BDP CHP deyince...

BDP eş başkanı Selahattin Demirtaş’ın “AKP karşısında “BDP, CHP, ÖDP, EMEP gibi partiler arasında bir ittifak” konusuna değinen sözleri, bayram günlerinin ılıman havası içinde dikkat çekici bir gündem haline geldi.

Sayın Demirtaş ve daha sonra konu hakkında görüş belirten BDP yöneticileri bir ittifak önerisinin söz konusu olmadığını açıklamalarına ve zaten ortada taraflar arasında bir bayram ziyareti dışında bir görüşme de bulunmamasına karşın, bu konunun başta iktidar partisi, yandaş liberaller ve CHP içinde bu konunun bir tartışma ve polemik haline getirilmiş olması siyaset dünyamıza dair önemli bir gösterge sayılabilir.

Sözcüleri tarafından da açıklandı, Kürt hareketi açısından sorunun seçimlerle, üç beş milletvekili fazla kazanıp kazanmamakla ilgili bir mesele olmadığı ortada.

Eğer bu gün ülkemizin en önemli meselelerinin başında yer alan Kürt sorununun bir arada yaşama temelinde çözülmesi isteniyorsa, bunun için her şeyden önce halklar arasında bir toplumsal barış ve rıza ortamına ihtiyaç olduğu da ortadadır. Uluslar arası büyük güç merkezlerinin kendi çıkarlarına dayalı bir anlayış içinde dışardan destekli iktidarların vereceği lütuf veya tavizlerle gerçek bir çözüme ulaşılamayacağı kuşkusuz en çok konunun birinci derecedeki muhataplarınca görülebiliyor.     

CHP
MHP bir tarafa bırakılacak olursa, bu konuda ortadaki en önemli zorluklardan biri uzun bir süredir CHP yönetimi tarafından sürdürülen milliyetçi muhafazakar politikalardır. Böyle bir “CHP fikriyatı”nın, örneğin bundan yirmi yıl kadar önce Erdal İnönü başkanlığında Halkın  Emek Partisi ile bir seçim ittifakı yapmaktan çekinmeyen bir partinin kendisini MHP ile aynı çizgiye sürükleyerek ülkenin önündeki en önemli mesele konusunda politikasızlığa mahkum etmesini bir yana bırakalım. Asıl önemlisi bunca zamandır liderlik tarafından sürekli yinelenen milliyetçi muhafazakar görüşlerin ülkenin her bölgesinde en azından yarım yüz yıla yakın bir tarih kesiti içinde sola yakın bir duruşa sahip insanlardan oluşan CHP tabanı üzerinde etkili olarak, bir arada yaşama doğrultusundaki bir çözüm önünde önemli bir engel yaratmasıdır. Sayın Demirtaş’ın BDP ile CHP arasındaki bir ittifak olasılığından söze etmesi bile, bir süredir içinde bulunduğu konumdan çıkış arayışı/çabası içindeki CHP içinde ciddi bir kriz ve dalgalanma yaratmaya yetmiştir. Bunun sadece kendilerini ilgilendiren bir sorun olmadığı da ortadadır.

 

AKP ve YANDAŞ LİBERALLER
AKP’nin Küresel güçlerin politikaları doğrultusunda izlediği çizginin bütün samimiyetsizliği ve ikiyüzlülüğüne karşın AKP liderlerinin bu konuda kullandıkları liberal demokrat söylemlerin geleneksel sağ kesim içindeki milliyetçi ve tutucu eğilimleri belli ölçüde törpülediğini kabul etmek gerekir.

Tayip Erdoğan’ın kendi iktidar tekelini tehlikeye düşürebilecek bir olasılık karşısında tepki vermesini de kuşkusuz doğal karşılamak lazım. Camdan değil gönülden konuşurken kullandığı “Bu aşırı uçların arasındaki platonik aşk” söylemiyle de, bütün liberal demokrat cilasının altında sakladığı gerçek yüzünün bir dışavurumu.

Benim gerçek liberal aydınlardan ayırt etmek için tercih ettiğim tabirle söyleyeyim, yandaş liberallerin ( ve yandaş solcuların) hem CHP içindeki gelişmeler karşısında hem de bu tartışmalar konusundaki tavırları ise ilginç olduğu kadar öğretici de.

Baykal’a karşı hazırlanan tuzakla birlikte CHP içindeki değişim çabalarını AKP iktidarına karşı derin devletin bir tezgahı olarak değerlendirirken ilgilendikleri tek şey var, AKP iktidarının tehlikeye girebilecek gibi bir durumun ortaya çıkma ihtimali! Bunun için bir BDP CHP ittifakının neden olamayacağı, neden olmaması gerektiği konusunda büyük bir çaba sarfettiler. Aralarında işi Demirtaş’ın BDP CHP ittifakından söz etmesinin bile “Deniz Baykal’a karşı düzenlenen tertibin bir devamı” olarak görecek kadar kendinden geçenler oldu.   Tutarlı olup olmaması, gerçekleşip gerçekleşemeyecek olması bir yana, CHP’nin bu güne kadar izlediği milliyetçi tutucu çizgiden uzaklaşmasının,  Kürt sorununun çözümü için halklar arasındaki toplumsal rıza ve barış ortamının gelişmesi açısından bir katkısı olabilir mi diye düşünmeye bile gerek duymuyorlar.

Nasılsa iktidarda AKP var ve o her şeyi halleder!

“Ağanın uşağı ağadan zalim olur” derler.  Ama biraz ağır bir laf, bu yüzden ben demedim.

En Çok Okunan Haberler
  • Habertürk kanalının Genel Yayın Yönetmeni, TV programcısı ve Habertürk gazetesi köşe yazarı Yiğit Bulut’un kovulmasıyla...
  • Biraz da dilden konuşalım... Bıkkınlık veren “siyasal gündem”den başımızı kaldırıp “Dil
  • 1 Aralık Dünya AIDS gününde bulaşma hızı düşse de halen 35 milyon kişi HIV ile yaşıyor. İnsan bağışıklık
  • “İçeride devlet bakıyor” denir hep. Mahpuslara elektrik faturalarının bile ödetildiği bilinmez.