Arif Hoca için

Michael Hardt ile Antonio Negri’nin ortaklaşa yazdıkları İmparatorluk kitabını yeni yayınlandığında almış, adeta yutarcasına okuyorum, Londra’dayım. Küreselleşme çağı dedikleri olguyu kapsamlı bir biçimde ele alan kitap, çokça katılmadığım tezlerle, iddialarla da dolu ama okunması keyifli de bir kitap. Yazarlarından özellikle Negri, siyasal geçmişi açısından da ayrıca ilgimi çekmekte.

Kitapta, sık sık atıf yapılan, kendisinden alıntılara yer verilen biri var, dipnotlarda Arif Dirlik diye geçiyor. Müslümandünyada ortak bir ad. Önce öyle düşününce pek aldırmadım ama sonra “sound”unun pek bir Türkçe geldiğini fark edince daha da dikkat etmeye başladım. İnternet yeni yeni girmiş yaşamımıza, adını aradım, İngilizce yazılmış makalelerine ulaştım önce, Çin Devrimi’nde Anarşistler adlı bir kitabının tanıtımı çıktı karşıma. Sonra bu kitapla ilgili kendisiyle yapılmış bir söyleşi. Nihayet öz geçmişini buldum. Mersinli bir Türk çıktı Arif Dirlik.

Nereli olduğunun, dolayısıyla Türk olup olmadığının elbette bir önemi yoktu ama, dünya çapında bir düşünürle hemşeri olma keyfinin de fena bir yanı yoktu. Pek bir mutlu oldum. O günden sonra, her yazdığını çizdiğini okuyamasam da, ne yapıp ettiğini hakkıyla izleyemesem de, mümkün olduğunca takip etmeye çalıştım Arif Hocayı. Revolution and History, Post-Revolutionary China ile Postmodernism and China adlı kitaplarını da aldım okudum. Çin konusunda gelmiş geçmiş en büyük uzmanlardan kabul ediliyordu Arif Dirlik.

Benim çapım böylesine müthiş bir siyasal bilimciyi anlatmaya elbette yetmez, bu yazdıklarım ona bir okuyucusunun teşekkür çabası olarak görülsün isterim. Belki birçok konuda aynı görüşü savunmuyorumdur, ama öyleyse bile bu onun bir konuda herkesin bildiğinden farklı sonuçlara ulaşma konusunda muazzam örneklerden biri olarak saygıyı hak eden ender insanlardan biri olduğu gerçeğini kabul etmeme engel değil kuşkusuz. New York Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Profesör Rebecca E. Karl, “Devrim ve Tarih kitabıyla Amerika’daki Çin tarih yazıcılığına ciddi anlamda meydan okudu” diyor Arif Hoca için Duvar’daki yazısında.

Benim için de Çin Devrimi’nde Anarşistler kitabı örneğin, 1905’den 1930’a kadar Çin’de anarşistlerin ne kadar etkili olduğunu kavramama yardım eden bir kitap olmuştur. Literatüre kazandırdığı kavramlarla da anılacak biridir Dirlik, “küresel modernite”yi ona borçluyuz örneğin.

Marks’tan, Mao’dan olduğu kadar, Dostoyevski’den de çok etkilendiğini okumuştum bir yerde. Marks’ı, Mao’yu anlarım ama Lenin’in hiç ama hiç sevmediği Dostoyevski’den nasıl etkilendiğini merak etmişimdir hep. Bir de Arif Hoca’nın gözünden bakmaya çalışayım Dostoyevski’ye.

Onca kitabı, yüzlerce makalesi olan Arif Dirlik’in Türkçe’ye sadece dört kitabının çevrilmiş olması kolay kaldırılacak bir ayıp değildir bana sorarsanız. Umarım tüm kitapları Türkiye okuruyla buluşur.

Hasta olduğunu da duymadık tabii ki. Kanserle boğuşurken, “yaşam kalitesinin düşmesini istemediği” için kemoterapiyi kabul etmeyecek kadar da gerçekçi. Vicdani retçi olduğunu da askere gitmediği için ülkesine dönemediğini öğrendiğimizde anlamış olduk. “Ölüm makinelerine para vermem” diyerek bedelli askerlikten yararlanmadığını da belirtelim.

Çok ama çok önemli bir düşünce adamını, muhteşem bir akademisyeni kaybettik. Ölümü ülkesinde bu kadar sessiz karşılanmamalıydı.

Bakın Immanuel Wallerstein ne demiş “Arif Dirlik’i okumak, dünyayı daha iyi anlamak ve onu daha iyi bir dünya yapmak isteyenler için elzemdir.”

Anlıyor musunuz ne kaybettiğimizi.

En Çok Okunan Haberler