24 Haziran’a doğru aday seçmen ilişkisi

Caner Özdemir - Psikolog

Meydanlar seçim yaklaştıkça iyice ısınırken, Türkiye tarihi için benzersiz bir seçime tanık oluyoruz. Cumhurbaşkanı adaylarının ve partilerin oy oranı her an değişebilmekte ve sonuçlar ön görülemez halde. Bu seçimde, korkudan anketleri cevapsız bırakanların sayısı arttı. Bu da araştırmacıların işini zorlaştırdı. Birçok ankette cumhur ittifakının %50’ye yakın olduğu söylense de meydanlardaki boşluklar öyle demiyor.

Türkiye dövizin yükselmesi, alım gücünün azalması ve toplumsal barışın zayıflaması nedeniyle ciddi bir krizin içinde. Bu yüzden, seçim sonuçları ön görülemese de “ekonomik ve psikolojik” seçmenin belirleyeci olacağı kesin.

Partilerin Seçmen Politikaları

Cumhur İttifakı
Bu ittifak, MHP’nin hiçbir katkısı olmamakla beraber sadece AKP’nin 16 yıllık mirasıyla yetinmekte ve şimdiden çatırdamakta. 2002 yılından bu yana süren Erdoğan merkezli ‘’star taktiği’’, rakip partilerin güçlü adaylar çıkarması ve ekonomik kriz nedeniyle ilk kez favori gözükmüyor.

Star taktiği, güçlü lider imajıyla vücut bulmaktadır. Erdoğan 2002’deki ekonomik krizin ve 2015’teki bombalama eylemlerinin ardından, bir kurtarıcı olarak gelmişti. Ciddi bir belirsizlik ortamı vardı ve halk bir kurguya, Erdoğan’a yöneliyordu. Ancak bugün, ‘’faiz lobisi ve ekonomik darbe’’ söylemleri, toplumu ikna edemedi. Çünkü ekonomik ihtiyaçlar, ertelenemeyecek kadar acildir.

Cumhur İttifakı’nın İslami duyguları yükselten hamlesi de boşa çıktı. Örneğin, Yenikapı’da düzenlenen ‘Kudüs’ mitingi, toplumda ‘’one minute’’ etkisi yaratmadı. Burada muhalefetin, İsrail ile olan anlaşmaları gündemde tutması, halkın rıza göstermesini engelledi.

MHP, kendisini HDP’nin gerisinde kalmasına neden olan, dar ideolojik kalıplara dayalı ‘’negatif kampanya’’yı sürdürüyor. Oyların artmasına hiçbir etkisi yok ve tek amacı, İyi Parti’nin gerisinde kalmamak.

MHP’nin oyları artmasına yönelik iki hamlesi oldu. Birincisi, Bahçeli Alaattin Çakıcı’dan kahraman portresi çıkartarak, soğuk savaştan kalma duygusal (psikolojik) bağları harekete geçirmeye çalıştı. Ancak bunların yeni nesilde ve bugünün siyasal ortamında karşılığı yok.

İkincisi mahkumlara af talebiydi. Bu cezaevindeki insanları ve aileleri büyük bir beklentiye soktu ki bu duygusal bir hasar da yaratabilir. Bütün bunlara AKP’nin kayıtsız kalması ve Tuğrul Türkeş’in açıklamaları sallantıya neden oldu.
Erdoğan da tüm bu olumsuz tablonun bilincinde olduğundan, seçim stratejisini halkı korkutmak, muhalefeti medyada sansürlemek ve Kandil operasyonu gibi yeni bir başarı öyküsü yazmak üzerine kurduğunu görüyoruz. Ancak ekonomik kriz varken ne terör ne de ünlüler taktiği halk nezdinde karşılık bulamaz.

Millet İttifakı
Millet ittifakı sadece 24 Haziran’a yönelik olduğundan, toplumsal ve ideolojik bir ortaklık yok. Yalnızca AKP’nin kötü yönetimine yönelik, söylem birliği var. Çok renkli olması ise ikinci turdaki şansını arttırıyor.

