ABD sadece elçilik değil vicdanda ‘yara’ da açtı

ABD’nin Kudüs’e taşıdığı büyükelçiliğinin açılışını protesto eden Filistinliler, İsrail askerleri tarafından yine hedef alındı. Çatışmalarda 55 Filistinli yaşamını yitirdi, yaralı sayısı ise 2 bini geçti. Tabii ki, Donald Trump’ın kışkırtıcı kişiliğinin sonuçları bunlar. Bu cümlemden ABD’nin iyi, Trump’ın kötü olduğu sonucu çıkarılmasın. Trump’tan önceki ABD başkanları 1995’te alınan ABD Elçiliği’nin Kudüs’e taşınması kararını her altı ayda bir önlerine geldiğinde ertlemişler, Ortadoğu’da mevcut sorunların üzerine bunun da eklenmemesini istemişlerdi. Çünkü nasılsa BOP ile eşbaşkanları aracılığıyla, bölgedeki tüm uzuvlarıyla karıştırdığı Ortadoğu’da Kudüs’e elçi taşıma işinin elbette gereği yoktu onlara göre. “Arap müttefikleri”ni kzıdırmanın da alemi yoktu tabii.

Ama hiç devlet yönetme deneyimi olmayan, bence kazanacağını bile ilk başlarda düşünmeyen Trump, seçim kampanyası sırasında yerine getireceği en kolay vaadi, yani ABD Elçiliği’nin Kudüs’e taşınacağı sözünü hayata geçirdi. Yerine getirilmesi en kolay ama sonuçları açısından ne olacağı kestirilemeyen 95’teki kararı onaylayıverdi. Tam 22 yıl sonra yani.

ABD’li demokratlar, ABD Elçiliği’nin Kudüs’e taşınmasına başından beri karşı çıkıyorlardı, ama Cumhuriyetçiler içinde bu karar bir bölünmeye yol açmıştı. Bu bölünmeden yararlanan Yahudi Lobisi’nin Trump’ı söz konusu kararı uygulamak için ikna etmesi zor olmadı. Trump için Cumhuriyetçi seçmene kendini gösterme fırsatlarından biri de bu oldu. Önceki başkanların atmaya cesaret edemediği adımı atan Başkan olmak, istediği buydu. Zaten şova yatkın bir karakteri var Trump’ın, bilindiği gibi.

Filistinlileri anlaşmaya zorlamak
ABD iç politikasında, özellikle Cumhuriyetçiler arasında böylece zoraki de olsa bir tartışmayı/bölünmeyi ortadan kaldırmış oldu Trump. Dış politikada, özellikle Filistin konusunda, Filistin tarafını barışa zorlama amacıyla onu zor durumda bırakmak için de attı bu adımı. Buna karşı sessiz kalmayacak olan Filistinlinin göstereceği tepkinin İsrail tarafından bastırılacağını, dolayısıyla masaya gelmek zorunda olacağını düşünmüş de olabilir.

Ama hangi gerekçeyle yaparsa yapsın, bölgenin dinamiklerinden haberdar olmadığı, bu konuda uyarılsa bile aldırış etmediği ortada. Şimdi Gazze’de, Kudüs’te ABD Elçiliği’nin açılmasını protesto eden silahsız insanlar Trump’ın bu kararı hayata geçirmesi yüzünden canlarından oldular.

İsrail’in “Yerushalayim” diye adlandırdığı Kudüs “ebedi başkent”. Dolayısıyla bölünmesi de mümkün değil. Filistinliler ise “Kutsal” anlamı taşıyan “el quds” olarak adlandırdıkları Kudüs’ün doğusunun kurulacak bir Filistin devletinin başkenti olmasını istiyorlar. İki tarafın da talebinde dini, milli gerekçeler var. Ama Kudüs sadece Yahudiler ya da Müslümanlar için değil Hıristiyanlar için de çok önemli bir kent.

