Aşı nedir? Ne işe yarar? Aşıya karşı olunabilir mi?

Alpay Azap - Prof. Dr., Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı

Aşılarla ilgili karşı propagandanın yaygınlaştığı ve çok sayıda alıcı bulduğu günümüz ortamında bu soruya baştan iddialı, bir o kadar da doğru, bir cevap vererek başlamak gerekir: Aşılar insanlığın sağlık alanında gerçekleştirdiği en faydalı, en önemli buluştur. Aşılar, 20. yüzyılda halk sağlığı için yapılanlar arasında -içme suyunun klorlanması, tütünün zararlarının ortaya konması gibi çok önemli buluşların önüne geçerek- birinci sırada yer almaktadır. Geliştirilen çok sayıda aşı sayesinde 20. yüzyılın ikinci yarısına kadar insan sağlığını tehdit etmiş olan çok sayıda hastalık artık neredeyse kaybolma (eliminasyon) noktasına gelmiştir.

Bu nedenle 20. yüzyıl modern tıpta, aşı ve bağışıklama yüzyılı olarak da adlandırılabilir. Bu aşıları geliştiren bilim insanlarının büyük kısmının aşı ile ilgili çalışmaları nedeniyle Nobel ödülü almış olması bile aşıların ne kadar önemli buluşlar olduğunun bir göstergesidir.

Aşı ile hastalıkların engellenebileceği fikri aslında antik Yunan’a kadar götürülebilir. O zamanın insanları bazı hastalıkların bir kere geçirildikten sonra bir daha aynı kişide görülmediğini fark etmişlerdir. İlk aşılama uygulamalarının ise Uzakdoğu’da, Çin’de, başladığı bilinmektedir. Oldukça öldürücü ve sekellerle iyileşen Çiçek hastalığına karşı modern çağda geliştirilen aşının kökeni Çin’e dayanmaktadır. Çiçek aşısının ilk biçimleri Çin’den İstanbul’a, İstanbul’dan da İngiliz elçisinin eşi aracılığı ile Batı Avrupa’ya ulaşmıştır. Daha sonra modern anlamda geliştirilen ve kitlesel olarak uygulanan ilk aşı Çiçek Aşısı olmuştur. Önceki yüz yıllarda yüz binlerce insanın ölümüne, yüz binlercesinin sakat veya kör olmasına neden olan çiçek hastalığı, yaygın aşılama sayesinde 1977 yılında ortadan kaldırılmıştır.

Aşılama (bağışıklama) temelde, dışarıdan, belirli koşullar altında verilen bir maddeye karşı kişinin “bağışıklık yanıtı” ve bunun sonucunda “bağışıklık hafızası (bellek)” geliştirmesi sürecidir. Burada yapılan, hastalığa neden olan mikroorganizmanın bağışıklık sistemini uyaracak kısım(lar)ının (immünojen) belirlenerek kontrollü bir şekilde insan vücuduna verilmesi, böylelikle bağışıklık sisteminin bu mikroorganizmayı sonraki karşılaşmada tanımasını sağlamaktır.

Hastalığa yakalanmadan mikroorganizmayı tanıyan ve nasıl ortadan kaldıracağını öğrenen vücut, canlı mikroorganizmayla karşılaştığında hızlı bir şekilde yok eder ve hastalık oluşmasına izin vermez. Buna bağışıklık yanıtı denir. Aşı sayesinde vücut, hastalığı geçirmenin getireceği ölüm gibi risklerle karşılaşmaksızın o hastalıkla nasıl mücadele edeceğini öğrenmiş olur.

Pek çok hastalıkta aşının oluşturduğu bağışıklık yanıtı ömür boyu devam ederken, bazı hastalıklarda azalan bağışıklık yanıtını artırabilmek için vücuda belli aralıklarla immünojen verilmesi (aşının rapel dozları) gerekir. Grip gibi bazı hastalıklarda ise hastalığa neden olan mikroorganizmanın zaman içerisinde yapısını değiştirmesi nedeniyle aşının tekrar tekrar yapılması gerekir. Aşıların etkisi elbette ki burada basitçe anlatılandan çok daha karmaşık süreçler sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bilimsel çalışmalar sayesinde vücudun bağışıklık sisteminin nasıl çalıştığı ayrıntılarıyla ortaya konulmakta ve çok daha etkili, çok daha başarılı aşılar bu sayede geliştirilebilmektedir.

