Alfabe veya ‘Arap’ sorununa doğru

Çocukluğumda ismimin anlamı benim için bir muammaydı. Hangi sözlüğe baksam İbrahim’in karşısında ‘bir peygamber adı’ yazıyordu ve bu belli ki benim merakımı gideremiyordu. Etraftaki diğer çocukların Gönül, Metin ve benzeri isimlerine bir anlamı var diye gıpta ederdim. Yıllar sonra biraz İngilizce öğrenince ismin İbranice’den geldiğini ve ‘hepsinin babası’ gibi bir anlamı olduğunu öğrenip rahatladım.

İnsan isimleri de dükkan isimleri de bir şekilde politikanın konusu. Pek çoğumuzun isminden dolayı başı dertten kurtulmayan arkadaşları vardır. Örneğin Ulaş, Devrim gibi isimlerin Türkiye gibi ülkelerde insanın hayatını pek kolaylaştırdığını söyleyemeyiz. Aynı şekilde ismi Cihat, Usame ve benzeri olanların da 2001 sonrası Batıda pek hayırlı görülmediğini biliyoruz.

İstanbul’da bir AKP’li belediyenin Suriyeli esnafa dükkan tabelalarında Arapça kullanmayı yasaklaması isim politikasının ve dolayısıyla etnik politikanın yansıması. Kuran Kursları, İmam Hatipler ve benzeri öncelikler itibariyle iktidar partili bir belediyenin bu yola düşmesi biraz tuhaf. Ancak MHP ile gayri-meşru koalisyon ve yükselen İslami Atatürkçülük ortamın buna müsait olduğunu gösteriyor. Bunun ardında mutlaka bir küçük esnaf çatışması olduğu açık. Bu tür çatışmaların Fatih semtine özgü olmadığını da biliyoruz.

Geçen hafta editörlerimizden Kemal Erdemol bu konuya değindi. Avrupa’da Türkiyeli göçmenler özgürce Türkçe mekanlar açıp işletiyorlarken burada sorun ediliyor olmasının altını çizdi. Benzer ifadeleri dükkanları ve işleri bu isim politikasına kurban giden Suriyeli esnaf da kullandı.

Bugünlerde unutulmuş olsa da Batı Avrupa’da çokkültürcü politikalar dil, din ve kültürel olarak farklı grupları zenginlik addedip sadece hoşgörmediler aynı zamanda desteklediler de. Milliyetçi politikadan daha önemli olan işi yapmak, sorun çözmek olunca işler daha kolay yürüyor. Örneğin İngiltere’de pek çok belediye ve kamu kurumu size Türkçe ve Kırmanç Kürtçesinde bilgi formları sunabiliyor. Türkiyelilere özgü de değil bu durum. Pek çok yerde sizi Türkçe ile birlikte, çeşitli dillerde hoşgeldin yazıları karşılayabiliyor. Böyle bir anlayışta kurum olarak hizmeti hangi dilde vermek gerekiyorsa imkanlar dahilinde veriyorsunuz.
Türkiye’de hoşgörü sadece dilde olup amelde gaip olduğundan dil tahammülsüzlüğü çok gelişkin. İktidar partisi bir ara ‘ağam bizimle eğleniyor’ kıvamında giriştiği barış sürecinde Kürtçe’ye ilişkin bir yumuşama havası geldiyse de oralardan geri dönüş sert oldu.

Şimdi tehlikeli sular Arapça köprülerin altından akıyor gibi. Tahminen 3 buçuk milyonu aştığı bilinen Suriyeli nüfus çok önemli. Suriye krizinden önce de Türkiye’de var olan Arapça konuşan azınlık nüfusunun yaklaşık 2 milyon civarında olduğunu da hatırlatalım. Bu yüzde 7 civarında bir Arapça konuşan azınlık demektir.

Yeni gelenlerin üçte biri ve yerli Arap kökenlilerin tamamına yakını Türkçe biliyor ancak şimdi ticariymiş gibi görünen tabela meselesinin etnik kimlik meselesi olduğu er ya da geç ortaya çıkacaktır. O noktada, işin rengi değişir. Kürtlerin de çoğunluğu Türkçe bilir ve konuşur ama bu Kürt milliyetçiliğine engel değildir. İskoç örneğinde olduğu gibi tamamen İngilizce konuşan bir grup da İngilizlere isyan edebilir.

Tabela meselesi alfabe farklılığı olan pek çok durumda dünyanın her yerinde ortaya çıkıyor. Çin restoranları buna başka bir örnektir. Genelde de hem Latin harfleriyle hem de Çince, Arapça, Rusça her neyse köken dili ile yazılı markalar, dükkanlar, gazeteleri pek çok ülkede görürsünüz. 300 dolayında dil konuşulduğu iddia edilen Londra’da hepsi var.


Fatih’tekine benzer bir uygulama New York’ta varmış. Dükkan tabelalaları İngilizce olacak diye. 1933 yılında kısmen sahtekarlığa set çekebilmek için çıkarılmış. Benzer kanunlar başka eyaletlerde de yabancı isimlerin yanında İngilizce şartı getirmiş. Doğu Avrupa ülkelerinde Sovyet blokunun dağılmasından sonra Rusça’ya getirilen sınırlamalar olduğunu da biliyoruz.
Ama yine de yeni bir etnik azınlık nüfusa alışmaya çalışırken Türkiye’ye tavsiyemiz mümkünse Batı’nın ahlakını, kültürünü ve teknolojisini alın ama bu tarz kanunlarını almayın. Yoksa 90 yıldır bitmeyen ‘Kürt’ sorununuz gibi bir de ‘Arap’ sorununuz olur.
İyi haftalar ve bol şanslar.

En Çok Okunan Haberler