Avukatı, Erdal Eren’i anlatıyor: Yürüdü, gitti çocuk...

NURCAN GÖKDEMİR nurcangokdemir@birgun.net

Türkiye’de ve dünyada yürütülen tüm çabalara karşın Erdal Eren, 13 Aralık 1980 gecesi Ankara Merkez Cezaevi’nde darağacına çıkartıldı. İnfazını cellada bırakmayan Erdal, tabureye kendisi vurarak yaşama veda etti.
13 Aralık günü Erdal’ın asılmasını protesto etmek için pankart asmak isteyen 17 yaşındaki Ercan Koca da işkence sonucu öldürüldü.
Erdal’ın sözde yargılanması ve infazının tanığı olan, daha sonra avukatlık görevini yaptığı için altı ay hapis cezasına çarptırılan Avukat Nihat Toktay, şimdi Aydın’da yaşıyor. Avukat Toktay, “Hukuk tarihinin kara lekesi’’ dediği sözde yargılama sürecini ayrıntılarıyla anlatırken infaz gecesini konuşmakta zorlanıyor. İnfazın acısını ilk günkü gibi yaşayan Toktay, “Yürüdü gitti çocuk” demekle yetiniyor.
Toktay, darbe lideri Kenan Evren’in “Asmayalım da besleyelim mi” dediği Erdal Eren’in hukuk garabeti olan yargılama sürecini BirGün’e anlattı.


'Yeniden doğmak'
>> Erdal Eren’in idamının 34’üncü yılı. Sürecin en yakın tanığısınız, son anında yanında bulundunuz…
Kimi ölümler vardır, sadece, ağlanır, ağıtlar yakılır. En yakınları tarafından paylaşılır acıları. Kimi ölümler ise bugüne, yakın tarihe taşınmaktadır. Ardından sadece gözyaşı dökmek ayıptır. Daha fazlasını yapmayı dayatır insana. Bu ölümler, öldürenler tarafından pek hesaplanmayan bazı sonuçlar doğurur, yeniden doğmak gibi. Binlerce, milyonlarca insana mal olmak gibi… İşte bu tür ölümler yeniden doğmaktır. Bir başka anlamda hesaplanamayan en önemli yanı da budur gidişlerinin. O bir gidiştir, ama yitiş değildir.

'Hepsi öldürüldü'
>> Sinan, Zekeriya, Erdal ve sonunda da Ercan, ikisi 17 yaşında dört genç... Ölümleri ile biten bu süreç nasıl başladı?
Ankara’nın buzlu soğuk ve hava kirliliğinin yoğun olduğu 1980 yılının Ocak ayında Aşağı Ayrancı ve Yukarı Ayrancı semtlerinin birleştiği bölgede Ankara Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği üyesi ve ODTÜ öğrencisi Sinan Suner, gece arkadaşları ile duvarlara Sovyetlerin Afganistan'a yönelik tutumunu kınayan yazılar yazarken, dönemin MHP’li bakanı Cengiz Gökçek’in koruması olan polis Süleyman Ezendemir, gençlerin üzerine ateş açar. Bu ateş sonucu Sinan Suner karnından vurulur. Sinan yaralı olarak gözaltına alınır, iki saate yakın Dikmen Karakolu'nda tutulduktan sonra hastaneye sevk edilir. Sinan kan kaybından yolda ölür, açıkçası öldürülür.
Arkadaşları, yoldaşları 2 Şubat’ta olayın olduğu bölgede korsan gösteri düzenler. Erdal Eren’in de aralarında bulunduğu 3 bini aşkın genç olayı sloganlarla ve Sinan’ın resimlerini taşıyarak protesto eder. Kısa süren gösteri bitip kitle dağılırken olaya bir inzibat timi hiçbir ihtarda bulunmadan katılıp kitlenin üzerine ateş açar. (Timin başında Ömer Kılıç isimli bir asteğmen bulunmaktadır. Mesleği polis olan bu kişi sonradan emniyet müdürü olup emekli olmuştur.) Kitlenin içinden de ateşe karşılık verilir, çatışma başlar. Çatışmada Zekeriya Önge isimli bir er sırtından vurularak ölür. Asker ve polis, yakaladıkları bütün gençleri gözaltına alır. Erdal Eren de silahı ile birlikte yakalananlar arasındadır, ölüm zorla üzerine yıkılmak istenir. Emniyet’te akıl almaz ağır işkencelere maruz kalır. Necdet Adalı’nın idam hükmünü veren askeri yargıç Albay Hamdi Sevinç’in huzuruna tutuklama istemi ile çıkartılır. Hamdi Sevinç bir söyleşide “….polisten sonra ilk sorgusu için bana getirdiler, işkenceden perişan haldeydi, elleri bile tutmuyordu” der. Erdal’ın elini tutarak ifadesini imzalatır.
Askeri savcılık kısa süre içinde “idam” istemiyle davayı açar. 13 Şubat’taki ilk duruşmadan sonra 19 Mart’ta Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi Erdal Eren’i idama mahkûm eder. Dosya Askeri Yargıtay’a gider. Askeri Yargıtay 3.Ceza Dairesi Erdal’la ilgili kararı iki defa bozar. İki defa da Yargıtay Askeri Başsavcılığı karara itiraz eder, dosya Askeri Yargıtay Daireler Kurulu’nda oy çokluğuyla bozularak Yargıtay 3. Ceza Dairesinin bozma kararı ortadan kaldırılarak idam onanır. 12 Eylül faşist darbesi ile TBMM ortadan kaldırıldığı için karar 5’li faşist cunta tarafından onanır. Erdal, 13 Aralık 1980 gecesi idam edilerek katledilir.
Erdal Eren’i faşist cuntanın elinden kurtarmak için, Türkiye ve dünyanın çeşitli ülkelerinde kampanyalar açılır. DTCF 1’inci sınıf öğrencisi Ercan Koca, afiş asarken yakalanır, aldığı ağır darbeler sonucu beyin kanamasından ölür, yani o da öldürülür.


