Asker Cengiz ve insan hakları

Hepiniz duymuşsunuzdur geçen hafta sonu Kuzey İrlanda’da öldürülen Cengiz Azimkar’ı. Londra’nın kuzeyinden, Woodgreen’den askere giden Cengiz hem iyi bir futbolcu hem de iyi bir insan olarak bilinirmiş. Birlikte öldürüldüğü arkadaşı Quinsey ile birlikte Afganistan’daki birliklere katılmak üzereymiş ısmarladığı pizzaları almak için üssün kapısına çıktığında. Cengiz’in annesi İngiltere’nin kuzey batısından babası ise Kuzey Kıbrıs’tan. Cengiz ve Quinsey’in öldürülmesinin birkaç gün ardından da bir polis pusuya düşürülerek öldürüldü Kuzey İrlanda’da.
İki olay da İrlanda Kurtuluş Ordusu uzantısı gruplarca üstlenildi. Ve tabii ki hükümet yetkilileri dünyanın her yerinde olduğu gibi bir avuç terörist ve hainlerden bahsettiler. Bu açıklamalar ve  Kuzey İrlanda’daki askeri üssün komutanının sözlerine dikkat çekmek istiyorum. Askerlere hesap sormak her zaman ve her yerde bulunan bir lüks değil malumunuz. Burada bir parantez açalım, çünkü biraz protesto etmek mümkün.
Nitekim salı günü Irak’tan dönen 200 kadar askerin Luton’da yaptığı eve hoşgeldiniz tören yürüyüşü ‘katiller, Basra katilleri’ vb sloganlarla protesto edildi. İki kişi gözaltına alındı. Büyük oranda Müslümanın yaşadığı (yüzde 20 kadar) bir kente gelip Irak’taki savaşı kutlamak iğrenç yönünde açıklamalar yapan Luton protestocuları, kendisi de Asyalı Müslüman olan Adalet Bakanı Şahit Malik ayıpladı.
Bunu bir kenara bırakalım her zaman bir azınlık kökenli bakan bulunup bu konuşmalar yapılır nasıl olsa. Üssün komutanı iki askerin ölümünden sonra yaptığı basın açıklamasında önce saldırının ‘unprovoked’ yani kışkırtılmamış olduğunu söyledi. Kuzey İrlanda’daki Birleşik Krallık askeri varlığı düşünülürse, tamamen tartışmaya açık bir durum. Bush’a ayakkabı atan Iraklı gazeteci için de ‘unprovoked’ mu diyeceğiz; ya da Filistinlilere? Ya da ABD ordusu ve İsrail ordusunun varlığı daha mı tahrik edici? Sözün özü şu ki ‘Gerçek IRA’hiçsebep yokken saldırmış ve Afganistan’a göderilecek iki genç askeri öldürmüş? (İngiliz ordusunda öldürülünce şehit sayılıyor bilemiyorum).
Komutan’ın basın toplantısında sorulan sorular karşısında gazetecilere ‘benim işime burnunuzu sokmayın’ kıvamında cevapları çarpıcıydı. Güvenlik ve ulusal güvenlik meselesi pek bir yüceltildiği için ona dair herhangi bir sorgulama da bertaraf edilmiş oluyor. Dolayısıyla bu askerlerin ölmemesi için gerekli önlemler alınmışmıydı ya da alınan önlemleri gözden geçirmeyi düşünüyor musunuz? Sorusunu yanıtı da bu benim işim; herkes işine baksın olabiliyor. Halbuki risk ve sorumluluk düzeyleri farklı da olsa bu da bir kamu hizmeti ve şeffaf olunmasında hiçbir zarar yok. Birgün çıkıp maliye bakanı da işime burnunuzu sokmayın diyebilir.
Bu hafta tarihsel bir dava da gündemde: Askerlerin insan hakları davası! Kara kuvvetlerinde görevli bir er olan Jason Smith, Irak’ta kalp krizinden ölmüş ve ailesi adli inceleme talebinde bulunmuş ve yüksek mahkemeye taşınmıştı. Yüksek Mahkeme ordunun üsler ve üs dışı alanlar (savaş alanları) ayrımını reddederek talebi olumlu buldu. Ancak Savunma Bakanlığı kararı temyiz etti.
Eşitlik ve İnsan Hakları Komitesi de en temel insan hakkı olan yaşam hakkının üslerde ve üsler dışındaki tüm ordu mensuplarına eşit olarak uygulanması gerektiği ve ordunun bunları korumak için her türlü tedbiri alması gerektiği yönünde müdahil oldu. Ordu, üsler dışında bunun uygulanamayacağını savunuyor. Davanın arkasında İngiliz ordusunun Afganistan ve Irak’ta çeşitli kereler arızalı ve eski teçhizat, bozuk silahlar vs gibi basit tedbirsizlikler sonucu verdiği kayıplar var. Ancak dava hesap verilebilirlik açısından önemli. Çünkü eğer insan haklarının savaş alanlarını da kapsadığı kabul edilirse bu çeşitli savaşlarda ölmüş ya da yaralanmış askerlerin ve ailelerinin mahkemeye başvurabileceği anlamına geliyor. Dolayısıyla da bugüne kadar görmediğimiz, duymadığımız pekçok detay ortaya çıkabilir ve istemeyerek de olsa daha net bir hesap verilebilirlik kurulabilir. Bu insan hakları kaygısıyla değilse bile olası çok büyük tazminat talepleri nedeniyle çok mümkün.
Eğer temyiz reddedilirse, Savunma Bakanlığı yurtdışında görev yapan askerlere daha sıkı koruma sağlamak zorunda kalacak ve daha da önemlisi ölen askerlerin ailelelerine ve dostlarına tam olarak ne olduğu ve nasıl öldüğü bilgisinin verilmesi gerekecek. Yani eğitim zaiyatı ya da çatışmada kaybettik deyip geçilemeyecek. Daha çok soru daha çok (doğru) cevap.

En Çok Okunan Haberler
  • “Negri,Agnoli ve Anti-Parlamentarizm” başlıklı yazımda (BirGün, 13 Eylül 2011) çok kısa da olsa Agnoli’nin devlet ve
  • Biraz da dilden konuşalım... Bıkkınlık veren “siyasal gündem”den başımızı kaldırıp “Dil
  • Türkiyeli öğretmenlerin bir ‘Öğretmenler Günü’ bile yoktu, ama  mangal gibi
  • Atıf Yılmaz’ın Osman Şahin öyküsünden uyarladığı Adak’ın (1979) başında, köylü karakterlerden birinin röportaj sırasında