Ancak aşılar konusunda unutulmaması gereken bir konu aşıların bütün teknolojik gelişmelere rağmen uygulandığı kişilerin %100’ünü hastalıktan koruyamayacağıdır. Aşılanan kişileri riske atmamak amacıyla aşının içine ölü veya zayıflatılmış mikroorganizma konulduğundan ve kişinin bağışıklık sistemi ile ilgili bazı nedenlerden dolayı hiçbir aşı %100 etkili değildir. Aşılananların ortalama %85-95’i korunurken %5-15’inde aşıya rağmen hastalık gelişebilir. Elbette %85-95 koruyuculuk çok yüksek bir başarı anlamına gelir ancak aşıların etkisi bu rakamların da ötesindedir. Çünkü yaygın aşılama yapılabilen toplumlarda toplumun büyük çoğunluğunun (%85-95’inin) hastalıktan korunuyor olması, hastalığın yayılmasını engelleyerek aşılanamayan ya da aşılandığı halde bağışıklık yanıtı oluşmayanların da hastalıktan korunmasını sağlar (kitle bağışıklığı). Dolayısıyla aşı bireyi, yaygın aşılama hem bireyi hem toplumu korumaktadır diyebiliriz.

Aşılara (aşılamaya) karşı olunabilir mi?
Aşıların gereksiz olduğunu hatta zararlı olduğunu iddia eden, farklı gerekçeler öne sürerek aşılar konusunda toplumda kafa karışıklığı oluşmasına neden olan kişi ve gruplara kısaca “aşı karşıtı” diyoruz. Aşı karşıtlığı ne yazık ki son yıllarda giderek daha çok taraftar toplamaktadır. Geleneksel olarak modernleşmeye-bilimsel ilerlemeye karşı olan kesimler dışında, post-modern akımların etkisinde kalan daha eğitimli, kentli, çağdaş yaşam süren ve teknolojik gelişmeleri destekleyen toplum kesimlerinde de aşılar ve aşılanma konusunda soru işaretleri oluşmaktadır. Sosyal medya ve diğer iletişim mecralarının yaygınlık kazanması aşı karşıtlarına daha geniş kitlelere ulaşarak iddialarını dillendirme ve taraftar kitlesini genişletme şansı vermektedir. Kapitalist üretim biçiminin, düşünen-sorgulayan-araştıran “insan” yerine, sorgulamayan-inanan “tüketici” yetiştiren eğitim sisteminin insanları bilimsel düşünceden uzaklaştırarak metafizik ve akıl dışı düşüncelerin etkisine açık bırakıyor olması aşı karşıtlarının iddialarının yayılmasını kolaylaştıran bir diğer önemli etkendir.

Aşı karşıtlığının etkisini azaltabilmek, her fırsatta ve her ortamda bilimsel gerçekleri ortaya koymakla mümkündür. Aşı karşıtlarının dile getirdiği belli başlı beş iddia o iddialara yanıt niteliğindeki bilimsel gerçekler şöyle sıralanabilir:

1. Hastalıklar, sağlıklı yaşam koşulları ve temiz gıda/su temini sayesinde aşılamalardan önce ortadan kalkmaya başlamıştır.
Bu gibi ifadeler aşı karşıtı literatürde çok yaygındır, niyet aşıların gerekli olmadığını düşündürmektir. Daha iyi bir beslenme, temiz içme suyu, başta antibiyotikler olmak üzere tıbbi tedavilerin gelişmesi sağ kalım oranlarını artırmıştır. Daha az kalabalık ve sağlıklı yaşam koşulları hastalık bulaşmasını azaltmıştır. Bunlar doğrudur.

