERFORMASA GÖRE
Kamu çalışanları açısından Torba Yasanın açacağı hak kayıpları şunlar: Bir kamu çalışanının kademe ilerlemesi için sekiz yıl içersinde herhangi bir disiplin cezası almaması lazım. Ama diyelim ki çalışanlar birtakım hak aramaları için eylem yapmaları ya da bir mitinge katılmaları halinde, disiplin cezası aldıkları için kademe ilerleme de engellenmiş olacak. Dolayısıyla maaş artışı da engellenecek. Ayrıca performansa dayalı uygulama getiriliyor. Bu da aslında hem kamu çalışanlrı arasında rekabeti artıracak hem de toplusözleşmenin de bir anlamı kalmayacak. Ücretler toplusözleşmeye göre artırılması gerekirken, performansa göre artırılacak. Normalde kamu çalışanları 8 saat çalışıyorlar. Bu 8 saatlik çalışma süresi gerektiğinde, görev yerine bağlı olmaksızın artırılacak. Diyelim ki müdür öğretmenlere ya da bir başka kamu çalışanlrına ‘Haydı arkadaş daha çok çalışacaksınız’ diyecek. Yine kamu çalışanının rızası olmadan altı aya kadar başka bir yere atanma durumu da var. Keyfi sürgün söz konusu. Ayrıca gittikleri yerde norm kadro fazlası söz konusuysa 4C’ye de geçebilirler; TEKEL işçisi pozisyonuna düşebilirler. Güvencesiz bir istihdam kamu çalışanını bekliyor. Bu arada kamuda çalışan tüm uzman personel sözleşmeli statüye geçiyor. Yine yolsuzluk araştırmaları uzmanlara yaptırılırken, getirilen yasayla düz kamu çalışanlarına bile bu denetimi yaptırabilecekler. Bir anlamda yolsuzluklar denetimden kaçırılacak. Elbette aldatıcı maddeler de var bu yasada öğrenci affı ya da emeklilere maaş zammı gibi. Ama bunlar tam bir makyaj.
-Bu yasa geçerse daha sonraları emekçileri ne bekliyor?
Daha büyük hak kayıpları söz konusu olacak. Kıdem tazminatının belki belli bir süre sonra kaldırılması gündeme gelecek. Kıdem tazminatı için istihdamı daraltıyor diyorlar dolayısıyla ya fona devredecekler ya da her yıla 30 günlük bir kıdem tazminatı ödüyorlarsa bu 15 güne inecek. Kısacası kıdem tazminatını iyice kuşa çevirecekler. Zaten bundan sonra hangi adımların atılacağı AKP hükümetinin ulusal istihdam stratejisi adlı belgesinde var. Dolayısıyla bu Torba Yasası geçerse arkasından kıdem tazminatı riske gerebilir. Özel istihdam büroları kurulur. Buna karşı sendikaların büyük bir direniş göstermeleri gerekir. Nitekim DİSK, KESK, TMMOB tavır koyuyor ama polis şiddetiyle bastırılmaya çalışılıyor. Türk-İş’e bağlı sendikaların da devreye girmesi gerekiyor. Böylece daha büyük bir muhalefetin doğması söz konusu olur. İşçi sınıfının buna topyekun karşılık vermesi gerekir. Sadece işçilerin değil, kamu çalışanlarının da, işsizlerin de harekete geçmesi gerekiyor.
Sendikaları, demokratik kitle örgütlerini ayağa kaldıran, “torba yasası” gerçekte ne? Çalışanların hangi haklarını elinden alıyor? 'Torba yasası'nı Maltepe Üniversitesi İİBF öğretim görevlisi ve sosyal politika uzmanı, Yrd. Doç. Atilla Özsever ile konuştuk. Bu yasanın “torba değil zorba yasası” olduğuna dikkat çeken Özsever, yasanın çalışanların değil işverenlerin çıkarlarının dikkate alınarak hazırlandığını, işçiden kamu çalışanına tüm kesimleri vuracağını, en çok da gençleri mağdur edeceğini vurguladı.
-Torba Yasası nedir?
Yasa hazırlanırken esas olarak işverenlerin vergi ve sigorta prim borçlarına af getirme amaçlanmıştı. Daha sonra yasa tasarısına çalışanlarla ilgili 4 yasada değişiklik maddeleri kondu. 5510 sayılı sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası, 4857 sayılı iş kanununda, 4447 sayılı işsizlik sigortası kanununda ve 657 sayılı devlet memurları kanununda değişiklik yapan maddeler kondu. Bu değişikliklerle hem işçileri hem de kamu çalışanlarıyla ilgili kanunlara hak kayıplarına yol açan maddeler kondu.
