100 günlük program ve kadınlar

HÜLYA GÜLBAHAR

Yeni başkanlık rejiminde artık bir hükümet ve hükümet programı olmadığı için 3 Ağustos 2018’de açıklanan 100 günlük programı nasıl adlandıracağımızı da bilemiyoruz. Yeni rejimin baş mimarlarından olan cumhurbaşkanının başdanışmanı Mehmet Uçum’un kendi tanımıyla söylersek “tek kişilik hükümet”in programı. Programa baktığımızda, yasama, yürütme, yargı alanlarına müdahale eden program, iddia ettikleri kuvvetlerin kendi içinde “demokratik güç yoğunlaşması”nın, pratikte “tüm kuvvetlerin gücünün tek kişide yoğunlaşma” anlamına geldiğini gayet net bir biçimde gösteriyor (dipnot 1). Adalet sisteminin düzenlenmesinden dükkanların raflarına konulacak TRT çizgi film karakterleri tasarımlarına, Kanal İstanbul’dan mahalle bahçelerine dek her alana el atan program gerçekten de kaygı verici bir güç yoğunlaşmasının belgesidir.

Türkiye’nin ciddi bir ekonomik krizin içine yuvarlandığı, vatandaşın tırmanan enflasyon ve döviz kurlarını izlemekten başının döndüğü koşullarda açıklanan programda krize karşı hiçbir ciddi önlem yer almıyor.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı 100 günde neler yapacak?

Programın Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bölümünde yer alan 33 hedefin bazılarının örneğin 6. maddedeki hasta işlem takibinin elektronik ortamda yapılmasıyla vatandaşlarımızın gereksiz radyasyon alınmasının önüne geçilmesi maddesinin neden bu bölümde yer aldığını anlamak mümkün değil. 19. maddedeki “Bilişim sektörü mesleki eğitiminde kupon sistemi” gibi kimi konuları anlamak zaten mümkün değil.

Kadın ve aile konusu çalışma bakanlığına bağlanmış iken, kadın işsizliğinin çözümü, çalışan kadınların sorunları konusunda somut öneriler bekliyor insan. Ama yok. 24 Haziran 2018 seçimlerindeki AKP vaatleri de yok. Daha ilk hükümet programında unutulmuş bu vadler bunlar. Örneğin, 300 organize sanayi bölgesinde kreş ve gündüz bakımevlerinin yaygınlaştırılması vaadi yok bu programda. İşgücü piyasasında kadın istihdamı teşvikleri, nitelikli kadın istihdamını artırmak, kadın girişimciliği fırsatlarını güçlendirmek de yok. “Kız çocuklarının net okullaşma oranını yüzde 100 seviyesine ulaştıracağız” vaadi konusunda da bir şey yok. Hadi bunlar iddialı ve ciddi bütçeler ayırmak gereken vaadler; “kadın fırsat eşitliğini gözeten ve kadınlara pozitif ayrımcılık yapan işletmelere yönelik sertifikasyon programı” çalışmalarını başlatmanın önünde ne engel var?

100 günlük programda neler var?

En ciddi vaad 22. maddedeki “kadın, genç ve engellilerin daha fazla istihdama katılması için 1 milyar 84 milyon ilave destek sağlanması”. Ne kadarı kadınlar için, hangi kadınlara, hangi yöntemlerle gibi soruların yanıtı yok. 21. madde ile “istihdamın artırılması amacıyla işverenlere 5,25 Milyar teşvik” denmiş, bunda da herhangi bir kriter yok. Miktarlar arasındaki fark bir yana, seçilen destek/teşvik kelimeleri ve hatta rakamların yazılış biçimleri bile farklı.

29. maddede yer verilen “kadın kooperatiflerinin güçlendirilmesi, sürdürülebilirliklerinin sağlanması, kurumsal kapasitelerinin geliştirilmesi ve görünürlüklerinin arttırılması” konusunda neden bir bütçe, yapılacak işin ne olduğu konusunda bir tarif yok?

