9 rüzgârlı maddeyle Ege ve Akdeniz sınırını çizen doğal cennet Datça

ENGİN ÖZER / @enginzer

Datça için 3B çok kullanılıyor: Bal, badem, balık. Bal dedikleri plastik televizyon balı değil, ülkenin en renkli çiçeklerinin yayıldığı kıyıların ve ormanların balı... Baharla birlikte Datça merkezden biraz uzaklaştığınızda yol kenarlarında karabaş otları (aslında çiçeği mor), dağ kekiği, ada çayı, narpuz denilen yabani nane ve çeşit çeşit çiçekten toplanan özler Datça’nın çalışkan arıları tarafından kovanlara stoklanıyor. Sonra da özel girişim ya da "Sındı Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi” gibi şahane oluşumlarla tüketiciyle buluşuyor. Datça merkez’deki küçük dükkânı sorunuz, bulunuz balınızı, yağınızı, bademinizi gönül rahatlığıyla alınız.

1. "Gönül rahatlığı” konu Datça olunca sıkça hissedilecek bir huzur tasviri

Merkezden sahile indiniz, kıyı boyu bir o yana bir bu yana yürüdünüz, varsayalım sahildeki okul tarafına doğru gittiniz. Burası topu denize kaçan bir okul. Bahçedeki veletlerden biri enerjisini kontrol edemediğinde top "hoop” denize gidiyor. O kadar deniz dibinde. Balı, bademi ve her yeni gün temiz havayı hüpleten ergenoslardan enerjilerini kontrol etmelerini beklemek koca bir hayal. Datça’nın genel sakinliği içinde en enerjik yer okul bahçesi diyebiliriz. Yav top denize kaçıyor diyoruz! Yazıyı şurda kesip gitsek yeri.

2. "Koca bir hayal” dedik ya, işte tam da o hayalin merkezindeyiz

1999 yılında, WWF (Dünya Doğal Hayatı Koruma Vakfı) Avrupa’nın biyolojik çeşitlilik bakımından en değerli olan ve acil olarak korunması gereken 100 ormanını belirledi. 9 Sıcak Nokta olarak geçen bölgelerden biri de Datça Yarımadası.

Kuzeyde dünyanın belki de en saklı ve masalsı sularını saklayan Gökova Körfezi, güneyde her bir nokası ayrı su altı zenginliği barındıran Hisarönü Körfezi ve iki cennetin tam ortasında Ege’ye doğru elini alabildiğince uzatmış Datça.

3. Bu sularda, topraklarda ve havadaki yaşamın zenginliği - ahengi renkli bir fantezi gibi

Hani çizgi film abartısı vardır ya, koştukça uzayan yeşil çayırlar, cins cins şaşkın kuşlar, başka hiçbir yerde bulunmayan bilge ağaçlar... İşte o abartılar ilhamı Datça gibi yerlerden alıyorlar. Datça florasında 861 çeşit farklı bitki bulunuyor, bunların bazıları endemik. Kültür ve doğal sit alanı olan bölge "Datça – Bozburun Özel Çevre Koruma Bölgesi” olarak geçiyor. Sahil boyunca doğal hayatın sahibi olan foklar, su samurları gibi sevimlilik abideleri hakkında bilgilendirici tabelalar var. Datça aynı zamanda dünyada sadece ülkemizde orman halinde bulunabilen Sığla ağacına da kucak açmış yerlerden. Ayrıca Datça hurması denilen ve III. Jeolojik zamandan kalma, yani 65 milyon yıldır yaşayan bu tür de Datça’nın ulaşılması güç yarlarının tepelerinde hala varlığını sürdürüyor.

4. Bu zenginlik dünya kültür mirasına da bin yıllar boyu katkı yapmış

Akdeniz ikliminin cömertçe kucakladığı Datça döneminin en kral şehirlerinden biri. Aslında bizim gönlümüzde hala öyle. Mavi tur teknelerinin ya da yatların uğramadan geçmedikleri antik kent Knidos, o dönemlerin bilim ve sanat merkezlerinden. Hikâyesi nice efsaneye konu olmuş çağların ve hatta bugünlerin inanılmaz yapısı İskenderiye Feneri, Knidoslu ünlü mimar Sostratus tarafından yapılmış. Romalılar İskenderiye Limanı ve karşısındaki Pharos Adası arasındaki kayalık bölgenin tehlikesinden dolayı aramış taramış ve dönemin ünlü mimarı Sostratus’u Datça’da bulmuş. M.Ö. 285 yılından bahsediyoruz. Aradan 2000 yıl geçmiş, mevcut durumumuz TOKİ.

Yine de konu mimari olunca Datça bölgesi için umutlu konuşabiliriz. Datça diğer turizm merkezlerine göre sit alanlarının korunmasında ve mimari hassasiyet konularında çok daha duyarlı. Dedik ya zenginlik bu toprakların moleküllerinde diye, sadece mimari anlamda değil, tarihin büyük astronomi ve matematik bilimcisi Eudoksus, doktor Euryphon, ünlü ressam Polygnotos, taçsız kral Pele diye gaza gelesimiz var.

5. Gazımızı Can Baba’ya bırakalım

Datça denilince Türk dilinin ve aydınlığının en önemli isimlerinden Can Yücel’i hissetmemek elde mi? Koy içinde dolanan bilge rüzgarlar gibi esiyor Can Baba Datça’da. Eski Datça tarafında doğru gittiğinizde, dar taş sokakların arasında Can Baba’nın evi. Mini meydana bakan köy kahvesi "Orhan’ın Yeri”nde Can Yücel’in ölmeden önce burada içtiği yarım kalmış şarap hala duruyor. Küçük bir müze gibi burası. Can Baba’nın el yazıları, yarım kalmış notlar... Can Yücel taş odadan çıkacak da gürleyecek gibi akşamdan kalma sesiyle:

Sabah sabah açar kafir, kan kırmızı. Yanına yanaşmaz çiğ, yanmış bi kere ağzı.

