Bayram ve gazetecinin dinlenme hakkı...

Bugün bayram…
Ama ortalık kan revan!
Kafkaslar barut fıçısı gibi…
Ortadoğu alev alev yanıyor...
IŞİD denen köktendinci terör örgütü, Irak’ta İslam adına vahşet sahneleri sergiliyor…
Türkiye Cumhuriyeti’nin Musul Konsolosluğu çalışanları, aylardır bu örgütün elinde rehin! Gözü yaşlı 49 ailenin evinde bugün bayram değil yas var!
Gazze’de okullar, hastaneler bombalanıyor; deniz kıyısında oyun oynayan masum çocuklar bile acımasızca katlediliyor…
Çevremizde bunlar yaşanırken “bayram” kutlamak olanaklı mı?
“Bayram gelmiş neyime / Kan damlar yüreğime…”

• • •

Dinsel bayramların son yıllarda basın emekçileri açısından yol açtığı bir olumsuzluğa da yeri gelmişken değinmek istiyorum…
BirGün’de bu konuyu daha önce sevgili arkadaşım Aziz Çelik de dillendirmiş, hatta dinsel bayramlarda gazetemizin yayımlanmamasını önermiş, ancak “mevzuat hazretleri”nin böyle bir durumda gazeteyi kimi maddi yaptırımlarla karşı karşıya bırakacağını görünce ısrarından vazgeçmişti.
Gazetecilerin dinlenme hakkını ve buna bağlı olarak “Bayram Gazetesi” konusunu yıllar önce gündeme taşımıştım.
30 Temmuz 1997 tarihli Siyah Beyaz gazetesinin “Üçüncü Göz” köşesinde dile getirdiğim görüşler -aradan geçen 17 yıla karşın- hâlâ güncelliğini koruyor. Konunun tarihçesini ve değişik boyutlarını, o yazıdan kimi bölümler aktararak, hem kamuoyuna, hem genç meslektaşlarıma anımsatmak istiyorum…


DİNLENME HAKKI
“Gazetecilerin dinsel bayramlarda birkaç gün ‘ara dinlence’ yapmalarına olanak veren yasa hükmünün Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmesinden sonra, bizim mesleğin ‘parya’ları, tatili ancak düşlerinde görmeye başladılar!
Böylece, dur durak demeden, gece gündüz haber peşinde koşan, bu arada mafya kurşunlarına hedef olan, trafik kazalarında yaşamlarını yitiren, bileklerine kelepçe vurulan, Tansu Çiller ve Necmettin Erbakan amigolarının saldırısına uğrayan basın emekçilerine, yılda birkaç günlük dinlence çok görüldü!
Anayasa Mahkemesi; kararını ‘laiklik’ ve ‘insanların haber alma hakkı’ gibi gerekçelere dayandırırken, Anayasa’da çalışanlara temel bir hak olarak tanınan ‘dinlenme hakkı’nı nedense görmezlikten geldi!
Üyesi bulunduğumuz Çağdaş Gazeteciler Derneği de, ne yazık ki bu eyleme etkin biçimde destek verdi.
Akıl alacak gibi değil ama gerçek!
ÇGD’nin o günkü yönetimi, önceden hazırlanmış senaryo gereği, Bursa’nın bir ilçesinde, -yasak olmasına karşın- bayram günü ‘danışıklı’ biçimde gazete çıkardı ve bu avuç içi kadar gazeteyi Cumhuriyet Savcılığı’na ‘ihbar’ ederek, kendisi hakkında ‘suç duyurusu’nda bulundu!
Amaç, yasayı bilerek ‘ihlal etmek’ ve böylece konunun Anayasa Mahkemesi’ne götürülmesini sağlamaktı!
Senaryo başarıyla uygulandı ve dinsel bayramlarda yalnızca basın kuruluşlarına gazete çıkarma hakkı tanıyan yasa maddesi iptal edildi.
Böylece, bayramlarda gazete çıkarma olanağı, kartelci medyanın eline geçti.
Çağdaş Gazeteciler Derneği ise, bu ‘operasyon’da aktif rol üstlenerek, son çözümlemede Sabah tekelinin çıkarlarına hizmet etmiş oldu...
Kırk yıllık olumlu bir meslek geleneğinin, tutarsız gerekçelerle yok edilmesi kabul edilemez. ÇGD’nin bu konuda oynadığı uğursuz rol, bana göre, derneğimizin onurlu tarihinde görülen ilk ciddi sapmadır...


