Alevileri yola sokmalı ama hangi yola?

Nasıl oldu da, asırlardır cami, namaz, hac, imam, aptes, oruç, Kuran ve ezan ile hiç bir teolojik ve itikat ilişkisi olmayan Alevilerin köylerine ve dergâhlarına cami dikildi, imam gönderildi! Dedeleri Kuran merkezli Hanefi medreseye, ve çocukları zorunlu din eğitimi içine çekildi!

Can alıcı soru belki de şu; AKP neden “kırmızı çizgi” dayatması ile Alevileri camiye davet ediyor?
Ünlü İngiliz Tarihçi Edward Hallett Carr, “Tarih bu gün ile geçmiş arasında sürüp giden bitmez bir diyalogdur” der.
Dolaysıyla tarihsel hafıza kaybı yaşayanlar, Alevilerin bugün karşı karşıya kaldığı asimilasyonu ve ayrımcılığı anlayamayacaktır.
Osmanlıdan günümüze, Alevilerle sürüp giden devlet merkezli “diyalog”, kıyım, asimilasyon ve inkâr üzerinden sürdü. AKP bu geleneğin devamcısıdır. Bundan dolayı 21.yy dünyasında Alevilere, insan hakları, çağdaşlık, demokrasi, eşitlik ve adalet penceresinden değil, fetvaların karanlık ve gericilik dünyasından sesleniyor; “Buyurun camiye”!
AKP’nin “Alevi Açılımı” meskesiyle gündemleştirdiği “Alevilerle Diyaloğu”, aslından tarihsel Hilafetçi hafızadan besleniyor. Dayatmacı ve monolog!
İnkâr!
Asimilasyon!
Kendine benzetmek!
Yani tanımak değil, tanımlamak! Aleviliğe şekil vermek!
Çünkü, gurur duydukları ecdatları, böyle buyurmuş!
16. yy Yavuz Sultan Selim’in Uleması, Müftü Hamza bir fetvasında; “Kızılbaş topluluğunun kâfir ve dinsiz olduğu, Kızılbaşları öldürenlerin cennete gideceğini”, Şeyhülislamı İbni Kemal ise fetvasında; “Kızılbaş topluluğuna karşı yapılan savaşın cihat olduğunu” belirtirmiş.
Kanuni Sultan Süleyman’ın Şeyhülislamı Ebusuud’ta; “Kızılbaşların topluca öldürülmelerinin dine göre helal olduğu, bunun en kutsal savaş olduğu, bu yolda ölenlerin ise şehit sayıldığını” hükmetmişti.
Osmanlı Ulemaları aslında Aleviliğin “Müslümanlık değil”, ayrı bir inanç olduğunu biliyordu. Müslümanlaştırmadığı için de “kafir ve dinsiz” Alevilerin “katlini vacip” kılmışlardır.
19. yüzyılda ise II. Mahmut ise, 1826’da Bektaşi tekkelerini yıkıp, dergâhlarını gasp edip, Nakşibendî şeyhlerine teslim etmiş. Hatta bazı Bektaşi babalarını idam etmiş, bazılarını sürgünlere göndermiş. Bunların gerekçesi ise tarihsel ve zihniyet devamlılığına işaret eder: Kızılbaşlar ve Bektaşiler “rıfz, ehl-i sünnet akaid-i diniyyeden sapmış, içki içen, namaz kılmayan ve oruç tutmayan” topluluk!
Hızını alamamış padişah, 1934 yılında, devletçe gasp edilmiş Hacı Bektaş dergâhına asimilasyon camisi dikmişler! Hedef sadece Alevileri Sünnileştirmek değil, aynı zamanda “Alevilikte cami ve namazın olduğu” algısını inşa etmekti. Diyanetin ve AKP’nin “Cemevi badet yeri olamaz, ibadet yeri camidir” gibi “kırmızı çizgi” dayatması, bu tarihsel hafızayı ve uygulumayı referans alır.
19. yüzyılın sonuna doğru II: Abdülhamit döneminde ise Ankara Valisi Mehmet Memduh Paşa tarafından hazırlanan raporda ise “Kızılbaşların ehl-i İslam’a karşı olduğu” ve “Kızılbaşların tümünün” “akaid-i diniyyeye” dönmelerinin sağlanamayacağı ve fakat en azından çocuklarının doğru yola girmeleri için uğraş sergilenmesinin doğru olacağını” belirtiyor. Çözüm olarak “Kızılbaş köylerinin tespiti... Bu köylerin mahal ve nüfuslarının veri altına alınması... sonra söz konusu köylerde camii, mescit ve özellikle de okul inşasına hız verilmesi” ve “Kızılbaşlar köylerine öğretmenler göndererek eğitim yoluyla doğru yolu bulmalarına dair çalışmaların” gerektiği öneriliyor.
1892 ve 1894 yılı belgeleri benzer içeriklerle doludur.
1895-1896 yılı belgelerinde ise iç Anadolu bölgesindeki “köy ve nahiyelerinde pek çok Kızılbaş nüfusun bulunduğu.. Kızılbaşların ehl-i sünnete her fırsatta ihanet etmeyi düşündükleri ve aptes, namaz, oruç’a inanmayan” topluluk olarak raporlanmıştır.
Yani, Aleviler zor ya da asimilasyon ile Müslümanlaştırılmalıydı! “Yoldan çıkanı, yola sokmak” için kılıcın yanına, imam, cami ve medrese kondu.
AKP ve Diyanet işte bu nedenle Alevilere “iki yeşil çizgi” dayatıyor;
Bir; “Alevilik inanç değildir, dini İslamdır”
İki; “Cemevi ibadet yeri değildir. İslam’da tek mabet yeri camidir!”
Ecdatları beş asırdır zorun ve katliam fetvalarının diliyle Alevilere İslamcılık dayattı. Bugün torunları “hukuki statü” ile İslamcılık dayatıyor. Oysa kendine özgü bir inanç olan Alevilik, beş asırlık tarihsel diyaloğun zoruna teslim olmadı, bugün de teslim olmaz!
Aleviler AKP’nin iki “yeşil çizgisi” karşısına “iki kırmızı çizgi” koyuyor:
Bir; “laiklik ve insan hakları hukuku.”
İki; “Eşit yurttaşlık ve eşit haklar.”

En Çok Okunan Haberler