Cumhuriyet Halk Partisi, önce İyi Parti’ye 15 milletvekili vererek, gücü kendisinde topladı. Seçim tarihi belli olduktan sonra da kendi oylarını arttırmaktan öte, muhalefet olarak çoğalmanın arayışında oldu. Sağın aktif olmasını sağladı ve AKP seçmeni için yeni seçenekler yarattı.

Muharrem İnce ‘sert’ ancak ‘pozitif’ bir kampanya yürütüyor. Türkiye’nin yerel dokusunu üstünde taşıdığından, CHP’ye yönelik ‘elitist’ eleştirileri de artık gelmiyor. Muharrem İnce’nin varlığı, partisinin milletvekili listelerine yönelik eleştirilerin uzamasını da engelledi. Meydanlarda ‘’propagandif dil ve ağdalı konuşma’’dan uzak, doğal ve halkçı bir iletişim kurması, onu sahici kılıyor. En önemlisi, Erdoğan’ın atlamış olduğu sınıfsal konumu iyi anlatarak, AKP’ye oy veren emekçi kitlelerin Erdoğan ile kurduğu özdeşliğe darbe vurdu.

İyi Parti, sağda kendisini ifade eden 20 ile 40 yaş grubuna açılım yaptı. MHP’deki değişim enerjisini de alarak, merkez sağda kendisini konumlandırdı. Milliyetçilik erkek kimliği ile bir bütündür ve Akşener de bu kimliği taşıdığından, sağ seçmende karşılık bulmaktadır. Ayrıca, Akşener’in kadın oluşu ‘modernizm’i, milliyetçi oluşu da ‘yerel bağlar’ı ifade ettiğinden, ‘ulusalcı’ kesim de sempatiyle baktı. Ancak siyasi tarzı eski olduğundan, Muharrem İnce’nin gerisinde kaldı.
Akşener Kürt seçmenin oylarını almak için de bir değişim izlenimi yaratmaya çalışıyor. Kürt sorunun çözümünde TC kimliğini öne çıkarmakta ve ’’ 90’larda Güneydoğu’da operasyonları yapanlar, şuan Erdoğan ile beraber’’ diyerek, Mehmet Ağar’ı ve Tansu Çiller’i kastetmektedir. Ancak bunun Kürtleri ikna etmesi mümkün görünmüyor. İyi Parti’nin en büyük handikapı, sorunların çözümü konusunda net bir çerçeve çizememeleri. Bu yüzden şimdilik MHP’nin muhalif kesimiyle sınırlı kaldığı gözüküyor.

Saadet Partisi, millet İttifakı içinde aldığı oyun üzerinde bir öneme sahip. SP’nin varlığı, AKP’nin lâik-dindar kamplaştırmasının önüne geçti. Kudüs’ün başkent olmasıyla yükselen İsrail karşıtlığında, Erdoğan’ın özne olmasını da engelledi. AKP’nin tabanıyla benzer dokuda olmaları, ikinci turda İnce için daha önemli olacaktır.

Sivas olayları konusunda Karamollaoğlu’nun açıklamaları tatmin etmedi. Ancak AKP rejimi içinde, istedikleri makama sahip olabilecek iken muhalif olmaları, şuan gündemden düşürüyor. Ancak Türkiye’nin yeniden kuruluşunda, önlerine gelen ilk konu bu olacaktır.

Halkların Demokratik Partisi:
HDP’li siyasetçilerin içinde bulunduğu mağduriyet, kampanyanın ‘duygusal’ (Psikolojik) sürmesine neden oluyor. Demirtaş’ın tüm olumsuzluklara rağmen, mağduriyet edebiyatı yapmak yerine yolladığı mizahi mesajlar, tabanını ayakta tutuyor. Buna ayrıca ahlâklı kampanya da diyebiliriz. Zaten ‘’mağduriyet edebiyatı’’ kurgulanmış mağduriyetlerin ürünüdür. Onlar halkı duygusal olarak sömürürler. Gerçek mağdurlar zaten sömürüldükleri için mizahla ayakta kalırlar.

Bu seçimde, Kürt hareketi ilk kez “devletin zirvesine” yaklaştı. İkinci turda, bir başkan yardımcılığı ihtimali, bu turda AKP’li Kürt seçmenin de tercihini etkileyebilir.

En Çok Okunan Haberler