'Arslan'ın ininden 'Kartal'ın yuvasına; Ada futbolunun belalı deplasmanları! - II

Uzaklardan…

Geçen yazıda Ada futbolunun belalı deplasmanlarına, Championship’te play-offu kovalayan Millwall’un aslanın inini andıran The Den Stadında oynadığı maç vesilesiyle giriş yapmıştık. Bu yazıda, başka bir ateşi ve desibeli yüksek deplasman, Güney Londra’da Crystal Palace’ın futbol kokan mabedi Selhurst Park…

Championship’te Millwall’un evinde Nottingham Forest’i devirdiği maçın ertesinde Premier Lig’e tutunma mücadelesi veren Crystal Palace, ilk dördü kovalayan Liverpool karşısında. Bu sezon Selhurst Park Stadında 15 maçta 374.619 taraftar izlemiş maçlarını, maç başı ortalaması 24.975. Onlar da Millwall gibi küçük bir mahallenin takımı. Takıma 1924 senesinden beri ev sahipliği yapan stadın bulunduğu Selhurst 18 bin nüfuslu kendi halinde bir Güney Londra mahallesi. 1948 Yaz Olimpiyatlarıyla birlikte tarihinde ilk kez bir milli maça ev sahipliği yapmış. Tribünlerinden biri kulübün başkanlığını yapan ve 1981 senesinde 71 yaşında aramızdan ayrılmış olan Arthur Wait adında bir Palace sevdalısının adını taşıyor. Çocukluk yıllarında okuldan kaçıp tribünlerde maçlarını izlediği takımın zaman içinde başkanlığına kadar yükselmiş. Hikâyesi yakın geçmişte aramızdan ayrılmış Gençlerbirliği sevdalısı İlhan Cavcav’ı hatırlatıyor. Ülke futboluna onca sene hizmet ettikten sonra, tıpkı Arthur Wait gibi adının en azından 19 Mayıs’ın bir tribününe verilmesi gerekirdi sanırım ama yüz yılı aşan kulüplerin kendilerine ait statları olmayışı da meselenin öbür tarafı. Ne diyelim, ülke futbolunun neresi düzgün ki stat meselesi de sorunsuz olsun!

Selhurst Park’a dönersek, 2017 senesinde The Times gazetesi en belalı deplasmanlardan biri olarak göstermiş Palace yolculuğunu. The Telegraph’a göre maç günleri fanatik Palace taraftarlarının doldurduğu “Holmsdale End” tribünü maç atmosferi açısından tribünlerin en şahanesi. Maç boyunca hiç susmamaları, üstelik desibeli yükseltmek için davul bile kullanmaları futbolda folklor haline gelmiş. 25.456 kapasiteli stadın tribünleri sahaya çok yakın, haliyle rakip takım futbolcularını baskı altına almakta zorlanmıyorlar…

Ateşli taraftarına rağmen Ada futbolunun asansör takımlarından Palace. 90’lı senelerde altı sezonda üç kez küme düşmenin acısını yaşadılar. 28 kişilik kadronun değeri 195 milyon Sterlin, hücum hattındaki Zaha takımın en değerli oyuncusu, yaz dönemimde taliplileri sıraya girecektir sanırım. Bu sezon onun sakatlığı nedeniyle kadroda olmadığı 9 maçı kaybettiler, böylesine önemli 11 numara. Liverpool karşısında 4-4-2 dizilişinde ev sahibi, hücumda Zaha ve Benteke. Ligde rakibine karşı oynadığı son üç maçta puan bulamadılar. Onlar adına bu maçtaki en büyük tehlike Liverpool’un Mısırlı Messi’si Salah; bu sezon 28 gol, 9 asisti var gol canavarının…

İlk dakikalarda rakibi sahasına hapsediyor Liverpool, ama kaptığı toplarda Zaha’yı buluşturup çabuk çıkıyor Palace.12. dakikada Liverpool kalecisi Karius onu ceza sahasında indirince penaltı kazanıyor ev sahibi, Milivojevic kaçırmıyor. Tribünlerden yükselen gol sevincinin uğultusu görülmeye değer. Liverpool onca hücum gücüne rağmen hâlâ üst düzey bir kaleciye sahip olamamanın sıkıntısını fazlasıyla yaşıyor. Golden sonra iyi kapanıyor Palace, orta sahasını savunma dörtlüsüne yakın oynatıp Salah ve Mane gibi arkaya çabuk sarkan hücumculara boş alan bırakmıyor. Rakibin her hatalı pasını bir matadorun kızgın boğa karşısındaki ustalığını hatırlatan “Hey!” nidalarıyla karşılıyor tribünler, bu statta misafir takım evinden ırak olduğunu fazlasıyla hissediyor. 30. dakikadan sonra artıyor Liverpool’un baskısı, sağ kanatta Arnold, solda Robertson çizgiye indikleri pozisyonlarda Palace kalesinde tehlikeli. Salah bildiğimiz gibi, Palace savunmasının solunda Aanholt’un yakın markajına rağmen hemen her pozisyonda golü kokluyor. Devrenin bitimine yakın Mane’in kafasını çizgide çeliyor kaleci Hennessey. Liverpool topa yüzde 76 oranında sahip olduğu, 11 kez rakip kaleyi yokladığı yarıyı geride kapatıyor…

24.951 taraftarın önünde ikinci devreye rakip kaleyi ablukaya alarak başlıyor misafir takım. Beraberlik golünü bulmaları da uzun sürmüyor, Milner’in asistini yakın mesafeden kaçırmıyor Mane. 50 ile 55. dakika arasında iki net pozisyondan yararlanamıyor Benteke, çalışkanlığı bir yana, lige tutunmaya çalışan bir takım için fazlasıyla cömert 17 numara. Sanırım kaçan iki pozisyon maçın kırılma anları. Son 20 dakikada oyuna sonradan giren Lallana’nın sakatlanmasıyla 3-5-2’ye dönüyor Liverpool. Taraftarını da arkasına alarak baskıyı artıyor Palace, 79’da Salah müsait pozisyondan yararlanamıyor. Ama onun gibi golcüye fazla fırsat verilmez, 85’te Robertson’un pasında yakın mesafeden kaçırmıyor 11 numara. Velhasıl ateşli taraftarına rağmen yakaladığı pozisyonları gole çevirememenin sıkıntısıyla kümede kalma savaşında altından değerli üç puanı rakibe kaptırıyor Crystal Palace, savunma hataları onları düşme potasına biraz daha yaklaştırıyor. Liverpool’a gelince, savunması sezon boyunca alıştığımız hatalarını bu maçta da tekrarlıyor. Klopp’un önceliği kaleci ve stoper olmadığı sürece Mısırlı futbol tanrısına rağmen şampiyonluk Kafdağı’nın ardındaki Anka kuşu misali kadar uzak!

En Çok Okunan Haberler