Almanya, ocak ayından bu yana Katolik kilisesi ve kurumlarında gerçekleşen tecavüz ve tacizleri tartışmaya çalışıyor. Çalışıyor, çünkü açık tartışma taraftarlarının yanı sıra, konuyu ve tartışmayı hızla örtbas etmekten fayda elde eden güçlü kurum ve kişiler de mevcut. Bunların başında elbette Katolik kilisesi ve gerçek bir devlet-din ayrımını istemeyen siyasal güçler geliyor. Konunun toplumsal-siyasi boyutları yerine, daha çok kriminolojik ve dini yönleri ele alınıp kilise eleştiriliyor. Dini açıdan üzerinde en çok durulan konu ise, başka dinlerde olduğu gibi Katolik kilisesince din adamlarına getirilen evlenme yasağı ve bu yasağın yol açtığı gerilimin dini taciz yönelimi... Bu tabunun yıkılması, cinsellik konusunda daha modern bir tutum alınması – eleştirilerin uzandığı en uç nokta. Sanki kilise kendisini yenileyince, din ile seksizm arasındaki güçlü bağ ortadan kalkacakmış gibi...
Yüzlerce öğrencinin “İsa Topluluğu” (Jesuit’ler) tarafından yönetilen üç elit lisede, 1970’li ve 1980’li yıllarda, rahip ve din hocalarının cinsel tacizine uğradığı haberinin peşinden, çuvalın ağzı açıldı. Franziskus dergâhı gibi diğer tarikatların sorumluluğunu taşıdıkları birçok kutsal kurum, çocuklara yönelik cinsel taciz yuvaları olarak kamuoyuna yansıdı. Bu aslında Almanya açısından yeni bir gelişme değil. Ama şu andaki dışavurum, boyutun derinliğini ve cinsel taciz kurbanlarının kitlesel niceliğini göstermesi açısından önemli. Sadece Almanya’da mı?
Elbette hayır. 10 yıl önce Viyana başpiskoposu kutsallık adına gerçekleştirdiği tacizlerden dolayı makamını terk etmek zorunda kalmıştı. Avusturya’da daha başka dini tacizler gündeme gelmiş, İsviçre daha yeni 60 taciz olayıyla ilgili duyuruda bulunmuştu. İrlanda’da 1914 ile 2000 yılları arasında kilisenin kutsal koruması altına verilen 35.000 çocuk cinsel tacize uğramıştı. Bunların bir kısmı, kısa süre önce yaşlı insanlar olarak saygı duyulacak bir medeni cesaretle protesto yürüyüşü yapmışlardı. Fransa’da... Polonya’da... İngiltere’de... İtalya’da... Latin Amerika, Asya ve Afrika’da... Rahibinden başpiskoposuna kadar suçlu... Kurban, binlerce tacize, tecavüze uğramış çocuk... Bir çocuğun çektiği acı dahi, dini kurumların kendi kendilerini feshetmeleri için yeterli sebep... Çünkü taciz, çocuğun dünyasını karartan, onu ömür boyu travmaya uğratan, tüm insanlığa güvenini sarsan sıradan değil, genellikle kasten ve planlı işlenmiş bir suç. Çünkü çocuk, insanlığın geleceği... Ona taciz, insanlığa taciz...
Seksizm aslında tüm dinlere özgüdür, çünkü onlar ataerkil düzenin bekası için, kadın eşitliğini ve çocuk özgürlüğünü tanımazlar. Kadını kocasına, çocukları veli ve kurum otoritesine mahkûm ederler... Söylemleri, aslında zincirleme bir negatif çocuklaştırma anlatımı: Erkek “yukarıdaki”, kadın kocası, çocuk babası, öğrenci öğretmeni, mümin hocası, asker komutanı karşısında itaate mahkûm bir varlık! Cinselliği tabulaştırır, istemlere vurulan zincirleri ahlak sayıp düzeni harçlarlar. Geçmişe öykünen romantik-regressiv cemaatleşmeler yaratarak, allternatif ilerici çözümleri bloke ederler. Suçlarını karanlıkta bırakmak için de, mümkün olduğunca az konuşulan dillerde papaların yaptığı gibi kutsal gizlilik emirleri dağıtırlar (Crimen sollicitationis ve De delictis gravioribus belgeleri).
Ha, papalar demişken.. “Bizde böyle şeyler olmaz” diyenler olabilir. Lütfen çevrenize dikkatlice bakın! Yatılı okuluna, dini ve dünyevi kurumlara, kayıp oğlanlara, başı kesilmiş kızlara... Ve özellikle çocuklara dikkat edin!
Sol, özellikle azınlıklara mensup inanan kişileri, onlara yönelik saldırılar karşısında mutlaka korumalıdır, ama dini asla!