24 Haziran'a giderken ekonominin durumu ve iktidarın hamleleri: ‘Seçim paketi’ ve ötesi

Mehmet Erman Erol - Dr., Siyaset Bilimi, Politik Ekonomi

Ekonomik gelişmeler açısından oldukça hareketli bir haftayı geride bıraktık. 30 Nisan Pazartesi günü Bakanlar Kurulu’nun ardından Başbakan Binali Yıldırım bütçeye maliyeti yaklaşık 24 Milyar TL olarak hesaplanan bir ‘seçim paketi’ açıkladı; ayrıntılarına değineceğiz. Yine 30 Nisan tarihinde, Uluslararası Para Fonu (IMF), Türkiye ile ilgili 4. Madde Konsültasyon Raporu’nu1 yayınladı. Rapor, Türkiye’ye bir dizi tavsiyede (özellikle sıkı para politikası) bulundu ve “Geçtiğimiz yıl hükümet destekli kredi büyümesinin tüketimi ve yatırımı artırmasının ardından ekonomi aşırı ısınmış gözüküyor. İnşaat sektöründe aşırı arz oluşumu mümkün” uyarısını düştü. Çarşamba günü ise uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor’s, bozulan mali disiplin ve cari açığı, ayrıca yüksek seyreden enflasyonu gerekçe göstererek Türkiye’nin notunu bir derece düşürdü. Perşembe günü ise TÜİK tarafından enflasyon verileri açıklandı. Buna göre, Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE), geçen yılın aynı ayına göre %10,85, 12 aylık olarak ise %11,06 oranında gerçekleşti. Bu veriler enflasyonun çift haneye yerleştiğini gösteriyordu. Beklentinin üzerinde gelen enflasyon rakamları, piyasadaki tedirginliği artırdı ve TL hızla değer kaybetti, dolar yeni rekorlar kırdı.


2017 yılındaki ‘rekor’ %7,4’lük büyümeye karşın, iktidarın ve ekonomi yönetiminin ‘rahat’ bir pozisyonda olmadığını, temel makroekonomik göstergelerin kötüye gittiğini, ve emekçilerin yaşam koşullarında anlamlı bir iyileşme görülmediğini bir önceki BirGün Pazar yazımızda vurgulamıştık.2 18 Nisan’da alınan erken seçim kararı birçok açıdan bu ‘açmazların’ sürdürülemez boyuta geldiğini gösteriyor. İktidar (ya da ‘Cumhur İttifakı’), baskın seçimle, bu süreci en az hasarla atlatıp, olası ‘meşruiyet sorunları’ karşısında ön alma gayretinde.

Bu bağlamda, 24 Haziran’a doğru ilerlerken, Başbakan Yıldırım tarafından açıklanan ‘seçim paketi’ dikkati çekiyor. 24 Milyar TL’lik paket, vergi ve prim borcu yapılandırılması, yaşlılık maaşının yaklaşık iki katına çıkarılması (500 TL), sayıları 12 milyonu bulan emeklilere iki bayram öncesi 1000’er lira bayram ikramiyesi, 13 milyon bina için ‘imar barışı’, genç girişimciliğe yönelik destek vb. gibi kalemlerden oluşuyor. Paket, 2 Mayıs’ta TBMM’ye torba yasa tasarısı şeklinde geldi. Tasarının resmi gerekçesi ise oldukça çarpıcı: “Ülke ekonomisinin büyüme hızını desteklemek ve bu surette kalkınmasını devam ettirmek amacıyla dünyadaki ekonomik ve politik riskler ile yakın coğrafyamızda yaşanan bölgesel olayların vatandaşlarımız üzerinde oluşturması muhtemel etkisini bertaraf etmek ve müteşebbislerin iş ve yatırım kararlarına daha sıhhatli bir şekilde odaklanmalarına imkân sağlama.” Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 20 Nisan’da yaptığı bir konuşmada 24 Haziran seçimlerini ‘depreme hazırlık faaliyeti olarak gördüğünü’ belirtmesini de ekleyelim. İktidar açısından, işlerin daha da kötüleşeceğine ilişkin bir beklenti olduğu ve ‘kriz yönetimine’ hazırlık yapıldığı oldukça açık. Bu durumun, şimdi kaşıkla verip, seçim sonrasında kepçeyle alma (yani kemer sıkma) ihtimalini taşıdığı ise vurgulanması gereken bir başka önemli nokta.