Neyse, zaten artık 100.üncü günün sonunda bir bütçe ayrıldı mı, ayrılan bütçe buralara harcandı mı, nerelere harcandı, neden oralara harcandı gibi soruları soracak bir yasama ve yargı da yok. Tüm kuvvetler, son derece “demokratik” bir biçimde “tek kişilik hükümet”te toplanmış olduğu için bu sorulara da gerek yok!

Programda hiç mi olumlu bir şey yok diye soracaklara hemen yanıt verelim. Şunlar var:

  • Er ve erbaşların eş, çocuk, ana ve babalarının da sağlık hizmetlerinden faydalandırılması (8. Maddede yer alan bu düzenleme tabi ki olumlu. Ama anayasal bir sosyal devlet zaten tüm yurttaşlarının sağlık haklarını korumalı; sadece bir bölümünün değil.)
  • Sosyal ve Ekonomik Destek (SED) hizmet modelinden yararlandırılan çocuklar için 23 ilde gerçekleştirilen hizmet ile (9. madde); çocuk hakları kapsamında 18 ilde uygulanan “Sosyal Uyum Programı”larının 81 ile yaygınlaştırılması (23. madde) hedefleri de doğru. Ama bu hizmetler ve programların amaçları, içeriği ve şeffaflığı konuları hala sorunlu.
  • Çoklu doğum (ikiz vb.) yardımı programı hayata geçirilerek 5.000 muhtaç haneye ulaşılması hedefleniyormuş (madde 26). Hadi hayırlısı…
  • Kadın istihdamının “İş’te Anne Projesi” ile desteklenmesi (madde 27). Keşke…

100 günlük programda, “çocuk dostu eserlerin desteklenmesi ve zararlı içeriklerle mücadele edilmesi (madde 28)” gibi içeriği muğlak ve dikkatle takip edilmesi gereken konular da var. Milli eğitim müfredatındaki kadın erkek eşitliği yönündeki içeriklerin ayıklanıp yerine “erkeğe itaat ibadettir” gibi “erkeği tanrı ilan eden” içeriklerin monte edildiği bir süreçte ciddi bir sorun bu.

Sonuçta, kadın ve çalışma hayatı ile ilgili olarak bu program, DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu’nun da vurguladığı gibi; “Kadınların asıl sorumluluğunu evdeki işler olarak tanımlayan, kadın istihdamını “annelik” üzerinden ele alan, kadınları çalışma hayatında “misafir” olarak gören ve bu nedenle güvencesiz-eğreti istihdam biçimlerinin önünü açan” bir program.

Adalet Bakanlığı 100 günde neler yapacak?

Kadın ve çocuklarla ilgili en önemli düzenlemeler aslında bu bakanlık başlığı altında toplanmış. Türkiye kadın hareketinin özellikle “fiili bir hükümet programı” niteliğindeki TBMM Boşanma Komisyonu Taslak Raporu ile kamuoyunun dikkatini çekmeye çalıştığı temel tehlikeler (dipnot 2); 100 günlük programda Adalet Bakanlığı başlığı altında toplanmış.

1 Ağustos 2018 günü toplumun her kesiminden kadınlar, ortak bir basın açıklaması ile kazanılmış haklarına yönelik saldırı tehditleri konusunda önemli bir bildiri yayınlamış idi (dipnot 3). Bu bildiride kadınların tehlikelerine dikkat çektiği kimi konular; ne yazık ki, bildiriden iki gün sonra açıklanan 100 günlük programda yer alıyor.

Programdaki sırasıyla bakalım:

1. Arabuluculuk ve uzlaşma

Tarih boyunca kadınlar, ailede ve toplumda öncelikle bir sorun çıkmaması için çabaladılar. Buna rağmen bir sorun çıktığında da bu sorunun en insancıl, en dostane çözüm yollarının bulunması için. Belki de bu nedenle hiç “iktidar” olamadılar. Kimliklerine, bedenlerine, emeklerine el konuldu. Tüm itirazları, “aile içi sorundur, özel hayattır” diye susturulunca gördüler ki, bazı konulara “sıfır tolerans” ile yaklaşmaktan, “arabuluculuk ve uzlaştırma” konusu olarak çıkarmaktan başka bir çaresi yok cinsiyet iktidarını yıkmanın.

