Ali Bey, futbol nankör oyundur

Ali Koç’un başkan seçilmesiyle beraber, ülkenin gündemine paralel olarak sürecin işlemesi, seçimin hacmini ve sonraki beklentiyi oldukça büyük hale getirtti.

Aziz Yıldırım’ın yaşadığı 'güç zehirlenmesi' sendromu, onun artık iflah olmaz bir tek adama dönüştüğünü davranışları ve kararlarıyla net olarak ortaya koymaktaydı. Belki farkında değildi, ama bunun nedeni, çevresinde bir canlı türü olan Beklentigiller’in “Abi sensin…” diyerek, onu bu şekle sokarak bir çıkar kurgusu yaratmalarıydı.

Bu çıkar kurgusu ortaya bir model çıkarmıştı.

Artık herkes, sadece Fenerbahçelilere değil, tüm futbol kamuoyu bu dayatılan modelden bıkmıştı.

Herkes değişim istiyordu.

Daha anlaşılabilir, daha kurumsal, daha demokrat, daha nazik, daha insanca, daha sevecen ve daha fazla sevgi.

Bu beklentinin dozajı o kadar fazlaydı ki; Ali Koç’un seçim konuşmasının içeriğinin yetersiz olması ve çok kötü bir stratejiyle konuşması bile kimseyi olumsuzluğa itmedi. Seçim kafa kafaya olsaydı belki bu konuşma ona seçimi kaybettirebilirdi. Fakat kimse konuşmayla bile ilgilenmedi. İçinde istediklerini bulmaları yeterliydi.

Türkiye genelinde, kazanılan bu seçimin memnuniyet karşılığı; bir adama karşı bir kurumsal gücün ve bunun beklentilerinin kazanmasıydı. Son derece demokratik bir talepti.

Ali Koç’un küresel kültüre sahip bir aile şirketinden gelmesi, küresel sermayeyle kurulan entegrasyon sayesinde (içerik tartışılır) ona yönetici vasıfları bakımından oldukça fazla donanım sağlamıştır. Aynı zamanda, ciddi bir kurumsal kültürün prensiplerini uygulama alanında sonuç olarak nerelere ulaşabileceğini test etmesi bakımından ona olanak vermiştir.
Ama futbolun iktisat kuralları ile yönetim mekanizmasındaki farklılıkları iyi ayrıştırmak gerekir. Bir kulübün beklentileri ile bir şirketin beklentileri çok büyük farklılıklar içerir.

Aynı iktisat modeli kullanılamaz.

Doğru zamanda doğru insanlarla çalışmak zorunludur. Hata telafisi zaman olarak çok sınırlıdır. Sonuç acımasızca terse dönebilir.

Tabii ki Türkiye’de futbol kurgusunu ve yönetim işlevlerini açık şekilde ortaya koymak gerekir ki, nasıl bir resmin ortaya çıkacağı ve ne yapılması gerektiğini anlamaya yardımcı olsun.

Türkiye’de futbol siyasi bir oyundur.

Öncelikli olarak siyasi beklentileri kesmek zorunluluktur. Vergi borcunun olmaması bunun ilk hanesidir. Kamu bankalarından alınan krediler siyasetin elindeki en büyük kozdur. Kurumsal bir yapının kurgulanması ile karar mekanizmasının ve muhasebenin açık ve şeffaf olarak işlenmesinin sağlanması, koz olarak kullanılacak hiçbir şeyin olmadığının teminatı olur.

Tüm kulüpler şu an itibariyle bu olumsuzluklardan dolayı borç atağında olmalarından dolayı siyasetin etkisi altındadırlar.
Tabii ki Fenerbahçe için farklı bir popülasyon mevcuttur. Siyasiler için algı yönetimi ve güç merkezi olarak cezbedici etkisi vardır Fenerbahçe’nin. 3 Temmuz’daki güç testi bunun en önemli hamlesiydi. Buda siyasi manevra alanı olarak müdahale edilme riskini içinde barındırmaktır.

Türkiye’de kulüp başkanlığı seçimleri genel kurullarda projeler üzerinden yürütülmez. Sadece pazarlıklar üzerinden yürütülür. Diğer kırılacak en büyük handikap da budur. Çünkü kulüplerdeki başkanların yetkileri vardır sorumlulukları yoktur. İster istemez bu durum bir rant kurgusunu ve beklentisini de ortaya çıkarmaktadır. Her kes kazan-kazan oynamayı sever.

Ve en çok deformasyona neden olacak etki, futbolun sağladığı güç etkisiyle ortaya çıkan popülist kültürün etkisi altına girerek, gerekeni yapmayı askıya almak suretiyle, ortaya çıkan etki sayesinde tek adam sendromu haline gelip değişmenin yanında manipülasyona ve illüzyona açık pozisyonda kalmaktır. Futbol zemin olarak buna çok müsaittir. Bunun temeli futbol adına bilgi eksikliği veya çıkar beklentileridir. Aziz Yıldırım, Yıldırım Demirören ve Fikret Orman buna en iyi örneklerdir.

Türkiye’de kulüpler üretim mekanizmalarını tamamen imha edip, transfer kurgusu üzerinden menajerlerin iş ortağı haline gelmişlerdir. İmalat yapamayan ülkelerin futbolu ancak manipüle etkisi ile popüler futbola ev sahipliği yapar. Ülkemizde, bu ev sahipliğinin yanında, tüm yetersizliklerin etkisiyle ekonomik anlamda cari açığı tetikleyen bir sektör olmuştur futbol.

Tüm bu göstergeler karşısında Ali Koç ne yapabilir?

Öncelikle Ali Koç’un zamana ihtiyacı var. Fenerbahçe bu zamanı ne kadar verir? Daha doğrusu bu süre için metanet gösterip dayanabilir mi? Çan kulesi her zaman kötü günler için beklentilerle doludur!

Futbol nankör oyundur!

En Çok Okunan Haberler