Kudüs’te yer alan Tapınak Tepesi, Müslümanlar tarafından Harem-i Şerif ya da El Aksa olarak adlandırılıyor. Burada Büyük Herod tarafından inşa edilmiş bir duvar var, Batı Duvarı ( yanlış olarak Ağlama Duvarı deniyor ama doğrusu Yakınma Duvarı’dır). Burası Yahudiler için çok kutsal bir mekân. Duvarın az ilerisinde Mescid’i Aksa var. Mekke ile Medine’den sonra en önemli üçüncü kutsal yerdir burası. Hıristiyanlar için de İsa’nın vaaz verdiği, öldüğü, dirildiği yer olduğuna inanılıyor Kudüs. Onlar için de bir hac yeri.

Ürdün 1948’de Doğu Kudüs’ü işgal etti ama 1967 Savaşı’nda İsrail, Ürdün’den geri aldı, sonra da kendi topraklarına kattı. Uluslararası alanda tanınmayan bir ilhak bu ama İsrail için bunun bir önemi yok. On yıldan fazla bir zaman sonra İsrail, 1980’de Kudüs’ü (tam/birleşik Kudüs tanımıyla) başkenti ilan etti. BM, Doğu Kudüs’ü o gün bugündür işgal altında kabul ediyor. Kentin tüm statüsü ise sorun çözülene kadar tartışmalı. Ürdün Kralı, Kudüs’teki Müslümanlar açısından kutsal olan yerlerin korunmasından bugün de sorumlu kişi durumunda.

Kudüs’te daha önce de elçilikler vardı
Kudüs’te geçmişte bazı ülkelerin elçilikleri vardı ama krize yol açılmaması, bölgede dini “fay hatlarının” oynamaması için Kudüs’ten ayrılmışlardı. Sürekli çatışmaların, şiddet olaylarının yaşandığı Kudüs’te, Trump’ın adımı bu nedenle çok tehlikeli görülmüştü. Bugün Filistin’de 40’tan fazla kişinin ölümüyle bunun ne kadar doğru olduğu ortaya çıktı. 1969’da Hıristiyan bir Avusturyalı, Mescid-i Aksa’yı yakmaya kalkmıştı. Adam düpedüz meczuptu.

İsrail’in en provakatif politikacısı Savunma Bakanlığı yaptığı dönemde Sabra ve Şatilla katliamlarından ötürü “kasap” olarak adlandırılan Ariel Şaron, başbakanken 2000 yılında İsrailli bir grubu Harem-i Şerif’e götürünce Filistinliler protesto ettiler. İkinci Filistin İntifadası (ayaklanma) denilen olay budur. El Aksa İntifadası dendiği de olur.

İslam/Arap Alemi
Filistinlilerin davalarında yanında olan tek ülke Suriye’dir. Dün de öyleydi, bugün de. Onun dışında İslam/Arap aleminde Filistin yanlısı destek sadece söz düzeyinde oldu. Ama Suudi Arabistan’ın Veliaht Prensi Muhammed bin Salman bin Abdülaziz artık Filistinlieri “sözde” bile olsa desteklemiyor. ABD jandarmalığında atalarını geçmiş olan Veliaht Muhammed, geçtiğimiz günlerde Filistinlilere, İsrail’in ABD destekli “Filistin Planı”nı kabul etmeleri gerektiğini söyleyecek kadar ileri gitti.

Trump, İsrail’in bugün yaptığı katliamın baş sorumlusudur. 22 yıl boyunca diğer başkanların her önüne getirildiğinde uygulamaya geçirilmesini erteledikleri bir kararı, hiçbir gerekçe yokken, İsrail lobisinden seçim çalışmaları çin aldığı söylenen 22 milyar dolar nedeniyle hayata geçirmesi pahalıya mal oldu. Sadece Filistinliler için değil. Trump’ın kendisi için de.

İsrail-Filistin çatışmasını çözen başkan olarak tarihe geçeceğini sanarken, tarih onu bir katil olarak tanımlayacak.

En Çok Okunan Haberler