Şu anda dünyanın dört bir yanındaki kadınlar, hem kendi ülkelerinde, hem de dünya çapında kadına karşı şiddetin “devlet eliyle” bir “arabuluculuk ve uzlaştırma” konusu olmaması için mücadele veriyor. Neoliberal ve muhafazakar akımlar “yargının üzerindeki iş yükünü azaltalım” süslü laflarıyla toplumsal olarak eşit olmayan kesimleri devlet zoru ve onun yargı sistemi aracılığıyla “uzlaştırmak” istiyor. İşçiyi işverene, kiracıyı ev sahibine, kadını erkeğe bağımlı tutabilmenin bir çözümü olarak bulabildikleri yeni yol bu.

AKP döneminde çıkartılan ve 22.6.2012 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan ve halen yürürlükte olan Hukuki Uyuşmazlıklarda Arabuluculuk Kanunu, daha 1.Maddesinin 2.Fıkrasında “aile içi şiddet iddiasını içeren uyuşmazlıklar arabuluculuğa elverişli değildir” diyerek en azından aile içi şiddet vakaları için arabuluculuğu yasaklıyor. Şu ana dek pek uygulanmayan bu yasak, şimdi 100 günlük programın 7. Maddesi ile fiilen yürürlükten kaldırılmak isteniyor. Yukarıda sözünü ettiğimiz TBMM Boşanma Komisyonu Taslak Raporu’nda, “arabulucu” olacak meslek mensupları arasına psikologlar vd. dışında diyanet mensuplarının da alınacağını hatırlarsak, boşanmak isteyecek kadınları nelerin beklediğini hayal edebiliriz.

2. Çocuklara karşı cinsel istismar suçuyla mücadelede cezaların caydırıcılığının arttırılması

100 günlük programın 11. maddesinde düzenlenen bu vaad/hedef de hiç şaşırtıcı değil. İlk 100 günde gerçekleşmese bile, yeni ve sonra yine yeni 100 günlük programlara “sabitlenmiş” olarak konacağı kesin. Zaten artık AB bakanlığı da yok, o artık “bilmemne bakanlığı” altında bir büro.

“Tek kişilik hükümet”ten böyle bir vaad gelince, ne işe yarayacağı belli olmayan “yeni” TBMM’ye aradan sızan BBP Genel Başkanı Mustafa Destici durur mu, yakın rakibi MHP ve lideri Bahçeli’den anında rol çalar ve “idam istiyoruz” der. Kimeymiş? “Toplumda küçük yaşta çocuklarımızı, kadınlarımızı tecavüz edip öldüren sapıklar için, diğeri de terör eylemi gerçekleştiren teröristler için”. Asla siyasal suçlular için değilmiş!

CHP ve HDP’nin ben bu yazıyı yazarken 100 günlük program öncesi ve açıklanması sonrası ne dediğini öğrenemedim. İyi Parti Grup Başkanvekili Lütfü Türkkan, program açıklanmadan önce yaptığı basın açıklamasında “çocuklara karşı işlenen suçların cezalarını ağırlaştırmak gerek” demişti. Tehlikeli sular bunlar.

(Burada bir parantez açıp, benim görebildiğim kadarıyla bu 100 günlük programda kadına ve çocuğa karşı şiddete yönelik “Suçların Önlenmesine Dair Kanun” çıkarılması gibi öneriler sadece İyi Parti tarafından dile getirildi demek zorundayım).

Türkiye’de bence kadın cinayetleri, tecavüz, çocuk istismarı konusundaki cezalar zaten yeterince ağır iken, “cezalar daha da ağırlaştırılsın, tahrik, iyi hal indirimleri tamamen kaldırılsın” söylemlerinin çıktığı/çıkacağı tek kapı “idam cezası!”