Bu hamlenin seçmen davranışına nasıl yansıyacağını şu aşamada kestirmek güç. AKP, bu ‘sağ-popülist’ olarak nitelenebilecek hamleyle seçimler öncesi seçmenin memnuniyetsizliklerini soğurmak ve bir anlamda ‘oy satın almak’ istiyor. Aynı zamanda da seçim öncesi genişlemeci politikaları sürdürerek ne pahasına olursa olsun ekonomik aktiviteyi yavaşlatmak istemiyor. Daha genel anlamda ise, bu hamle, kimi yazarlarca AKP’nin ‘neoliberal popülist’ olarak tanımlanan ‘ekonomi politiği’ çerçevesinde anlaşılabilir.3 Gerçekten de, AKP’nin belki de en büyük politik ‘başarılarından’ birisi, keskin bir neoliberal ekonomi politikası izlemesine rağmen, piyasa süreçlerinden kaynaklanan memnuniyetsizlikleri içerip soğurabilecek mekanizmaları da işletebilmesidir. Örneğin, bu oldukça hacimli son paketin de uygulanabilmesini sağlayan, 2001 krizi sonrasında ve özellikle AKP iktidarları döneminde uygulanan (neoliberal) sıkı kamu mali disiplinidir. 2016 darbe girişiminden sonra ekonomik durgunluğu aşmak için uygulanan çeşitli teşvikler ve artan kamu harcamaları gibi politikalarla kamu mali disiplini bozulma eğilimi gösterse ve bütçe açığı artış eğilime girse de, kıstas alınan AB Maastricht kriterlerinin halen oldukça altında.4 Bu da AKP ekonomi yönetimine bir anlamda esneklik kazandırıp elini rahatlatıyor. 2016 ve sonrasına benzer bir strateji 2008 krizini takip eden süreçte de gözlenmiş, bütçe açığı 2008’de %1,8’den 2009’da %5,3’e ve 2010’da %3,5’e yükselmişti. Bu da hükümetin, 2011 seçimleri öncesi elini rahatlatmıştı. Yine de hem uluslararası konjonktürün, hem de ulusal konjonktürün AKP açısından o dönemle kıyaslandığında daha olumsuz olduğunu vurgulamak gerekli.

AKP iktidarının hem ‘otoriter neoliberal’ yönelimini (grev yasakları, kamuda sözleşmeli personel projesi, özelleştirmeler) hem de (sağ) popülist politikalarını eleştirip, alternatif bir ekonomik proje ile daha demokratik, hak ve emek temelli bir kalkınma stratejisi ortaya konulabilir. AKP’nin zaman zaman neoliberalizmle çelişen hamlelerini, teknokratik, kural-temelli neoliberal bir dille eleştirmenin bu bağlamda çok yararlı olduğunu söylemek mümkün değil. Seçimlere kadar fazla zaman yok gibi görünse de, belki de ‘sol-popülist’ tınıları olan anti-neoliberal bir programın başarı şansı olabilir. Karşılaştırmak ne kadar doğru bilinmez ama, geçtiğimiz yıl yine 18 Nisan’da 7 Haziran için seçim kararı alınan İngiltere’de Jeremy Corbyn’in liderliğindeki İşçi Partisi’nin manifestosunun kısa zamanda kitlelerde yarattığı umudu hatırla(t)mak faydalı olabilir.

1 IMF, üye ülkeleri, Anlaşma Maddeleri’nin (Articles of Agreement) dördüncü maddesi çerçevesinde izler ve bununla ilgili düzenli olarak rapor yayınlar. Amaç, üye ülkelerin ekonomik ve finansal politikalarını ‘uluslararası toplumun’ dikkatine sunmaktır.
2 ‘Büyümenin Gizleyemediği Çelişkiler ve Gerçekler’, BirGün Pazar, 8 Nisan 2018
3 AKP ve ‘neoliberal popülizm’ konusunda, Deniz Yıldırım, Ümit Akçay, Yiğit Karahanoğulları, İsmet Akça gibi yazar-akademisyenlerin farklı açılara odaklanan çalışmaları mevcut.
4 Maastricht kriterlerine göre, bütçe açığı milli gelirin %3’ünü, kamu borç yükü ise milli gelirin %60’ını geçmem
eli.

En Çok Okunan Haberler