A, B, C, D, ... Elde var sıfır

IŞİD’e karşı Irak ve Suriye cephelerinde verilen savaş tüm hızıyla devam ederken operasyonun Musul ayağına dâhil olmak için yaygara koparan neo Osmanlıcılar, bütün fetihçi hezeyanlarına rağmen eski Osmanlı hinterlandında masanın dışında. Dozu giderek artan içi boş fetihçi söylemlerin arka planında denklem dışında bırakılmanın verdiği bu agresiflik yatıyor. İçerideki muhafazakar, milliyetçi kitleyi konsolide etmek amacıyla Musul ve Lozan üzerinden pompalanan fetihçi masalların Ortadoğu denkleminde bir karşılığı yok.

ABD’nin iteklemesiyle “Arap Baharı” sürecinin ilk dönemlerinde, bölgeye model olarak sunulan AKP Türkiyesi’nin Ortadoğu coğrafyasında kendi başına ne oyun kuracak aklı ne de ne gücü var. Bölgenin “ılımlı İslamcılara” teslim edilmek istendiği süreçte “oyun kurucu” olma iddiasıyla estirilen fırtınanın yerinde yeller esiyor. Kendileri de bunun farkında. Bir kaşık suda koparılan fırtınanın nedeni de umut bağladıkları bütün projelerin çökmesi. Hiç olmadığı kadar sıkışmış durumdalar. Yapabildikleri tek şey ABD ve Rusya arasındaki kapışmadan dökülen kırıntılardan nemalanmak, aradaki boşluklara göre pozisyon almak.

• • •

Ankara’nın bırakın strateji geliştirmesini, yaptığı her açıklama, attığı her adım anında boşa düşüyor. Karşı çıkılan tüm aktörler Musul’da sahada. Şii milislerden Kürt güçlerine kadar hepsi cephede. Başbakan Binali Yıldırım’ın “Peşmerge istedi Başika’da topçularımız IŞİD’i vurdu” sözleri anında Erbil ve Bağdat tarafından yalanlandı. Musul operasyonuna Türkiye uçaklarının katılması yönünde koalisyonla anlaşmaya vardıklarını açıklayan Savunma Bakanı Fikri Işık, bizzat Pentagon tarafından yalanlandı. Erdoğan’ın Musul için sarf ettiği “Operasyonda da olacağız masada da” çıkışı saatler geçmeden boşa düştü. ‘Karatımda değilsin’ diye seslenilen Bağdat hükümetine alelacele heyetler gönderildi. Kısa bir süre öncesine kadar düşman bellenen Putin’e “dostum” diye hitap edilmeye başlandı. Tüm bu acizlikler de yeni Osmanlıcı şahlanış olarak yutturulmaya çalışılıyor.

• • •

Erdoğan ve iktidar zevatları A, B,C ve hatta D planlarından bahsetse de bu planların hâlihazırda bir karşılığı bulunmuyor. Ankara yeni sönümlenmeye başlanan Rusya krizde de A, B, C planlarından bahsetmiş, B ve C planlarının hazır olduğu iddia etmişti. Ancak bahsedilen planların hiç biri hayata geçirilememiş akabinde St. Petersburg’a Putin’in ayağına gidilmiş özürler dilenmişti.

Ankara’nın sıklıkla bahsettiği A, B, C, D planları nedir?

A planı; koalisyon güçleriyle birlikte Musul operasyonunda yer almaktı. Hem havadan hem de karadan harekatta yer almak ana hedefti. Bu plan Bağdat ile Başika üzerinden yaşanan kriz, Ankara’nın mezhepçi söylemi ve Musul üzerinde hak iddia etmesi gibi nedenlerle tamamen rafa kalktı. Musul’da devre dışı kalan Ankara gelişmeleri izlemekle yetiniyor.

B planı; Bağdat ile Erbil arasındaki çelişkileri kullanarak Kürt kartına oynamak. Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’nin davetiyle Musul’a dâhil olmak için bir hayli uğraşıldı. Barzani’nin operasyona katılmak isteyen Türkiye’ye Bağdat’ı adres olarak işaret etmesi ve “operasyonda yer almak istiyorsanız İbadi ile anlaşın” sözleriyle bu plan da suya düştü. Kürtler merkezi Irak hükümeti ile birlikte operasyonu sürdürme niyetini açıkça beyan etti.

C Planı; Musul’daki Sünni Arap aşiretleri kullanarak denkleme dâhil olmak. Özerk Sünni eyaleti -Sünnistan- oluşturma fikriyatı bir süredir gündemde. Bölgenin en büyük aşiretlerinden birisi olan Nuceyfiler bu iş için oldukça kullanışlı. Ankara’nın Irak’taki adamı eski Musul valisi Nuceyfi özerklik fikrini çoktandır dillendiriyor. IŞİD operasyonu ile birlikte Ninova Bekçileri adını alan Sünni milisler Başika’da eğitildi. Ancak bu hamle de boşa çıktı gibi. Bağdat, Ninova Bekçileri’nin başındaki Esil Nuceyfi hakkında Türkiye ile işbirliği yapmak suçlamasıyla yakalama kararı çıkardı.

D planı; Telafer gibi Türkmen kentlerine yönelik olası tehlikeler bahane edilerek bölgeye girmek. Bu planın gerçekleşme olanağı bir hayli düşük, hatta imkânsız. Ancak yine de yeni Osmanlıcıların ajandasında yer alıyor. Bunun için ABD’nin icazeti şart. Rusya’dan alınan “Suriye rızası”nın bir benzerinin Musul özelinde ABD’den alınması gerekiyor. Ortadoğu’nun mevcut denklemi göz önünde bulundurulduğunda bu seçenek otomatikman devre dışı kalıyor.

AKP’nin mezhepçi, milliyetçi hamasete dayanan dış politikası devam ettikçe A, B, C, D ve daha nice plan suya düşecek. Bir aralar “Düzen Kurucu Aktör” olma iddiasıyla ortalıkta dolaşan Türkiye’nin aktörlüğü küresel güçlerin kendisine çizdiği sınırlar kadar. IŞİD operasyonlarının Suriye ayağında zoraki de olsa yer alınsa da neo Osmanlıcıların Musul’a yönelik içi boş söylemleri daha çok içeriye yönelik bir tahkimatı içeriyor. Bu mezhepçi, milliyetçi hamaset bölgeyi kuşatan etnik ve mezhepsel kapışmayı içeriye de taşıma riski barındırıyor. Asıl tehlike de burada yatıyor. Ne söylenirse söylensin, hangi propaganda tekniğine başvurulursa vurulursun gerçek değişmiyor: Türk dış politikası iflas etmiştir.

En Çok Okunan Haberler