3. sınıf Hollywood draması

Ulusal takımda yaklaşık 1 ay önce patlak veren Fatih Terim – Arda Turan çekişmesi ülke futbolunun bu iki önemli isminin sansasyon yarattığı ilk hadise değil. Bu ölçekte olmasa da Terim ve Arda daha önce birbirlerini ve kariyerlerini etkileyen kararlar almışlardı. Euro 2008’deki ilk grup maçında Portekiz önündeydik. Arda Turan 2007-08 sezonunu şampiyon olarak kapatan Galatasaray’ın en önemli isimlerinden birisi olmuş ve sadece 33 gün önce şampiyonluk yolunda büyük bir adımın atıldığı Sivasspor deplasmanında hat-trick yaparak sezon boyunca devam eden formunu taçlandırmıştı. 21 yaşındaki futbolcu turnuvanın yıldız adaylarından biriydi. Portekiz’de 2-0 mağlup olduk. Arda Turan 90 dakika kulübede oturdu. Bugün dahi kimse 90 dakika boyunca berbat bir performans sergileyen Tuncay Şanlı yerine neden oyuna girmediğini ve hatta ilk 11’de başlamadığını bilmiyor. Arda gruptaki diğer 2 maça ilk 11’de başlayıp 1’er gol attı. Aradan 3 yıl geçti. İkilinin yolları Florya’da buluştu, ya da buluşacaktı diyelim. Fatih Terim Galatasaray’daki üçüncü dönemi için göreve başladı. 11 Ağustosta Arda Turan, Atletico Madrid’e imza attı ve Türkiye’den ayrıldı. Eylül ayında Fatih Terim, sezon başında kiralık olarak Orduspor’a gönderilen Emmanuel Culio için “Arda’nın gitmesi hesaplarımızda yoktu, gideceğini bilsem Culio’yu vermezdim” açıklamasını yaptı televizyonlarda. Yani bu ikilinin arası her zaman toz pembe olmamıştı.

Dedikodu yumağı!
Şimdi ise bundan çok daha farklı bir yerdeyiz. Bu iki isim Fransa’da başlayan ve ayrıntıları halen bilinmeyen bir “prim” meselesi (belki de başka bir şey) sonrası birbirine basın toplantıları ve televizyon programları üzerinden üstü kapalı zannettikleri ama herkesin ne demek istediklerini anladığı mesajlar verdiler ve artık hadise geri dönüşü olmayan bir noktaya geldi. Ancak komik olan şu: Fatih Terim’in Arda Turan’ı kadroya neden almadığını hala kimse kesin olarak bilmiyor. Aylardır ortada dönen prim hesaplaşmasında Arda ile beraber aforoz edilmiş birkaç futbolcudan bahsediliyordu ve bunların arasında Caner Erkin’in de olduğu söyleniyordu. Ancak Caner Erkin, Hasan Ali Kaldırım’ın sakatlanması üzerine kadroya çağırıldı. Şimdi “prim çetesi”nin Arda, Burak Yılmaz ve Selçuk İnan’dan ibaret olduğu söyleniyor. Fatih Terim’den bu konuda net bir açıklama gelmeyeceği kesin. Zira kendisi son birkaç yılda kendisinden beklenen ve hadiselerin aydınlanabileceği kaç tane konuda düşüncelerini net biçimde ortaya koydu ki? Türkiye Futbol Federasyonu’nun şapkadan çıkardığı play-off uygulaması ve yabancı sınırı gibi uygulamalar için hep “sezon sonunu bekleyin” demişti. Sezon sonu geldi geçti, kendisi ortalarda gözükmedi. Ünal Aysal’la yaşadığı kriz onun Galatasaray’daki işine mal olduğunda da yaptığı basın toplantısı bir laf kalabalığından ibaretti. Arda Turan’la yaşadığı gerginlikte de son derece politik konuşuyor ve kendisinden daha net açıklama bekleyen basın mensupları onun keyfini kaçırıyor. Ondan boşu boşuna bir açıklama beklemeyelim. Ancak Arda yavaş yavaş kameralar önünde düşüncelerini dile getirmeye başladı ve kariyeri ile bulunduğu konumun, ona bu tür bir misillemeyi yapacak cesaret ve statüyü sağlaması da Terim’in giderek köşeye sıkışmasına sebep oluyor. Arda “biz özür dileyecek hiçbir şey yapmadık” diyor. Terim ısrarla onu aday kadroya çağırmıyor, konuyla ilgili herkesi dedikodu yumağında kıvrandırıyor ve biz de tabii ki soruyoruz. Hakikaten, derdiniz nedir yahu?

Sevimsizleşmiş bir ulusal takım
Peki bunu bir kenra bıraktığımızda elimizde ne var? 24 kişilik bir aday kadro açıkladı Fatih Terim. Hasan Ali Kaldırım’ın sakatlığından önce kadrodaki 24 ismin 12 tanesi futbol eğitimini ülke dışında almıştı, 10’u Almanya, 1’i Fransa ve 1’i Danimarka olmak üzere. Kendisine, daha önce hiçbir teknik direktöre verilmemiş “Türkiye Futbol Direktörü” unvanı verilmiş ve bu görevi, sözleşmesinin sonuna kadar sürdürmesi durumunda 7 yıllık bir sürede görev yapmış olacak Fatih Terim’in nasıl bir miras bırakacağını merak ediyorum. Örneğin 2013 yılında göreve başladığında 93-95 jenerasyonu üzerinden yepyeni bir takım kurmayı hedefleseydi şu anda bu futbolcular 20li yaşlarının başında olacaktı. 2020 yılında yaş ortalaması 25 civarında olan ve ülkeyi 2 turnuva daha götürebilecek bir miras bırakabilirdi. Bunun yerine yaptığına en hafif ifadeyle “7 seneyi idare etmek” diyebiliyoruz. Bu noktada Fatih Terim’in kazancının tartışılmaması gerektiği kısmına da hiç katılmıyorum. Profesyonel hayatta, profesyonel görev sahipleri yaptıkları iş ve performans değerlendirmeleri sonucunda maaş alırlar. Fatih Terim bugün dünyanın ulusal takımlar düzeyinde en çok maaş alan ilk 3 hocasından birisi ise, bu kazancı hak etmek için Lars Lagerback’ın İzlanda’da yaptığı devrimin bir benzerini yapması gerekiyor (ki orada dahi sıçrama tek bir adamın değil koskoca bir futbol yapılanmasının eseriydi). Ülke futbolunun kaderini toptan değiştirip sürekli çekinilen bir takım haline getirmek ve geriye iyi bir miras bırakmak. Şimdilik bize kalacak en önemli mirası sevimsizleşmiş bir ulusal takım olacak.

En Çok Okunan Haberler
  • Barcelona'nın dün akşam PSV'yi 4-0 yendiği karşılaşmada 3 gol atan Messi, Ronaldo ile paylaştığı en fazla hat-trick yapan
  • Galatasaray, Devler Ligi'ne kusursuz bir başlangıç yaptı. Lokomotiv Moskova'yı 3-0 mağlup eden sarı-kırmızılılar gruptan çıkma
  • Beşiktaş, geçen sezon başında kadrosuna kattığı İspanyol futbolcu Alvaro Negredo ile yollarını ayırdığını duyurdu.Siyah-beyazlı
  • Milli aranın ardından yeniden başlayan ligimizde üç şık gol VAR tarafından iptal edilince Garry Rodrigues’in Kasımpaşa’ya