Ancak bir hastalığın görülme sıklığının yıllar içindeki değişimine bakıldığında aşıların ne kadar etkili olduğu şüphe götürmez bir şekilde görülür. Örneğin yıllar boyunca periyodik iniş çıkışlar olsa da kızamık görülme sıklığında gerçek kalıcı düşüş 1963’de kızamık aşı lisansının alınması ve kızamık aşısının yaygın kullanılmaya başlamasıyla örtüşmektedir. Çiçek hastalığının dünya üzerinden silinmesi aşı sayesinde olmuştur. Örnekler çoğaltılabilir…

2. Aşı olmaktansa hasta olmak daha iyidir; çünkü aşılar hastalığın kendisi kadar koruyucu değildir.
Her şeyin doğalının (“organik”) en iyisi olduğuna dair inanışın yaygınlaşması ile taraftar bulan bir iddiadır. Aşılanmak yerine hastalığın kendisini geçirerek bağışıklık kazanmanın ağır bedelleri olabilir: Kızamığa bağlı ensefalit, körlük ve ölüm, kızamıkçığa bağlı doğum kusurları, bakteriyel menenjit sonrasında zeka geriliği ve sinir hasarı, çocuk felci enfeksiyonundan sonra kalıcı felçler vb.

3. Küçük bir bebeğe çok sayıda aşı yapmak (çok ve çeşitli antijen vermek) bağışıklık sisteminin çalışmasını bozarak pek çok hastalığa yol açabilir.
Bu iddiayı dile getiren aşı karşıtları, aslında aşıya değil ama ilk iki yaşta bu kadar çok yapılmasına karşılarmış gibi konuşmaktadırlar. Oysa aşı hakkında ciddi soru işaretleri oluşturdukları gibi yine bilimsel olarak yanlış bir iddia öne sürmektedirler. Çünkü bebekler doğumdan itibaren her dakika çok sayıda yabancı antijenle karşılaşırlar. Annesinin vücudundan ve çevreden çok sayıda mikroorganizma bebeğin vücuduna yerleşir. Bebek ek gıda almaya başladığında ise gıdalarla çok sayıda mikroorganizma ve antijene maruz kalır. Geçirdiği nezle gibi enfeksiyonlar antijenik uyarıya sebep olur. Basit bir nezle 4-10 farklı antijen, beta enfeksiyonu 25-50 farklı antijenle karşılaşması demektir. Aşılarla verilen antijenlerin sayısı çocuğun karşılaştıklarının yanında karşılaştırılamayacak kadar az miktardadır. Aşılama doğadakinin aksine kontrollü bir antijenik uyarımdır. Bilimsel veriler aynı anda farklı aşılar yapmanın bağışıklık sistemi üzerinde olumsuz bir etkiye neden olmadığını ayrıca yan etkinin de artmadığını göstermektedir. Bu nedenle çok uzun yıllardır bebeklere çoklu aşılar uygulanmaktadır.

4. Anne sütü, içeriğindeki maddelerle bebeği enfeksiyonlardan korur. Bebeklere ilk iki yaşta çok sayıda aşı yapmaktansa iki yaşına kadar anne sütü vermek yeterlidir.
Bu iddia da bilimi alet ederek yalan söyleme taktiği ile üretilmiş iddialara tipik bir örnektir. Gerçekten anne sütünün enfeksiyonlardan koruduğu bilimsel bir gerçektir. Hatta hekimler anne sütünü bebeğin ilk aşısı olarak tanımlar ve bebeğin anne sütüyle beslenmesini teşvik ederler. Ancak aşılar olmadan tek başına anne sütü, kızamık, kızamıkçık, tetanoz, difteri gibi öldürücü hastalıklardan koruyamaz. Üstelik bu hastalıklar sadece yaşamın ilk iki yılında görülmezler, yani sadece çocukluk hastalığı değildirler. Aşılanmamış bir çocuk erişkin yaşa kadar bu hastalıklara yakalanmazsa mutlaka erişkin yaşta yakalanacaktır. Anne sütü tam bir koruma sağlamayacağı gibi kesilir kesilmez koruyucu etkisi de ortadan kalkar. Oysa aşıların etkisi (belli aşılarda ek dozlar yapılmak kaydıyla) ömür boyu devam eder.