Bu konuyu uzatmamak için Express Yaz Sayısı’daki “idamın ilkel bir cezalandırma yöntemi olarak, linç kültürünü beslemeye ve yaygınlaştırmaya; bireyler ve toplumdaki şiddet eğilimlerini körüklemeye hizmet edeceği”nin altını çizmeye çalışan söyleşimizi okumayı önermekle yetiniyorum (dipnot 4).

3.“İcralık çocuklar” meselesi

“Boşanmış babalar” yıllardır çeşitli adlar altında örgütlenip “icralık çocuk” diye bir kavram icat ederek geniş bir kamuoyu yarattı. Gün onların günü, medya onların medyası… 24 Haziran seçimleri öncesi Saadet Parti lideri Temel Karamollaoğlu bile, seçilirse ilk işinin bu sorunu çözmek olduğunu ilan etti. Yerellerden seçilen kimi CHP erkek milletvekilleri de… Hiçbiri kadınlara sormadı: Bu düzenleme neden var, size ne yararı var diye…

Çünkü “Boşanmak istemeyen kocalar”, kadınların hayatına hükmetmek, hükmedemeyeceğini gördüğünde de “son vermek” için çocukları kullanıyor. “Çocuğumu görmek istiyorum” diye ağlayıp yakaran kaç erkek, bu “anneyi” ve hatta bu “anneye” sahip çıkan annenin ailesini öldürdü? Nerde istatistikler? Gazeteler yazmıyor, TÜİK rakam vermiyor olabilir. Ama biz biliyoruz.

100 günlük programın “icra müdürlükleri vasıtasıyla gerçekleştirilen -çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki- tesisine yönelik ilamların icra sistemi dışına çıkarılarak ücretsiz bir şekilde gerçekleştirilmesi” diye geçiştirdiği 13. maddesi yeni kadın cinayetlerinin önünü açmak demek.

Niçin?

Boşanmış erkekler, kadınların ve çocukların hayatını kontrol edebilmeye devam edebilsin; önlerine icra daireleri, sosyal hizmet uzmanları (yani devlet) çıkmasın ve ne kadına ne de devlete tek kuruş para ödemeden canlarının istedikleri gibi yaşasınlar (ve devlet kendi arkalarında dursun) diye… Niye?

4. Nafaka ödeme sisteminin adil bir hale getirilmesi

Şu an ülkede milyonlarca kadın “Bir günlük evliliğe ömür boyu nafaka mı ödeyeceğiz” diye tepinmekte olan adamların yarattığı ve ülkeyi en solcusundan en sağcısına kuşatmış olan propagandayı dehşetle izliyor.

100 günlük programın okuduğumuz maddelerinden biri bu. Yani 15. madde. Yani sadece nafakanın ödenmesi ile ilgili bir sorunu çözeceğiz diyor.

Bizler bu sefer de, ülkenin bağımsız mahkemelerince çocuk ve kadın için hükmedilen nafakaları ödemeyen koca/babalara yönelik aflar ve hatta “nafaka ödemekten” muafiyetler mi gelecek kaygısına kapılıyoruz.

Bence bu ülkenin en “sağduyulu” ve en “sessiz ve derin” dönüştürücü gücü olan kadınlar, izliyor, kaydediyor ve bekliyor.

Sesini herkesin duymasını.

DİPNOT:

1. Türkiye’nin Demokratik Birliği Mücadelesinde Yeni Aşama: 16 Nisan, Mehmet Uçum, Alfa Yayıncılık, 2018

2. TBMM Boşanma Komisyonu Taslak Raporu ve kadın konusunda yapılacak bir internet araştırması gerekli verileri sunacaktır.

3. https://www.birgun.net/haber-detay/152-kadin-orgutunden-ortak-bildiri-tahakkume-karsi-mucadele-edecegiz-225565.html

4. Express Yaz Sayısı

En Çok Okunan Haberler