-Bu dört madde bilinçli şekilde mi bu yasaya sıkıştırıldı?
Elbette ama öğrenci affı da, emekliliğe 2011'de belli bir maaş artışı da aynı torbayagirdi. Böylece birtakım haksızlıkları birtakım makyajlarla çorbaya dönen bir yasa içinde örttüler. Sadece işçiler ve kamu çalışanlarıyla ilgili hak kayıplarına dönük olmuş olsaydı büyük tepki çekecekti. Ama içine çalışanların lehine ya da öğrencilere birtakım olumlu şeyler serpiştiriyorlar ki kimse sesini çıkartmasın. Ama kimse fark etmeden birtakım hak kayıplarını bu yasa içersinde ortaya koymaya çalışıyorlar. Torba denmesinin de amacı bu. Aslında başlangıçta 113 maddeden ve 163 sayfadan oluşuyordu. Düşünebiliyor musunuz bir yasa tasarısı 163 sayfa bu bile çok fazla bir rakam. AKP iktidarı özellikle referanduma sunulan Anayasa değişikliği sırasında "Anayasa'ya Ekonomik ve Sosyal Konseyi de koyuyoruz" dedi. Ekonomik ve Sosyal Konsey, hükümet, işçi, işveren taraflarının oluşturduğu bir konseydir. Bunu buraya koyuyoruz dolayısıyla biz sosyal devletten yanayız mesajını vererek bir görüş ortaya attılar ve tarafların görüşlerini alacağız dediler. Ama bu kadar önemli değişiklikler yapan, yani çalışanlarla ilgili dört tane temel yasada değişiklikler yapan AKP ne işçilerin ne işçi sendikalarının ne de kamu çalışanlarının görüşlerini aldı ne de onları bilgilendirdi. Hatta Türk-İş Başkanı Mustafa Kumlu bile ‘Ben yasayı gazetelerden öğrendim’ dedi; kendi düşüncelerine yakın olanlara bile bilgi sunmadılar.
-İşverenlere danıştılar mı peki?
Evet. Şimdi üç tane işveren örgütü var biri TİSK (Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu), TOBB (Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği) bir de TÜSİAD. Bu üç işveren örgütü Ekim 2010'da özellikle istihdam sorunlarıyla ilgili bir rapor hazırladılar. Bu raporda işverenler çalışma yaşamının nasıl olması gerektiği konusunda birtakım öneriler getirdiler. Dolayısıyla hükümetin hazırlamış olduğu bu yasa işverenlerin önerilerini büyük ölçüde dikkate aldı. Demek ki işçi tarafına, kamu çalışanı tarafına, çalışan kesimlere sormadan, ağırlıklı olarak işverenlerin talepleri ve görüşleri doğrultusunda bir yasa olduğu anlaşılıyor.
-Peki bu yasa neler getirecek, hangi kazanımları yok edecek?
Asgari ücretin düşürülmesi, stajyer çalıştırmanın artırılması, esnek çalışmanın yaygınlaştırılması, İşsizlik Fonunun sermayenin çıkarları doğrultusunda kullanılması ve kamu çalışanlarının iş güvencesinin tehlikeye girmesi. Bu temel konularda hüküm getiriyor bu yasa. Şimdi bunları sırasıyla anlatmaya gelirsek;
ASGARİ ÜCRET DÜŞÜRÜLÜYOR!
-Asgari ücreti düşürüyorlar. Mevcut uygulamada 16 yaş ve üstünde olanlar için bir asgari ücret tespit ediliyor, bir de 16 yaşın altındakiler için bir asgari ücret tespit ediliyor. Şimdi bunlar 16 yaşı 18’e çekelim diyorlar. Yani 16 yaş ve 18 yaş arasındaki asgari ücret şu an için 630 TL net olması gerekirken bu 546 TL’ye düşüyor. Bu somut maddeyle asgari ücret düşürülüyor. Bu işverenlerin talebiydi, zaten buna uyuluyor.
GENÇ İŞÇİ SÖMÜRÜSÜ ARTIYOR!
