Az mıyız çok muyuz?

Şeker fabrikalarının satılması, toplumda AKP karşıtlığını artırıyor mu? CHP’lilerin kendilerini fabrika kapılarına zincirlemelerine bakılırsa muhalefetin böyle bir umudu olduğu kesin. Fabrikaların satılmasına karşı çıkarlarsa o bölgelerde oylarını artıracaklarını hesaplıyor olmalılar.

Muhalefetin akıl yürütmesinin doğal sonucu aynı akla AKP’nin de sahip olmasını gerektiriyor. Şeker fabrikalarının olduğu yerlerde AKP’nin oyları çok yüksek. Olağan koşullarda AKP’nin de satışların oylarına olumsuz etkisi olacağını hesaplaması ve en azından seçime gidilen bu dönemde satış yapmamaları beklenirdi.

CHP Genel Başkanı’nın bile diline dolanan bu mantığın sonucu, “Hâlâ AKP’ye oy verenlere, Allahınızdan bulun” demekten öteye gidemiyor. Sosyal medyaya bakın, döviz kuru artışları seçmene yönelik aşağılayıcı, alay eden ifadelerle karşılanıyor.

Siyaset böylesi bir ‘akıl matematiği’ olsaydı, AKP daha 2007 seçimlerinde, hadi bilemediniz 2011’de iktidarı çoktan kaybetmiş olmalıydı. Tekel özelleştirmeleri de benzer bir süreçti ama olmadı. Çok daha yakın bir örnek, Soma katliamı da AKP oylarına (Soma bölgesinde bile) olumsuz bir etkide bulunmadı!

Derdim, “seçmen, kararını akla dayanarak vermiyor; duygu siyaseti yapılmalı” demek değil. “Her toplum hak ettiği yöneticilerle yönetilir” gibi kaderci bir teslimiyetçilik saptamasına takılıp kalmak da değil.

Siyaset yapmak, var olanı değiştirmeye yönelik bir eylem her şeyden önce. Verili olanı değiştirecek iradeyi eyleme dökmek.

AKP ne yaparsa yapsın toplum ona oy vermekten vazgeçmiyor mu; yoksa hiçbir şey yapılmadığı halde 15 yıla rağmen hâlâ ve giderek artan oranda nüfusun yüzde 50’si AKP’ye teslim olmuyor mu?

AKP, kendisi için 20 yıl boyunca bütün ideolojik, politik koşulları (milliyetçilik, dincilik) hazırlayan, ekonomik yapıyı değiştiren (Özal liberalizmi) 12 Eylül Darbesi’nin mirasını, 15 yıldır hiçbir hukuki, ahlaki ilkeyi önemsemeden tepe tepe kullanmasına rağmen, hâlâ toplumun yarısını ikna bile edememiş durumda.

Öyle ki artık OHAL koşulları olmadan yönetemez hale geldi. OHAL de ancak geçmişin sıkıyönetim dönemlerinden daha da ağır hukuksuzluklarla yürütülebiliyor. AKP, baskıyı birazcık gevşetmeye kalksa patlayacak bir toplumu denetlemeye çalıştığının farkında.

Şeker fabrikalarına dönelim. AKP, bu fabrikaların satılmasından mağdur olacak diyelim yüz bin kişinin kendisine oy vermemesini göze alıyor. Fabrikalar satıldığı için işsizleşecek insanlar yüzünden ekonomisi bozulacak bölgelerdeki insanların AKP’ye oy vermekten vazgeçemeyeceklerine ise emin. Hele fabrika bölgeleri dışındaki insanların satışların kendi hayatlarına da zarar vereceği bağını kurmayacaklarından adı gibi emin!

İnsanlar ‘aptal’ oldukları için mi bu ilişkiyi kuramıyorlar? Yoksa bu ilişkiyi kursalar bile var olanı değiştirecek gücün kendi ellerinde olmadığına mı inanıyorlar? Acaba, onlara, “başka türlü yaşamak mümkün, başka türlü yönetilmek mümkün” fikrini aşılayabilecek bir siyasi irade olsa ne yaparlar?

Fabrika kapısına kendisini zincirleyerek, kapının üzerinden atlamaya kalkarak ve bu haliyle hiçbir şeyi beceremediğini cümle aleme kanıtlayarak mı bu siyasi irade kendisini gösterecek? Bu haliyle aslında çok olanı, nasıl olduğundan daha az ve güçsüz olduğuna ikna ediyor olabilir mi?

Az olanın kendisini çok diye yutturduğu, çok olanın ise çokluğunun bilincine varmasını sağlayacak bir siyasi iradeden yoksun olduğu yönetim biçimine zora dayalı diktatörlük deniyor galiba…

En Çok Okunan Haberler