Hepimizin başı sağ olsun!. Elazığ’da yaşanan 6 şiddetindeki deprem sonrası 57 yurttaşımızı kaybettik.
Geçenlerde dünya tarihin en şiddetli depremini yaşayan Şili’de 700 kişinin öldüğünü düşünürsek “bir şeylerin bizde aksadığını” hemen anlarız!
Yetkililer, yerleşim “yerinin yanlış ve binaları yapan köylülerin hatalı” olduğunu söylemektedir.
Önlem almayan devlet “suçluyu” kolay buluyor!..
Acaba yetkililer, milletin emrinde olduğunu ne zaman anlayacaklar..
Siyasilerin konuşmalarında eskiden farklı bir şey yok..
Oysa 10 yıl önce körfez depremini yaşayan ve her yıl belli ararlıkla depreme maruz kalan Türkiye’de ne zaman gerçekten mal ve canımızı koruyacak önlem alacağız?!..
Cahil, “toplum değil devlettir!.”
Belki de cahil değil, vatandaşını korumak istemeyen devlet başımızda hükmetmekte!...
Bu düzenin çıkardığı siyasilerden bir şey beklemek hata olacak!..
Ne zaman aklımızı başımıza toplayacağız!..…
•••
Dün “8 Mart Dünya Kadınlar” günü idi.
BirGün, bu güne “özel bir duyarlılık” gösterdi.
Dün gazetede yalnız kadınların “sözü” vardı.
Kadınlar düşündüklerini yazdılar..
Haklı tepkileri, eleştirileri ve beklentilerini bir kez daha özgürce ortaya koydular…
Bu “farklı ve kendine yakışan” davranışından dolayı BirGün’ün yazı işlerine teşekkür etmeliz!..
•••
“Kadın olmak zor iş!”..
Oysa kadının varlığı dünyanın geleceği ile doğrudan ilişkili.
Kadının kabul etmediği hiçbir “düşünce” yaşam biçimi haline gelemez!..
Kadının “yeri ve konumu” insanlığın gelişmesini sağlayan tek dinamik güç olduğu bilinmeli!..
Ne yazık ki bu “doğruyu” kavrayamayan toplumlar, geri kalmaya “mahkûmdurlar!”..
Erkek egemen toplumların “barış ve mutluluk” gibi kavramları anlamasını beklemek en büyük yanlış..
Kadınlar, “yetenek ve yetkinliği” ile erkekten üstün olduğunu asırlar boyunca ispat etti.
Ancak fiziki kuvvetiyle egemenliği elinde tutmaya çalışan erkek, sonunda dünyayı “savaş ve katliamlar” arenasına dönüştürdü!...
Yarınlar kadınların elinde!..
Esenliğe ulaşmak için yılda bir kez değil,
çoğalan bir içtenlikle ve daha yakından her geçen gün, onların sesine kulak vermek gerekir!…
•••
Kadın sözünü dinleyen ülkeler başarıya,
Onları duyamayan ülkeler de “karanlığa” doğru evrilirler!...
Kadının “yöneten” ve kadının “yol gösteren” olmasını istemek birinci “hedef” olmalı!...
Eğitilmiş ve yöneten kadın “amacını” Cumhuriyet başaramadı!.
Şimdikiler hiç başaramaz çünkü istemiyorlar!..
“Din ve İnanç” kadın “üzeriden” kendini ispatlamaya çalışıyor.
Dinin koyduğu kuralların hâkimiyeti, “kadına getirdiği kısıtlamalarda” yatıyor...
Başını değil, aklını bağlamak, egemenliğin sembolü haline dönüşüyor…
Kadının “omuzlarına” basarak Allah’a yakın olunmaz!..
Bu anlayışla ne kadın haklarını, ne kadın eşitliğini, ne de pozitif ayrımcılığı oluşturmak mümkün olur!..
•••
Hele Türkiye de;
»Her 4 kadından 2’sinin okuma yazma bilmediği,
»18 yaşındaki genç kızların yüzde 45 nin okula gitmediği...
»Kadınların sadece yüzde 5 i üniversite mezunu olabildiği.
»Kadınların yüzde 23 kocasından şiddet gördüğü,
» Meclisteki kadın milletvekillerinin oranı yüzde 4,
»132 ülke içinde kadın milletvekili sıralamasında Türkiye’nin 108. sırada olduğu
gerçeğini görünce,
Ve 5 yıldır bir kadının başbakanlığında önetilen Almanya parlamentosunda yüzde 30 oranına sahip olan kadın milletvekilleri, bu oranı az bulduğunu öğrenince, durumun vahameti daha da ortaya çıkıyor!...
Kısaca erkekler, kadınların varlığını artık iyice hazmetmeli ve şu gerçeğe inanmalı!