-Stajyer çalıştırma artacak. Meslek yüksek okullarında çırak olarak çalışanlar var. Bunlar belli dönemlerde geliyorlar ve çeşitli işyerlerinde stajyer adı altında çalışıyorlar. Şimdiki kanuna göre, stajyerler brüt asgari ücretin üçte ikisi oranında ücret alıyorlar. Bu yasayla net asgari ücretin üçte birine düşüyor. Bir stajyer işçiye 531 TL ödenmesi gerekirken bu yasayla 210 TL ödenecek. Halen 20 veya üstü işyerlerinde stajyer çalıştırabiliyor. Şimdi bu yasaya göre, 20 sayısı 10’a düşürülüyor, gerekirse Bakanlar Kurulu bu sayıyı 5’e düşürüyor. En küçük işyerlerinde bile yasal olarak stajyer çalıştırmak yaygınlaşacak ve genç işçi sömürüsü artacak. Bu işin tercümesi bu. Ayrıca deneme süresi var. Halen 2 ay olan bu süre yeni yasayla 25 yaş altındakiler için 4 aya çıkıyor. Gençler daha uzun süre güvencesiz çalışacaklar.
KOLEKTİF YAŞAM ENGELLENİYOR
-Esnek çalışma biçimi yaygınlaşıyor. Şimdi mevcut iş kanununda çağrı üzerine çalışma var. İşveren, sana ihtiyacım var diyerek seni çağırıyor. Geliyorsun bir süre çalışıyorsun ve çalıştığın süre kadar para alıyorsun. Bu çağrı üzerine çalışmanın yanı sıra bu yasayla evden çalışma, uzaktan çalışma diye yeni çalışma biçimleri getiriliyor. Tabii dolayısıyla insanlar evde ya da uzakta çalışırsa ne oluyor? Kolektif çalışma bir biçimde engellenmiş oluyor. İşçilerin dayanışması, birbirlerinin sorunlarıyla uğraşması engellenmiş oluyor. İşçi tek başına kalıyor, o yüzden de daha güvencesiz bir hale geliyor ve hatta bunların içersinde kıdem tazminatı ücretleri, izin hakları gibi birtakım haklar da bu şekilde dışlanmış oluyor. Bu tarz çalışanlar için, Çalışma Bakanlığın yönetmeliğine bakılacak.
PATRONUN ÜCRET ÖDEME HÜKÜMLÜLÜĞÜ İŞÇİNİN ÜZERİNE YIKILIYOR!
-Kısa çalışma ödeneği de yaygınlaşacak. İşyeri krize girerse, bu ekonomik kriz durumunda işveren ödeme güçlüğü çekiyorsa İşsizlik Sigortası Fonundan ödeme yapılacak. Belli bir sırayla üç ay kadar. Şimdi bu kısa çalışma öoeneği sadece genel ekonomik krizlerle değil, sektörel, bölgesel krizlerde de kısa çalışma ödeneği ödenecek. Kısa çalışma ödeneğinin yaygınlaşmasıyla işverenleri ücret ödeme hükümlüğünden kurtarıyorsun, işçiye para ödemiyorlar onun yerine İşsizlik Fonundan ödeniyor. İşsizlik Fonu sonuç itibariyle işçinin ücretinden kesilerek oluşturulan bir fon. İşveren de ödeme yapıyor ama bunu bir maliyet unsuru olarak gösteriyor. Dolayısıyla yine işçinin parasından aktarma yapılıyor. Böylece işverenin ücret ödeme yükümlülüğü bir anlamda işçinin üstüne yıkılıyor; İşsizlik Fonundan karşılanıyor. Bu da aynı işverenlerin hazırladığı rapordaki temel taleplerden.
KISA SÜRELİ ÇALIŞMADA SİGORTA PRİMLERİNİ İŞÇİ ÖDEYECEK
Çok önemli bir madde daha var. Örneğin 30 gün çalışmıyorsunuz 15 gün çalışıyorsunuz veya işveren sizin adınıza 30 günlük tüm süreyi ödemiyor. Bu yasayla 1 Ocak 2012'den itibaren özel sektörde kısa süreli çalışanların boşta geçen sürelerinin sigorta primlerini işçi kendi cebinden ödeyecek. Şu anda kamuda çalışan işçi açısından böyle bir durum söz konusu değil. Öyle ki kamuda 15 gün çalıştırıyorsun, bu 15 günlük istihdam süresini devlet ödüyor. Özel sektörde çalışan ise, boşta geçen süreleri için oradaki parayı ister işçi ödesin ya da ödemesin sağlık sigortasından yararlanıyor. Ancak bu yasayla boşta geçen süreyi cepten ödemezsen sağlık sigortasından yararlanamıyorsun. Bu durumda sağlık hakkından da yararlanamıyorsun. Başına bir şey gelirse, kaza geçirirsen, hastalanırsan bunan giderini sen kendi cebinden ödeyeceksin. Kamuda çalışmış olsaydın aynı statüde devlet ödeyecekti. Burada Anayasal açıdan eşitsizlik ortaya çıkıyor.
