Güldal Mumcu’nun İçinden Geçen Zaman: Rugan ayakkabılı savcı

|

Güldal Mumcu’nun İçinden Geçen Zaman: Rugan ayakkabılı savcı A Güldal Mumcu’nun İçinden Geçen Zaman: Rugan ayakkabılı savcı

Güldal Mumcu eşi Uğur Mumcu’nun ölümünden 19 yıl sonra yazdığı İçimden Geçen Zaman adlı kitapta okurlarını, Türkiye’nin karanlık tarihine götürüp aslında her şeyin pırıl pırıl gün gibi aleniyet içinde geliştiğini anlatıyor.

Kitap 24 Ocak 1993 Pazar günü başlıyor. Yani Uğur Mumcu’nun elbirliğiyle katledildiği günün sabahından…

Soruşturmayı mümkün olduğunca yüzeyden yürüten dönemin Cumhuriyet Savcısı Ülkü Coşkun ile Güldal Mumcu arasında sinir bozucu tartışma 18 Şubat’93 Perşembe günü yaşanıyor.

Ülkü Coşkun, “Uğur Beyi tanırım, takdir ederim, hatta birlikte içki içerken fotoğraflarımız vardır” diyor.

Güldal Mumcu bu içkili fotoğraf meselesini şöyle anlatıyor:

“12 Eylül döneminde Uğur sıkıyönetime gitmiş, koridorda karşısına Ü. Coşkun çıkmış. Israr edrek odasına davet etmiş. Öğle saati olmasına ve Uğur’un ‘ben içki içmem’ demesine karşın odasına içki getirtmiş, sonra birlikte fotoğraf çektirmiş. Uğur bunlara bana hayretle anlatmıştı!”

Güldal Mumcu, “Uğur’u tanıyorum dediniz, söyler misiniz, saçları ne renkti?” diye sorunca Coşkun “siyahtı” yanıtını veriyor.

-Peki, o zaman ne demeye saçları ak, gözleri mavi yazan otopsi raporunu imzaladınız?

-Raporun altında üç kişinin daha imzası var, onlara neden sormuyorsunuz?

-Bu rapor sizin yönetiminizde ve sorumluluğunuzda hazırlardı. Siz de buradasınız, size soruyorum!

Savcı, hukuki bir soruşturmayı yürütecek bağımsız ve de tarafsız bir yetkiliden çok cinayeti işleyen şebekenin üzerinde kan lekesiyle yakalanmış elemanı ruh haliyle sürekli olarak itişmeyi tercih ediyor.

Güldal Mumcu “arka arkaya üç patlama oldu” diyor, savcı “yaz kızım” diyor:

-Patlama oldu!

-Bir değil üç patlama oldu diye yazın…

-Bu bir ayrıntı, ne önemi var?

-Cinayet davaları ayrıntılarla çözülür!

Güldal Mumcu acısına karşın soğukkanlı duruşuyla Ülkü Coşkun’u “pes” ettiriyor:

-Güldal Hanım üstüme gelmeyin, namus borcu dediler, Hükümetin hiçbir üyesi dosyanın ne olduğunu bana sormadılar!

Ülkü Coşkun en sonunda bombayı da patlatıyor:

-Bu işi devlet yapmıştır, siyasi iktidar isterse çözer!

 Güldal Mumcu savcının arkasından bakarken aklında kalan bir ayrıntıyı da not etmiş:

-Siyah rugan ayakkabılarını anımsıyorum salon kapısından çıkarken gözüme ilişen!..

***

Uğur Mumcu yazmıştı

Tanrı Devleti!

“Uğur (Mumcu) Türkiye’nin 15-20 yıl içinde imam hatipliler tarafından yönetileceğini, hakimlerin de imam hatipliler arasından çıkacağını yazıyordu, çalışmalarını bu konular üzerine yoğunlaştırmıştı!”

Güldal Mumcu böyle yazıyor… Hıristiyanlıkta bunun adı vardı:

-Tanrı Devleti!  

***

Katilleri bildiriyorum!

İçimden Geçen Zaman’ın içinde öyle ayrıntılar var ki, yıllardır “içinde devletin olmadığı hiçbir büyük eylem başarıya ulaşmaz” tezinin kanıtlarını sergiliyor.

Kitaba dönelim, Güldal Mumcu’nun Haziran notlarına bakalım:

“14 Haziran sabahı saat 08.00 civarında telefon çaldı. Ben açtım. Tok bir erkek sesi, suikastın içinde olup cinayeti gerçekleştirdiklerini ileri sürdüğü bazı emniyet görevlilerinin adlarını verdi:

-Siyasi Şube Müdür Yardımcısı Şükrü Açıkbaş, eski Hassas Bölgeler Müdürü Fahrettin Kaçar, Pasaport Şubesinden Başkomiser Ahmet Düşünmez, emekli başkomiser Nihat Demir!

Mumcu’nun soru sormasına fırsat vermeden telefonu kapatıyor.

Bu bir iftira olabilir. Ama bir an için durup, Hrant Dink cinayeti dosyasında kaç devlet memurunun “zanlı” olarak geçtiğine bakalım… Sonra Uğur Mumcu cinayetini titiz ayrıntılarla anlatan Güldal Mumcu’yu yeniden okuyalım.