“Özgürleşen kadın, özgür dünyayı yaratacaktır!..”
ANAYASA PAKETİ
Hükümet reformların yeni aşaması olarak
“Anayasa Paketini” TBMM’ye sunmaya hazırlanıyor.
Basına yansıdığı kadarıyla bu paket beklenen köklü değişiklikleri içermiyor.
Sadece “82 Anayasası’nın” üzerinde bazı değişiklikler yapıyor.
Yani, AKP’nin 8 yıllık iktidarı sırasında parti olarak karşısına çıkan engelleri kaldırmak istiyor.
Yanlış anlaşılmasın.
Bu engeller, Türkiye’nin, demokratikleşmesi, hak ve özgürlüklere ulaşması için ivedilikle kaldırılmasını beklediği hayati konular değil…
Mesela, “sendikal haklar,demokratik kurallar,kadın hakları, pozitif ayırımcılık, kutsal ve yüce devlet anlayışının kaldırılması,egemenliğin halkta olduğunun açıklanması gibi özgürlük ve çağdaşlıkla ilgili açılımlar değil..”
•••
Çeşitli kaynaklarının aktardığına göre 12 maddeden oluşan pakette;
Bugün AKP’nin kavgalı olduğu “yargıyı” doğrudan şekillendiren maddeler yer alıyor.
Buradaki temel anlayış çok masum değil!
İstenilen, “hukukun üstünlüğü” değil, yargının siyaseten “kullanılabilirliği!”
Maddelere yakından bakınca ne demek istediğim daha iyi anlaşılacak!
•HSYK yapısının değiştirilmesi,
•Anayasa Mahkemesinin yeniden oluşturulması,
•YAŞ kararlarının yargıya götürülmesi,
•Siyasi Partilerin Kapatılması yetkisinin yargının elinden alınarak TBMM’ye verilmesi,
•Askerlerinde sivil Mahkemelerde yargılanması.
Yukarıda sıralanan maddelerin gerçekten çağın gerektirdiği şekilde değiştirilmesi Türkiye’ye yarar getirir.
Ancak,
İlk bakışta olumlu sayılan değişikliklerin aslında, “hukuku askıya alan ve kontrol edilemez bir siyasi egemenlik kuran” yapıların oluşturulduğu kanısını uyandırıyor!
Anayasa değişikliği talebi toplumsal rahatlamayı değil, aksine yeni zorlamaları getirecek gibi görünüyor....
•••
Kurul üyelerini TBMM seçmesi demokrasinin gücünü göstermez!
Bu yöntem demokratik bir ortamı da oluşturmaz..
Öncelikle ve özellikle “hukuk kurulları” demokrasinin vazgeçilmez güvenceleridir.
Demokrasinin bir kurallar rejimi olduğu düşünülürse,
Ancak bu kurallar sayesinde hak ve özgürlüklerin, herkese adil ve eşit yansıyacağı da bilinir.
TBMM’de yapılacak seçimlerin her zaman doğru sonuç vermediği geçmişte çok yaşandı.
TBMM’de iktidar ve muhalefet arasında dengesiz paylaşılan başta RTÜK olmak üzere diğer kurullar, kamu adına yönetimde acı sonuçlar vermiştir.
“Ülke yararı yerini parti çıkarına” bırakmıştır!...
Bu deneyimleri “göz ardı” edemeyiz!..
•••
Meclis içinde bugün olduğu gibi her zaman disiplinli bir çoğunluk, parti çıkarlarını kişi ve ülkenin önüne koyacaktır.
Bu yadsınmaması gereken büyük bir ihtimaldir!..
Son zamanlarda TBMM’de seçilen Cumhurbaşkanlarının hep parti liderleri olması, somut örnektir..
Şayet Ecevit Cumhurbaşkanı olma koşuluna (üniversite mezunu) sahip olsaydı, Ahmet Necdet Sezer’i önermezdi!..
•••
Beklenen, Anayasa değişikliği değildir!.
Özlenen, “yeni” bir anayasa yapılmasıdır!.
Yeni anayasa, tüm toplumu kapsayan bir yöntemle oluşturulmalıdır.
Bugünkü şartlarda yapılanlar, Türkiye’nin değil “kalemi elinde tutanların yazdığı” anayasa değişiklikleri olur.
Askeri yöntemle yazılandan da farkı kalmaz!
Çünkü bu kez de “ben yaptım oldu!.” diyen bir başka irade vardır!.
Bu irade geniş “halk” iradesi değildir.
Kimse kendini de, milleti de aldatmasın!..
Adı “sivil” ama anlayışı “totaliter” olan bir yapı, ihtiyaç duyulan hak ve özgürlüklerin oluştuğu “çağdaş demokratik” bir anayasa yapamaz!..