FAZLA MESAİ PARASI PATRONUN CEBİNE!
Bir de denkleştirme süresi dediğimiz bir konu var. Haftalık çalışma süreci normalde 45 saattir. Ama yasaya göre bazen işverenler 66 saatte kadar da çalıştırabilirler. Bunun ancak iki ay bir süre içersinde, ortalama haftalık 45 saat süreye denk gelmesi lazım. Yani iki hafta üst üste sizi 66 saat çalıştırır ya da bir hafta 11 saat çalıştırır. Sonuçta iki aylık çalışmanın ortalamasının 45 saatte gelmesi lazım. Şimdi bu denkleştirme süresi dört aya çıkartılıyor. Özellikle turizm sektöründe çalışanlar açısından denkleştirme süresi iki aydan dört aya çıkartılıyor. Böylece çalışan bütün turizm süreci boyunca fazla mesai ücreti alamayacak. Çünkü o zaman sizi 66 saat çalıştıracak, böylece turizmin sektöründe çalışanların fazla ücret alması engellenecek.
BELEDİYE İŞÇİLERİNİN RIZASI ALINMADAN ZORLA SÜRGÜN
Diğer bir konu kadrolu işçiye sürgün meselesi. Yeni yasayla belediyelerde belirledikleri çalışanları, ihtiyaç fazlası gerekçesiyle, işçinin rızasını almadan Milli Eğitim Bakanlığına ya da Emniyet Genel Müdürlüğünün taşra teşkilatlarına gönderecekler. Şimdi belediye’de çalışan bir işçinin Emniyet Genel Müdürlüğünde ne işi olur? Ayrıca bu işçi beş gün içinde işe başlamazsa işten çıkarılacak. Öyle de bir tehdit var. Bu madde, özellikle belediyede örgütlü sendikaların tepkisine yol açtı. Hatta, Hak-İş’e bağlı Hizmet-İş Sendikası bile buna tepki gösterdi. Ayrıca aynı maddede, eğer belediyelerde ihtiyaç fazlası varsa, beş yıl boyunca hiç işçi almayacak: "İhtiyaç fazlası işçileri taşraya gönderdim, beş yıl boyunca işçi almayacağım" diyecek. O zaman, ne olacak? Hizmetler taşeron işçiler tarafından yapılacak. Bir anlamda taşeronlaşmaya da yol açıyor bu model.
SENDİKALI OL AMA GREVE KATILMA!
Kamuda işçi, memur, sözleşmeli personel uygulaması var. Yeni yasayla sözleşmeli personel sendikaya üye olabiliyor ama grev yapamıyor, destekleyemiyor, grev propagandası yapamıyor. Sendika üyesisin ama sendikanın doğal işlevi olan grevi yapamıyorsun.
Başka önemli bir madde ise İşsizlik Fonuyla ilgili. Founun birtakım gelirleri var. Şu an fonda 46 milyar TL yani eski parayla 46 katrilyon para var. Devlet İşsizlik Fonu gelirlerinin yüzde 30’una kadarını istihdamı artırma gerekçesiyle kullanabiliyordu. Şimdi bu yüzde 30’u yüzde 50’ye çıkartıyor. 31 Aralık 2015'e kadar 5 yıllık bir süreyle işverenin yeni işe aldığı işçilere ait işveren sigorta payı bu fondan karşılanacak. Yeni işe alınanlar kimler olacak? 18 ve 29 yaş arası erkekleri ve 18 yaşından büyük kadınları işe aldığı taktirde bunların sigorta primlerini işveren ödemeyecek, devlet ödeyecek; fondan karşılanacak. Bir anlamda işçinin parasıyla patronlar teşvik ediliyor. İşverenler de 29 yaş üzerindeki işçileri işten çıkartıp yaşı daha genç insanları işe alacaklar. Dolayısıyla firmalarda, işyerlerinde çalışan 29 yaşın üstündeki işçiler için işsizlik dönemi başlayacak.
