Bakanların Türkçesi böyleyse…

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun dili de son dönemde Saray’ın “yüksek frekans”ına uyum sağlamış görünüyor. Çavuşoğlu, açıklamalarını hep sert tonda ve yüksek perdeden yapıyor...

Bilmiyorum, diplomaside sesinizi yükselttiğinizde daha etkili ya da haklı mı oluyorsunuz?

Dış politikada son yıllardaki yalnızlığımıza bakarsanız, bunun pek de işe yaramadığı anlaşılır.

Neyse, bizim konumuz şimdi dış politika değil Türkçe. Mevlüt Çavuşoğlu’nun bir açıklaması, bana bu açıdan da hayli sorunlu göründü. Bakan, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Suriye’ye (Menbiç’e) asker göndereceğini söylemesini eleştirirken, Fransa’nın bu tavrını “Sonuçta bir netice almak değil de ‘ben de varım’ deme çabası” olarak nitelemiş.

Çok merak ediyorum: Öz Türkçe “sonuç” ile aynı anlamdaki Arapça “netice”yi bir arada kullanan Dışişleri Bakanı’nın bu sözleri Fransızcaya nasıl çevrildi acaba?

Birden anımsadım! Hükümetin bir başka “güzide” Bakanı Bekir Bozdağ da bir dönem içlidışlı oldukları Fethullah Gülen için şöyle demişti:

“Fethullah Gülen, bu ülkenin yetiştirdiği değerli bir kıymettir.”

“Değerli kıymet” sözü de tıpkı “sonuçta bir netice” gibi, Türkçeye “Bakan ağzıyla” kıymanın parlak örneklerinden biri olarak her zaman acı bir gülümsemeyle anımsanacaktır!

•••

“Duruş yapacak duraklar”
Şimdilerde yüklemleri ada dönüştürüp sonuna “yapmak” sözcüğünü ekleyerek tümce kurmak çok yaygınlaştı.
İniş yapıyoruz, biniş yapıyoruz, kalkış yapıyoruz!...

TCDD de bu modaya uymuş olmalı ki Yüksek Hızlı Tren’in Ankara-Konya arasındaki durakları için şöyle bir duyuru levhası yapmış:

“Trenin duruş yapacağı istasyonlar: Lale-Polatlı”

Yalnız bakanlar değil, kamu kurumları da Türkçe konusunda özensiz.

Sanki “trenin duracağı istasyonlar” deseler süsleri bozulur!

•••
O pazarda bit satılmıyor!
Türkçenin en sıkıntılı konularından biri de bileşik sözcüklerin yazımıyla ilgili karmaşadır.
Çoğu zaman hangi sözcüğün bitişik, hangi sözcüğün ayrı yazılacağı konusunda duraksama yaşıyoruz.

Bu konuyu ileride daha ayrıntılı biçimde ele almak istiyorum.

Konunun sanıldığından daha önemli olduğunu göstermek için bugün küçük bir örnek vermek istiyorum.

Kimileri “bitpazarı” sözcüğünü “bit pazarı” diye ayrı yazıyor.

Böyle durumlarda şakayla karışık şöyle diyorum:

“Bit pazarı değil bitpazarı: Çünkü o pazarda bit satılmıyor!”

•••

Hangi sözcük kimin?
Dildeki özleşmenin öncülerinden Nurullah Ataç, bugün kullandığımız pek çok sözcüğü türeten kişidir. İşte onun dilimize kazandırdığı öz Türkçe sözcüklerden birkaçı:

anlatı, “akım”, “anı”, “andaç”, “asalak”, ayrıcalık, “ayrıntı”, “bağnaz”, “beğeni”, “bellek”, “bilim”, bilinç, “birey”, “çeviri”, “çevirmen”, değinmek, doğa, “doğal”, “eleştiri”, “eleştirmen”, “etkinlik”, “ezgi”, gereksinme, giz, “günce”, “ilginç”, “ilke”, “izlenim”, kez,“koşul”,“kural”, kuram,“olanak”,“olasılık”, “olay”, öge, “örneğin”, öykü, öykünmek, özellik, özgün, sav, “somut”, sorun, “soyut”, söyleşi, “tanım”, “tepki”, tümce, “uyak”, uygar, uyum, uzman, “yapım, yapıt, yöresel vb.
Bu akım elbette Nurullah Ataç’la sınırlı kalmadı. Onun açtığı yoldan ilerleyen başka değerli yazarlar ve aydınlar da Türkçenin yabancı sözcüklerden arındırılması çabasına kendi üretimleriyle katkıda bulundular. Birkaç örnek de onlardan verelim:

Cevdet Kudret Solok: “Tilcik” yerine “sözcük” önerisi ondan geldi ve yaygınlaştı. “Mesela” yerine önerdiği “sözgelişi” de tuttu.

Melih Cevdet Anday: yonut (heykel), yonutçu (heykeltıraş). (Bugün daha çok “yonut” sözcüğü kullanılıyor.)

Ömer Asım Aksoy: gensoru, tekel, sıkıyönetim.

Emin Özdemir: alıntı, sözel, seçenek, yineleme, bilgisayar (Aydın Köksal’la birlikte)

Aziz Nesin: Gülmece (mizah), gülüt (fıkra).

Yusuf Çotuksöken: tümtanı (çekap), depremdalga (tsunami).

Ahmet Kocaman: Eşdizimlilik, örnekseme.

Fakir Baykurt: varsıl (zengin).

Tahsin Yücel: Köşemen (köşeyazarı).

Bedia Akarsu: istenç (irade).

Nermin Abadan Unat: “kamuoyu” (efkârıumumiye).

Kemal Kurdaş: yatırım (plasman)

Türk diline emek veren herkese selam olsun!

En Çok Okunan Haberler