Tam açılır öğlenleyin dipdiri, sanki mercan. Benden de parlak diye güneş, hayran bakar camlardan...

Garcia Lorca’nın Çiçeklerin Dili ya da Kız Kurusu Gül Hanım olarak Türkçeye kazandırılan oyunundaki şiiri böyle çevirmişti Can Baba. Çeviri değil de "yeniden söyleyen” denmesi boşuna değil Yücel’e. Eserde öksüz ve yetim bir genç kız Rosita, çiçeklere düşkün amcası ve halasıyla yaşar. Güllere meraklı amcanın yetiştirdiği bir gül olan "Rosa mutabilis” sabahları açmakta, öğlen kırmızılaşmakta, akşam solmakta, gece ise dökülmektedir. Genç kızın hayatı yavaş yavaş bu gülle simgeleşir.

6. Akşama doğru ufka dönünce, Lorca’dan Can Baba’ya kadar uzanan Akdeniz güneşini görüyoruz

Güneşin mağrurluğu bir başka burada. Rosita’nın hikâyesi gibi binlerce hikâye var bu kıyılarda. Bu güneş, hem doğarken hem batarken küçültüveriyor karşısından ona bakanı. Çünkü hem Akdeniz hem de Ege demek Datça. Bakmayın o ikisi aynı deniz diyene siz. Ona bakarsanız dünyanın bütün denizleri tek deniz. Ege’nin huyu da suyu da farklıdır Akdeniz’den. İşte Datça’da dünyanın bu en güzel iki denizine aynı anda kucak açarsınız. O yüzden kumu da çakılı da bitmez bu kıyıların. Çıkın Sarı Limandan varın Gebekum Kumsalı'na, sabahın erken saatlerinde yaşamaya yeniden başayın. Buralar fosil kumulu alanı, yani milyonlarca yıl önceden mikro organizmaların oluşturduğu ve günümüzde (nihayet) koruma alanı olarak belirlenmiş bölgeler.

7. Bu coğrafyaya gidenin sık duyacağı bir terim olarak "bük”

Yol birden döner, bir orman kıyısının yanından dev bir uçurum görürsün, ardında uçsuz bucaksız deniz. Kıyıdan devam ederken, hafif yukarılara çıkayım dersin... Rüzgâr rahmetli Muhammed Ali gibi patlatır yüzüne. Ne oluyor demeye kalmadan bir bakarsın çıktığın 10 metre kıyı, diğer tarafında olmuş sana 100 metre. İleriden Marmaris – Rodos feribotu geçiyor, minnacık kalmış koca denizde. İşte bu uçurumlar ve kayalıkların aralarında dünyanın en sakin bükleri saklı. Sayıları yüzleri geçen bu minik koylar uçurumların vahşiliğinin önünde sessiz ve sakin...

8. Datça’nın inanılmaz coğrafyası tarihten bugüne ilginç hikâyalerle süslü

Örneğin denize doğru 70 kilometre boyunca incecik uzayan yarımadanın en dar yeri olan Balıkaşıran... Ara ara özellikle yatçılar dile getirirler ki tam bu noktadan yarımada kesilsin ve Ege - Akdeniz arasında minik bir bağlantı açılsın. Böylelikle Datça Burnu'nu dolaşmak zorunda kalmasınlar ve turizm gelişsin. Biz de diyoruz ki onlara, sütliman bir günde teknenizle Gökova’da fırtınalara yakalanısınız! Milyon yıllık yarımadayı patlatıp turizmi geliştireceklermiş deniz kestanesine oturasıcalar. Bu dandik fikre antik çağlardan gelen bir hikâyeyle dur diyelim. Tarihin babası Heredot’un kaleminden aktarıyoruz, dinleyin efendiler:

Persler, Harpagos komutasında İonnia’ya girdikleri zaman, Knidoslular, beş stat genişliğindeki bu bölgeyi kazmaya başladılar. Yurtlarını ada haline getirmek istediler. Pek büyük insan emeği harcandı; ama görülmemiş bir olay geldi başlarına, işçiler taşları kırarken çeşitli yerlerinde en çok da gözlerinde inanılmaz büyüklükte yaralar açılmaya başladı.

9. Bu cennet kıyılar her derde deva

Konu Datça olunca hikâyeler bitmez, ama hepsi de gayet gerçek ve mantıklı köklere dayanıyor. Havası ülkenin en temiz yerlerinden biri Datça. Hatta söylentiye göre buradaki Emecik köyünün açıklarında, bundan 500 yıl kadar önce İspanyol korsanlar cüzzamlı hastalarından kurtulmak için zavallıları Sarı Liman koyuna atmışlar. Ama Datça’nın bulunmaz havası ve sadece burada yetişen flora ile hastalar iyileşmiş ve Emecik köyünü kurmuşlar. Gerçekten de buranın insanının fiziksel özellikleri de geri kalan köylerden belirgin farklar gösterebiliyor.

Kuzeydoğudan başlayarak Perili, Karaincir, Değirmen Bükü, Çiftlik, Kuruca, Bencik, Orhaniye dibindeki Keçi Bükü, Selimiye, Kargı Adası, Bozburun, Söğüt Limanı, Mesudiye (Ova Bükü), Palamut Bükü... Say say bitmez Datça cennetinin denizleri. Yerimizi aştık yine, işin ayrıntıları haftaya bir sonraki yazıda.

En Çok Okunan Haberler