'Bugün gibi...'
>> İdam kararının baştan verildiği bir sözde yargılama sürecinin yaşandığı biliniyor.
Erdal Eren davası da diğer siyasi davalar gibi hukuk tarihinde kara bir leke olarak durmaktadır. Nedeni ise 12 Eylül yargılamalarıdır.
Hukukun hemen tüm temel ilkeleri bir yana bırakılarak yapılmış yargılamalardır. Bugünün özel yetkili mahkemelerindeki yargılamalar gibi.
Mahkemeler suçların işlenmesinden sonra kurulmuş, yargıçlar özel olarak seçilmiştir.
İşkence ile alınan ve imzalatılan ifadeler doğru kabul edilerek mahkûmiyet kararları verilmiştir. Bu kanıtlarla verilen idam cezaları “topluma gözdağı vermek adına” infaz edilmiştir.
İşkence bu dönemde kurumsallaşmış, işkencede 171 kişi hayatını kaybetmiş, binlerce kişi sakat kalmıştır.
Askeri cezaevlerinde, avukatların sanıkları ile görüşmelerine, dosya fotokopilerini almalarına izin verilmemiş, savunmaları askerler ve gardiyanlar yırtarak yok etmiştir. Sanıklar yokluklarında ağır cezalara çarptırılmıştır.
Erdal Eren de mahkemeye sunduğu savunma dilekçesinde “Türkiye’de ve dünyada eşi görülmemiş bir yargılama usulü ile karşı karşıyayız. Bu davanın bu kadar hızlı sonuçlandırılmak istenmesi, yukarıdan gelen emirlerle çoktan verilmiş bir kararın formalitesinin yerine getirildiğini gösterir. Benim hakkımdaki kararın üst düzeydeki sıkıyönetim paşaları tarafından verildiği o kadar açıktır ki, normal hukuk kuralları dahi ayaklar altına alınmıştır” demektedir.

***

Dava süreci utanç verici

>> Erdal’ın yargılanmasında neler yapılmadı?
Erdal Eren’in yaşı tam teşhis edilmemiştir. Dava dosyasında iki mermi çekirdeği mevcuttur. Bunlardan birisinin üzerinde kan ve kemik parçaları bulunmaktadır, canlı bir vücuttan çıkmıştır. Fakat hangi vücuttan çıktığı belli değildir. Çekirdeğin üzerindeki kan gurubu ile maktulün kan gurubunun uyup uymadığı, silahların balistik incelenmesi yapılmamıştır. Görgü tanıkları ile birlikte sanığın da katılımıyla olay yerinde keşif yapılmamıştır.
Otopsi tutanağında kurşun giriş deliğinin çapının 11 mm olduğu belirtilmektedir. 7,65 mm çaplı bir tabanca mermisinin vücutta bu genişlikte bir delik meydana getirip getirmeyeceği bilirkişilerden sorulmadı. 7,65 mm çaplı bir tabanca mermisinin 11 mm çapında bir giriş deliği açması mümkün değildir. Yalnız askerlerin kullandığı Thompsonların mermilerinin çapı 11,43 mm’dir.
İşte Erdal Eren böyle hukuka aykırı bir kararla idam edilmiştir. Zaten Erdal da mahkemeye sunduğu savunma dilekçesinde, “Bütün devrimcileri ve onların bir parçası olan beni aldığınız emirlere uygun yargılayabilir ve ölüm cezası verebilirsiniz. Fakat bu ilelebet sürmeyecektir. Bir gün sizin yerinize halkımız olacak, sizi ve koruduğunuz düzeni yargılayacak, doğru kararı verecektir” demektedir.

***

‘Babası büyük yazdırmış’
>> Erdal Eren’in yaşının 18’den büyük olduğu da iddia edildi. Bu iddiaya ne diyorsunuz?
Dosyadaki belgelere göre doğumu 25 Eylül 1961, evde doğmuştur. Nüfus kaydı memleketi Şebinkarahisar’dan telgrafla sorulmuştur. Telgrafta ne bir imza ne de tanık olabilecek bir isim vardır. Babası Ahmet Eren, Erdal dünyaya geldiğinde Şebinkarahisar kazasının bir dağ köyünde öğretmendir. Okulların açık olması ve ulaşım güçlüğü nedeniyle öğretmen babanın şehre inip nüfusa yazdırması mümkün olmamıştır. Şehre indiğinde oğlunu okula ve askere erken gitmesi için 6 ay kadar büyük yazdırmıştır. Erdal Eren’in doğumu 1962 Mart ayıdır.
Yargıtay kararlarına göre ceza davasında yaş konusunda itirazlar varsa kemik grafilerinin çekilmesi, sonra anne-babanın dinlenmesi gerekmektedir. Ayrıca dosyanın adli tıbba gönderilerek yaşının tespiti gereklidir. Sıkıyönetim 1 No’lu Askeri Mahkemesi bu talebimizi, “Sanığın dış görünümü ve tahsil durumu dikkate alındığında” gerekçesi ile reddetmiştir, yaşı konusunda tek bir işlem yapılmamıştır.

En Çok Okunan Haberler