Başbakanlar sevme objesi değildir

Çatışmalı bir seçim dönemi daha geride kaldı. Meğer ki hasımlaşma değil helalleşmek içinmiş bütün o küfürler, şarkılar, laf atmalar. Helalleşme uzmanı değilim ama bildiğim kadarıyla bu iş topyekün olan bir şey öyle şunları dışarda bıraktım bunlarla helalleşiyorum diyerek seçmeci olmaması lazım. Türk dil kurumu sözlüğü “dargın ayrılmayalım” manasında bir açıklama veriyor kelime için. Neyse bir tuhaf durum.

Hafta içinde İngiltere’de bir hastaneden görüntüler bütün televizyonlara yansıdı. Medyanın bu kadar ilgi göstermesinin hellaleşen başbakanla ilgisi olse gerek. Hiç yorumsuz da verilebilirdi bu görüntüler ve anlamak isteyen istemeyen herkes anlardı mesajın kime ve neye gittiğini.

Akp iktidarı ve tek adam güçlendikçe daha bir espri ve eleştiri kaldıramaz hale geliyor. Balkonda ve balkon altında yapılan konuşmalar hep bunu işaret ediyor. Ama hem demokrasiden bahsedip hem de önüne gelene gayet eli bol biçimde hakaret davası açmanın demokrasi ile ilgisi olmadığı açık. Yani en azından demokratik ülkeler diye bildiğimiz memleketlerde pek böyle şeyler olmuyor. Örneğin ben İngiltere başbakanının kimseye benimle dalga geçtiniz diye dava açtığını hatırlamıyorum. Beni eleştirdiniz hiçi iyi şeyleri yazmıyorsunuz diye kanal kanal dolaşıp ağlaşan bir başbakan ya da bakan da hatırlamıyorum. Bilen duyan varsa anlatsın, hatırlatsın.

Başbakan Cameron ve conlib yardımcısı Clegg geçen hafta bir hastane ziyaretiyle NHS’in (İngiliz ulusal sağlık hizmetleri ya da İngiliz SGK’sı diyebiliriz) nasıl ırzına geçeceklerini, pardon yani nasıl reforme edeceklerini anlatmak istediler. Aslında bu toplumda ev sağlık kurumunda reformlara karşı direnişlerin başarılı olduğunun gösteren de bir adımdı. Çünkü Cameron hükümetin reformlar konusundaki U-dönüşünü açıklamak üzere gitmişti o hastaneye.

Kıdemli ortopedi cerrahı Mr Nunn hem gazetecilere hem de başbakan ve yardımcısına bağırarak buranın sorumlusu benim siz hangi hakla hijyen kurallarını hiçe sayar ve buraya bu şekilde girersiniz diye söylendi. Bunun üzerine Başbakan ve yardımcısı ve peşlerindeki gazeteci ve kameramanlar hızla odayı boşaltıp olay mahallini terkettiler.

Gayet medeni değil mi? Başbakan hatasını anlıyor, özür diliyor ve itaat ediyor. Çok iyi planlamış bir pazarlama fırsatı da yok oluyor. İşin içinde madi kayıp da var yani. Ama kimse ne olacak o doktora şimdi, acaba İskoçya’nın derinliklerine sürgüne gönderilecek mi? diye düşünmüyor. Herhalde bu İngilizler çok saflar.

Halbuki aynı şey bizim gariban Freelonya’da olsaydı başına gelmedik kalmazdı bu ortopedik cerrahın. Öncelikle sağlık bakanımız onu hemen kızağa alır ve hastanenin başhekimine de on-the-spot kalorifere yapışma cezası verebilirdi. Ardından doktor kardeş eşkıya ilan edilip Hope hastanesine sürülebilirdi. Hatta terfi dondurulması ve maaş cezası da verilebilirdi. Neden olmasın biraz daha ileri gidip gayet normal olarak bu cerraha hapis cezası da verilebilirdi. Sonuçta devlet büyüklerine hakaret önemli bir suç Freelonya’da.

Bu da yetmez. Freelonyalıların facebook ve benzeri sosyal paylaşım sitelerinde bu olayın videolarını paylaşanları da cezalandırmak gerekir. Bu konuda en büyük görev de ihbarperver Freelonyalılara düşüyor. Freelonyalıların bu konuda Türk kardeşlerinden öğreneceği çok şey var.

Örneğin geçenlerde Ağrı’da bir emniyet amiri, Gülsüm Gültepe facebooktaki bir grupta Başbakanı hintli kılığında gösteren fotoğrafı kendi sayfasında paylaşmış ve bazı meslektaşları da ihbarda bulunmuş. İşte tüm dünyanın ve Freelonyalıların örnek alması gereken davranış, milli duruş! Başsavcılıkta hemen olayın peşine düşüp Gülsüm hanıma “devlet büyüklerine hakaret” suçundan adli soruşturma başlatmış.

Olay traji komik. Facebook denilen şey kamusal değil özel. Orada insanlar eşiyle dostuyla birşeyler paylaşıyorlar. Eğer meslektaşları Gülsüm hanımın paylaştıklarını sevmiyorlarsa arkadaş listesinden çıkarırlar o kadar. Gerisi işgüzarlığa girer.

Zurnanın zırt dediği yer de burası. Nereden edinildiyse iktidar partisinde, bakanlarında, tek adamda ve bunlara oy verenlerin destekleyenlerin önemli bir kısımında belli ki “başbakanlar sevilir” yönünde derin bir inanç oluşmuş.

Başbakan kendisine eleştirenlere açtığı davaların sadece bir kısmını geri çekmiş. Hiç yoktan iyidir. Yoksa mal beyanı tazminat davalarından aldığı paralardan oluşan ilk başbakan olarak tarihe bile geçebilir mazallah ki bu ülkemiz için zaten uzun olan ayıplar listesine eklenir.

Şimdi illa ki helalleşmek isteniyorsa bu ihbarperver millete ve onun savcılarına da bir çağrıda bulunmalı başbakan ve kabinesi. Böyle saçma sapan davalar açılmamalı, açılamamalı.

O zaman bunlara bir çift sözümüz olsun: başbakanlar sevme nesnesi değildir. O sadece “başbakanını seven çocuk” adlı karikatürde vardır orada da neden vardır malumunuz.

 

 
En Çok Okunan Haberler
  • Geçenlerde bir gazetede DEHB tedavisinde kullanılan ilaçların bir yılda yüzbinlerce kutu yazıldığına (aşırı kullanıldığına)
  • Habertürk kanalının Genel Yayın Yönetmeni, TV programcısı ve Habertürk gazetesi köşe yazarı Yiğit Bulut’un kovulmasıyla...
  • İçerdekiler için bir tutkudur, firar etmek. Daha çok idamlıkların, müebbetliklerin hakkı gibi dursa da, üç-beş ay yatacakların
  • “İçeride devlet bakıyor” denir hep. Mahpuslara elektrik faturalarının bile ödetildiği bilinmez.