46 MİLYAR TL’NİN SADECE 3.7’İ MİLYAR’I İŞSİZLERE
Ancak burada esas önemli olan husus şu. İşsizlik sigortası Mart 2002’de yürürlüğe girdi ve 31 Aralık 2010’a kadar yaklaşık dokuz yılda bu fonda 46 Milyar TL birikti. Bu 46 milyardan işsizlere yapılan ödeme miktarı sadece 3.7 milyar TL. İşsizlere bu fonun sadece yüzde 8’i verilmiş işsizlik ödeneği olarak. İşsizler için oluşturulan bir fondan ancak işsizlerin yüzde 8’i yararlanabildi. Şu anda ise İşsizlik Fonundan sadece 170 bin kişiye işsizlik fonu ödeniyor, halbuki resmi rakamlara göre 3 milyon işsiz var. Her 100 işsizden sadece 6’sına işsizlik parası veriliyor. Onların iddia ettiğine göre bu paralar GAP projesine gitmiş. Hükümet 2008'de çıkarttığı bir yasayla 2008’den 2010’a kadar 10 milyar liranın yani fonun yüzde 22’sinin GAP projesine tahsis edildiğini söylüyor. Ancak o da belli değil. Yanlış anlamayın ben tahsis edilmesin demiyorum ancak bunu devlet işsizlilerin fonundan değil devletin bütçesinden aktarsın. Şu anda 9 milyon sigortalı var. 9 milyon sigortalının işveren payını devlet ödüyor. Bu ödediği miktar yaklaşık ayda 450 milyon TL. Halbuki 170 bin işsize ayda 63 TL para ödüyor. Dolayısıyla sigortanın fon payları işsizlere değil, işverenlere ya da başka yerlere gitmiş oluyor.
ÜCRET ARTIŞI TOPLUSÖZLEŞMEYE GÖRE DEĞİL PERFORMASA GÖRE
Kamu çalışanları açısından Torba Yasanın açacağı hak kayıpları şunlar: Bir kamu çalışanının kademe ilerlemesi için sekiz yıl içersinde herhangi bir disiplin cezası almaması lazım. Ama diyelim ki çalışanlar birtakım hak aramaları için eylem yapmaları ya da bir mitinge katılmaları halinde, disiplin cezası aldıkları için kademe ilerleme de engellenmiş olacak. Dolayısıyla maaş artışı da engellenecek. Ayrıca performansa dayalı uygulama getiriliyor. Bu da aslında hem kamu çalışanlrı arasında rekabeti artıracak hem de toplusözleşmenin de bir anlamı kalmayacak. Ücretler toplusözleşmeye göre artırılması gerekirken, performansa göre artırılacak. Normalde kamu çalışanları 8 saat çalışıyorlar. Bu 8 saatlik çalışma süresi gerektiğinde, görev yerine bağlı olmaksızın artırılacak. Diyelim ki müdür öğretmenlere ya da bir başka kamu çalışanlrına ‘Haydı arkadaş daha çok çalışacaksınız’ diyecek. Yine kamu çalışanının rızası olmadan altı aya kadar başka bir yere atanma durumu da var. Keyfi sürgün söz konusu. Ayrıca gittikleri yerde norm kadro fazlası söz konusuysa 4C’ye de geçebilirler; TEKEL işçisi pozisyonuna düşebilirler. Güvencesiz bir istihdam kamu çalışanını bekliyor. Bu arada kamuda çalışan tüm uzman personel sözleşmeli statüye geçiyor. Yine yolsuzluk araştırmaları uzmanlara yaptırılırken, getirilen yasayla düz kamu çalışanlarına bile bu denetimi yaptırabilecekler. Bir anlamda yolsuzluklar denetimden kaçırılacak. Elbette aldatıcı maddeler de var bu yasada öğrenci affı ya da emeklilere maaş zammı gibi. Ama bunlar tam bir makyaj.
-Bu yasa geçerse daha sonraları emekçileri ne bekliyor?
Daha büyük hak kayıpları söz konusu olacak. Kıdem tazminatının belki belli bir süre sonra kaldırılması gündeme gelecek. Kıdem tazminatı için istihdamı daraltıyor diyorlar dolayısıyla ya fona devredecekler ya da her yıla 30 günlük bir kıdem tazminatı ödüyorlarsa bu 15 güne inecek. Kısacası kıdem tazminatını iyice kuşa çevirecekler. Zaten bundan sonra hangi adımların atılacağı AKP hükümetinin ulusal istihdam stratejisi adlı belgesinde var. Dolayısıyla bu Torba Yasası geçerse arkasından kıdem tazminatı riske gerebilir. Özel istihdam büroları kurulur. Buna karşı sendikaların büyük bir direniş göstermeleri gerekir. Nitekim DİSK, KESK, TMMOB tavır koyuyor ama polis şiddetiyle bastırılmaya çalışılıyor. Türk-İş’e bağlı sendikaların da devreye girmesi gerekiyor. Böylece daha büyük bir muhalefetin doğması söz konusu olur. İşçi sınıfının buna topyekun karşılık vermesi gerekir. Sadece işçilerin değil, kamu çalışanlarının da, işsizlerin de harekete geçmesi gerekiyor.