GAZETECİ DE İNSANDIR!
İki yıldır Siyah Beyaz’da editör ve köşe yazarı olarak çalışıyorum.
Bu süre içinde en çok canımı sıkan şey, bayramlarda yazı yazmak oldu diyebilirim.
Gazete çıktığı sürece, siz elbette mesleki görevinizi yapmak zorundasınız!
Ama iş bununla bitmiyor...
Gazeteciler de insan!
Onların da aileleri, yakınları, sevgilileri, çevreleri, toplumsal ilişkileri ve sorumlulukları var!
Bayram günü çalışma zorunluluğu getirmekle, gazetecinin iş yoğunluğunu en az iki kat artırmış oluyorsunuz.
Çünkü bayramlarda bir yandan gazetenize karşı sorumluluklarınızı düşünürken, bir yandan da toplumsal ilişkilerin zorunlu kıldığı geleneksel yükümlülüklerinizi yerine getirmek durumundasınız...
Bunun ne büyük bir strese yol açtığını ise ancak yaşayanlar bilir...


SOYUT ÖZGÜRLÜK NEYE YARAR?
Kâğıt üzerinde herkesin ‘dinlenme hakkı’ olsa da, ülkemizde bu ‘hak’ yaşama geçirilemediğinden, bir türlü gerçeklik kazanamıyor.
Anayasa’mıza göre herkesin ‘seyahat özgürlüğü’ var...
Ama kullanılamayan özgürlük neye yarar?
Özgürlüklerin ete kemiğe bürünmesi, insanların onları kullanabilecek ekonomik güce erişmeleriyle olanaklıdır.
Piar Gallup’un son araştırmasına göre, halkımızın yüzde 65’i hiç tatil yapmıyor!
Yılda bir kez tatil yapabilenlerin oranı yüzde 20.7.
Bunların da çoğu, tatillerini hısım-akrabalarının yanında geçiriyormuş!
Bu verilerin ışığında, Türkiye’de gerçek anlamda bir ‘seyahat özgürlüğü’nden söz edilebilir mi?”


“BAYRAM” GAZETEMİZİ GERİ İSTİYORUZ!
Şaka değil, İsrail devletinin Filistin’e yağdırdığı bombaların gölgesinde habercilik yapıyor arkadaşlarımız…
Her an ölüm tehlikesiyle yüz yüzeler…
İşte bu insanlara birkaç günlük bayram dinlencesini bile çok görüyoruz!
Hayır, biz bu “yeni medya düzeni”ni reddediyoruz!
Gazetecilerin kölelik koşullarında çalıştırılmasını kabul etmiyoruz!
Medya patronları her durumda daha çok kazansın; yatları, katları çoğalsın diye getirilen insanlık dışı bir düzenlemenin artık son bulması gerekiyor!
Dinsel bayramlarda gazete çıkarma hakkı, eskiden olduğu gibi, yalnızca basın meslek kuruluşlarına verilmeli...
Dahası, “en çok sarı basın kartlı üyesi olan” derneklere tanınan ayrıcalık kaldırılmalı, “cemiyet tekeli” kırılmalı, isteyen her basın kuruluşu kendi “Bayram Gazetesi”ni çıkarabilmeli…
Tüm basın meslek örgütlerini, sendikaları, medya çalışanlarını, emekten yana yazarları, 1993 yılında gasp edilen dinlenme hakkımızı geri almak için, hep birlikte, ülke çapında etkin bir kampanya başlatmaya çağırıyorum.
Bayramların gerçekten ağız tadıyla kutlanacağı, “gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan / ekmek, gül ve hürriyet günleri”ne kavuşmak dileğiyle, herkese -artık ne kadar olabilirse- iyi bayramlar…

En Çok Okunan Haberler