3 TL'lik dolara az kaldı...

Sistemi değiştirdim, fiili başkanlık teraneme gelin anayasal bir kılıf uydurun, saçmalığıyla yatıp kalkan bir Kaçak saraylının yargılanmaktan köşe bucak kaçarak bu uğurda ülkeyi kana boğduğu bir ülkede, aklı başında yabancı yatırımcı durur mu? Durmaz, nitekim durmuyor, hızla ayrılıyorlar. Hızla ayrıldıkça dolar da başını alıp gidiyor.

Daha 10 günü bulmadan 2.75’TL’den 2.85 TL basamağına sıçradıktan sonra, dolar, bu hafta 2.90’ı aşarsa kimse şaşırmayacak. Daha şimdiden psikolojik sınırın aşıldığı ve Fed’in faiz artırma kararını alması muhtemel Eylül ortalarında 3 TL’yi bulmasının kaçınılmaz olduğu tahmini yaygınca paylaşılmaktadır.

Girişler-çıkışlar…

Yabancı sermayenin sıcak para türünün hisse senedi ve devlet borç senetlerine yaptığı yatırımları, girişleri, çıkışlarını ve elde kalan stoku , her hafta Perşembe günü Merkez Bankası yayımlıyor. Bunu, 2005’ten beri yapıyor.

Portföy yatırımı denilen bu kısa vadeli sermaye hareketleri, ülkedeki dengelerde önemli rol oynuyor ve her şeyden önce döviz kurunun kaderini tayin edici özellikte. Yabancılar ülke borsasına gelip dolarlarını TL’ye çevirerek hisse senedi ve devlet kağıtlarına yatırımı artırdıkça döviz bollaşıyor ve fiyatlar geriliyor. Bu gerilemenin devamında ucuzlayan dolar ile ithalat, ithal girdi ile üretim, büyüme de canlanageldi bu zamana kadar.

Ama ne zaman ki, aynı yabancı yatırımcılar, içeride ve-veya dünyadaki ahvalden huysuzlanıp ellerindeki hisse senetlerini devlet kağıtlarını dolara çevirip dışarı çıkmaya başlarlarsa, birden dolar pahalanıyor, TL hızla değer kaybediyor. Tırmanan dolar kuru tüketimi, yatırımları, büyümeyi de olumsuz etkiliyor ve kriz değilse de, ciddi daralmalar yaşanıyor.

Şimdi Türkiye tam da bu kritik daralmanın eşiğine doğru hızla yol alıyor.

Düşük dolar ve büyüme…

Türkiye’nin küresel krizden hızla etkilendiği yıllarda 2008 ve 2009’da yabancı sıcak para bir anda çekip gitmiş, 2007’de 94 milyar dolarlık yatırımını 2008’d 43 milyar dolara kadar indirmişti. Dile kolay 51 milyar dolar çekip gitmiş ve dolar kuru hızla 1,30’lardan 1,50’lere çıkmıştı. 2009’un ikinci yarısında geri dönüşler başlayınca kur da gevşemişti. Yabancıların girişi 2010’da yeniden 94 milyar dolara kadar tırmandı, hele ki 2012’de 135 milyar dolar gibi rekor bir düzeye ulaştı. Bu da düşük kuru ve yüksek büyümeyi getirdi, hatta cari açığın 77 milyar dolara tırmandıracak kadar tehlikeli bir hararete neden olunca 2012’den sonra vites küçültüldü, gelen yabancı kaynak döviz rezervlerinin tahkimatında kullanıldı.

Çıkış zamanı

2013 ortalarından, yani Fed faiz artırım kararından bu yana sıcak paranın da havası değişti. Sadece Türkiye’den değil, benzer ülkelerden çekilmeye yöneldi. Fed yalpaladıkça o da yalpaladı. Ama bu yıl, sadece Fed’i gözlemekle kalmıyor, Türkiye’den fena halde soğuyor. Artan ekonomik kırılganlığın yanı sıra politikada biriken riskleri ağır buluyor, sınırımızdaki serüvenleri tehlikeli buluyor ve her hafta biraz daha satıp çıkıyor. İşte son haftaya geldiğimizde stokun 84 milyar dolara indiğini görüyoruz.

Düşünün, 8 Ağustos 2014’te 62 milyar dolarlık hisse senedi, 52 milyar dolarlık devlet kağıdı olmak üzere 114 milyar dolarlık yabancı sıcak para varmış, bugün ise 84 milyar dolar kalmış. Yani 30 milyar dolarlık çıkış. Bir yıl önce 2.16 TL olan dolar, bugün 2.85, yani dolar karşısında yüzde 32 değer kaybı…

3 TL’ye doğru…

Bu hızlı çekilme, vadesine 12 ay kalan 168 milyar dolarlık borçlulara uyku uyutmuyor. Bu kısa vadeli sayılacak borç, toplam dış borçların yüzde 42’si… Kim peki borçlular? 110 milyar doları bankaların borçları, 54 milyar doları banka dışındaki şirketlerin, 4 milyar doları da devletin…

Bu borcun çevrilmesi demek, doların 2 TL dolayında iken alınıp kullandırıldığı borç yükünü şimdi neredeyse 3 TL’den yeniden borçlanarak çevirmek demek. Bunun hem bankalara hem şirketlere yükünü varın siz düşünün. Reel sektörün açık pozisyonu 175 milyar dolar olarak Merkez Bankası’nca ifade ediliyor. Bu, her 10 kuruşluk dolar/TL oynamasının 20 milyar TL kur zararı yazması demek. Şirketlerin her on kuruşta 20 milyar TL zararı sineye çekmeleri, bilançolarının kararması demek. Bankalara borçlarını geri ödemede zorlanmaları demek.

Çin devalüasyonunun Fed’i faiz kararında sıkıştıracağı ve Eylül ayında faiz artırmaya daha çok zorlayacağı, yaygın bir yorum. Bu, içerideki politik gerilim ve seçim karambolü ile birlikte, yabancıları daha çok dışarı taşıyacak bir hava demek ve çıkışla birlikte 3 TL’lik doları görme ihtimalinin yükselmesi demek.

En Çok Okunan Haberler