5. Aşılar güvenli değildir pek çok aşının çok tehlikeli yan etkileri vardır.
Aşılar çok güvenlidirler. Lisanslı bir aşı, kullanım için onay almadan önce çok sayıda deneme aşaması boyunca titizlikle test edilir ve piyasaya çıktıktan sonra düzenli olarak yeniden değerlendirilir. Bilim insanları ayrıca, bir aşının olumsuz bir etkiye neden olabileceğine dair olası bir durum için çeşitli kaynaklardan gelen bilgileri sürekli olarak takip ederler. Çoğu aşı reaksiyonları, genellikle lokal ağrı veya hafif ateş gibi geçici reaksiyonlardır. Nadiren ciddi bir yan etki bildirilmesi durumunda bilimsel kurullar tarafından hemen ciddiyetle araştırılmaktadır.


Şu da bilinmelidir ki tıpta bir yöntemin güvenli olup olmadığına karar verirken o yöntem uygulanmadığında neler olacağına da bakılır. Elbette aşılanma çok nadir (kabaca yüz binde bir ile milyonda bir arasında bir olasılıkla) ciddi yan etkiye neden olabilir. Ancak aşılanmamak çok daha tehlikeli ve zararlıdır. Bebeklerde ishali önlemek için yeni geliştirilen Rotavirus aşısı ile ilgili olarak 4,5 milyon bebeğin 5 yıl boyunca izlenmesi ile elde edilen veriler de bunu destekler niteliktedir.

Aşılar her açıdan güvenlidirler. Hatta duş almaktan, yemek yemekten veya dışarda dolaşmaktan daha güvenlidirler. Çünkü sadece ABD’de her yıl 350 kişi duş veya banyo kazası nedeniyle, 200 kişi yemek yerken nefes borusuna kaçırarak, 40 kişi yıldırım çarpması ile hayatını kaybetmektedir.
Sonuç olarak;

Aşılar insanoğlunun sağlık alanındaki şüphesiz en değerli buluşudur. Bilimsel olarak aşılarla ilgili tartışılacak çok başlık olduğu ve bilim insanları arasında, bilimsel ortamlarda tartışıldığı doğrudur. Ancak bu tartışmalar sadece daha etkili, daha az yan etkisi olan daha ucuz ve pratik aşıların nasıl geliştirilebileceğine ve aşılanma oranlarının nasıl artırılabileceğine ilişkindir. Hiçbir bilimsel ortamda aşıların gerekli olup olmadığının tartışıldığını duyamazsınız. Aşıların, çağımızın üretim ilişkileri içinde, kapitalist sistemin işleyişine tabi olarak büyük şirketler tarafından üretilmesi, satılması ve kullanılması da aşılara karşı olmak için bir gerekçe olmamalıdır. Yapılması gereken, insanların aşı olmaması için değil, tam tersine, aşıların gelişmiş-gelişmemiş tüm ülkelere aynı miktarda ve kolaylıkla temin edilmesi, zengin-fakir herkese ücretsiz şekilde yapılması için mücadele etmektir. Aşılar bütün insanlık içindir.

Kaynakça:
Azap A. Aşı karşıtlarının iddiaları ve gerçekler. Bilim ve Gelecek Dergisi, Haziran 2015;172.
The Vaccine Handbook: A Practical Guide for Clinicians, 6E “The Purple Book”. Gary S. Marshall. Professional Communications, 2010.
Offit PA. Deadly Choices: How the anti-vaccine movements threatens us all. Basic Books, New York, 2012.
https://www.cdc.gov/vaccinesafety/concerns/sids.html
Gerber JS, Offit PA. Clinical Infectious Diseases 2009; 48:456–61
Azap A. Aşı Karşıtlığı Tüm Toplumun Sağlığını Tehdit Eder. Herkese Bilim ve Teknoloji, 22 Mart 2018.

En Çok Okunan Haberler