Aleviler ne ister?

Bazen sözü eğmeden ve bükmeden söylemekte fayda vardır. Seçim bitti. Alevilerin hak ve talepleri bir sonraki seçim vaatlerinin istismar kozu olarak rafa kaldırıldı. Siyasi partiler Alevilere yalan söylüyor. Onların evrensel taleplerine sağır ve kör bakmaya devam ediyor. İstismar ediyorlar ve samimi değiller.

Aleviler devletten ve siyasi iktidardan özel bir ayrıcalık istemiyor. Cemevlerinin ibadet yeri olarak tanınmasını istiyorlar. Evrensel ve insana ait olan haklarını istiyorlar.

En başta da, dinsiz ve mezhepsiz devlet istiyorlar! Laiklik ve eşitlik ilkesi “devletin dini ve mezhebi olamayacığını” buyurmuş. Çünkü inanma ya da inanmama hakkı, devlete değil, insana ait, bireysel ve kollektif bir haktır.

Bu tutum, iddaa edilenin aksine, “dinsizliğe” değil, gerçek manada din, vicdan, inanç ve düşünce özgürlüğüne dayanır.

Eşit haklar rejimine göre, laik, demokratik ve çoğulcu devletlerin görevleri arasında, din, dindar ya da mezhep üretmek yoktur. Çünkü ibadet edemez ve oruç tutamaz. İbadet yeri inşa edemez!

Laik devletin din bütçesi de olamaz. Diyanet üzerinden bir mezhebi finanse edemez. Alevinin, Sünninin, Gayri Müslimin ve Ateistin vergisini, kolladığı mezhebe aktaramaz. Bu hem yurttaşlık hakkının, hem de halkın vergisinin gaspıdır! Hukuk dışıdır ve “haramdır!”

Oysa bizim sivil hayatta tanıdığımız Sünni komşularımız, dostlarımız ve iş arkadaşlarımız “helal” tüketirler! Ama diyanet ve holdingleşmiş cemaatler hukuk dışı, din dışı davranıyor ve helal ve hak olmayını tüketiyorlar!

Aleviler, devlet mezhepçiliğine karşı, herkesin inanç özgürlüğüne, inanma ve inanmama hakına sahip olmasını ve özgürce yaşamasını istiyor.

Dine dayalı devlet ve millet tezini kutsayan Osmanlı aklı ve dayalı siyasal İslamcılık ise, yurttaşlık hakkını savunan laik ve demokratik cumhuriyetin bu özgürlükçü aklına karşı çıkar.

Aleviler başka
ne ister?

Aleviler sosyal, hukuksal, dinsel, siyasal ayrımcılık uygulamalarından bıkmış durumda. Resmi ve sivil asimilasyona da son verilmesini istiyorlar. Bir mezhebin kurumsallaştırılarak kollanırken, diğer inançların horlanmasını ve düşmanlaştırılmasını insan haklarına aykırı bulmaktadırlar.

Aleviler başka bir şey daha istiyor; devletin ve siyasetin dinsel vesayet altına alınmasını tehlikeli buluyor. Siyasal mezhepçiliğin toplumsal kutuplaştırmayı derinleştiren uygulamalarından vazgeçilmesini talep ediyorlar.

Çünkü devletin tekelindeki bir din ancak uyuşturucu, sömürü ve istismar aracı olarak kullanılır. Oysa din ancak, ait olduğu kişinin ve sivil toplumun özel hayatında özgür ve temiz kalabilir!

Aleviler, Aleviliğin diyanet ve din eğitimleri eliyle devletleştirilmesine ve homojenleştirmesine de karşıdır! Çünkü, bir inancın devletleştirilmesi ve kamulaştırılması, hak ihlali olmanın yanında, teokratik bir yapının uyguladığı dinsel faşizm olarak görür. Pir Sultan Abdal, Yunus Emre, Kul Himmet, Hallacı Mansur, Nesimi, Hacı Bektaşi Veli ve nice Alevi yol önderleri devletli dinden her daim uzak durmuşlardır. Onlarda bilir ki devlet dini insanı bozar!

Alevilerin ve Aleviliğin aksine, siyasal İslamcılık ve İslamcılar hem kendilerini hemde dini “İslam Devleti” olarak örgütlemek istiyor. Devleti İslamlaştırmak ve Sünni mezhebe dayalı rejimi inşa etmek için yola çıkanlar, Alevilerin, diğer inanç/dini grupların ve inanmayanların eşit yurttaşlık haklarını yok etmiş olacaklardır. Kadim tarih buna katliamlarıyla, kanlarıyla, fetvalarıyla tanıklık eder.

İnanmayanlar dönüp, 1514, 1826, 1870, 1915, 1937-38, 1955, 1978, 1980, 1993, 1995 yılları içinde dinsel temelli katliamları inceleyebilir.

Umuyor ve diliyorum ki, Alevisi, Sünnisi, Türkü, Kürdü, Lazı Çerkezi, Abazası, Süryanisi, Ermenisi, Rumu, Hristiyanı, Musevisi, Caferisi, Şiisi, Ezidisi, Ateisti ve her renkten vicdan sahibi insanlar olarak, farklılıklarımızı eşit yurttaşlık ve eşit haklara sahip laik bir cumhuriyet kurarak, gerçek kardeşliği inşa edelim.

Din için ayrılan kamu bütçesinin ve kamu hizmetlerinin sıfırlanmasını, bu kaynağın çocuklarımızın eğitimine ve sağlığına ayrılmasını talep edelim. Her dini grubun kendisi finanse etmesini savunalım. Mezhepçi ve zorunlu din eğitimlerinin kaldırılıp, laik, bilimsel, parasız ve demokratik bir eğitim sistemi içinde, tüm dinler ve inançlar hakkında isteğe bağlı olarak tarih ve felsefe dersleri içinde, objektif, çoğulcu, eleştirilebilir bilgi verilebilir.

Ayrıca her inancın kendi dinini kendi okulunda, müfredatıyla ve kendi finansmanıyla, öğrenme ve eğitim hakkı için, kamu denetim ve gözetimi altında yapabilmesini sağlayacak düzenlemeler, laiklik ilkesi ekseninde sağlanabilir.

Ele ele, akıl akıla, kalp kalbe verelim. Toplumsal kutuplaştırmaya, toplumsal çatışmalara karşı, insan hakları için, eşit yurttaşlık hakkı için, memleket için, laiklik, demokrasi, adalet ve hukukun üstünlüğüne inanan çoğulcu bir ülke için, devletin tekçi ve mezhepçi inşasına itiraz edelim.

Kamu hizmetlerinde eşitlik ve laiklik ilkesi gereği, devlet adına dinciliğin yapılmaması sağlanmalıdır. Demokratik, bağımsız bir cumhuriyet ve toplumsal çoğulculuğa dayalı barış için bu elzemdir.

En Çok Okunan Haberler