Ben böyle aşk görmedim

Ben sebepsiz sevmedim. Bu ülke insanının yıllardır havasız bırakılmış kocaman bir evi havalandırmak için pencereyi hep beraber açmaya gayret etmesine tanık oldum. Bir umuda tutunup yıllardır çektiği cefa sona ersin diye seferber olanları gördüm.

Düşeni düştüğü yerden kaldırıp yürümeye devam etmesi için bir el verenlere şahit oldum. Öz yurdunda yabancı, kendi vatanında hain, itibarsız kişi, ikinci sınıf vatandaş ilan edilmeye çalışılanların memleket sevdasına hayran oldum.

Oy kullanmakla kalmayıp kullandığı oy ‘din, iman’ lafını ağızlarından eksik etmeyenlerce çalınmasın diye seferber olanların kararlılığına katıldım. Birbirini hiç tanımayan ama aynı acılardan süzülüp gelmiş milyonların beraberliğine meftun oldum. Kimseye boyun eğmediği için işini, aşını, özgürlüğünü kaybetmiş olanların dimdik duruşuna sevdalandım. Milyonların haklı isyanıyla heyecanlandım, ellerinde yalnızca bir oy kalmış olanların o oya nasıl sahip çıktıklarını görüp umutlandım.

Her şeye rağmen anavatanından umudu kesmemiş olanların çırpınışını gördü gözlerim. Yalanları körü körüne tekrarlayıp, bencil bir inatla, basmakalıp sözlerle, ezber ettirilmiş içi boş sloganlarla, üsten bakan bir kibirle, farklı olanı yok etmek isteyen bir cehaletle, komşusunu düşman bilerek, dava dediği şeyin yalnızca menfaat olduğu gerçeğini kendine bile itiraf edemeyecek kadar zayıf, hilede her yolu deneyecek kadar gözü dönmüş, örgütlenmiş vasatın tahakkümünü yaşayıp yine de pes etmedim. Pes etmeyenlerin gözünde güzel günlere inanmışlığı görüp âşık oldum.

Güzel günlere yürümek isteyenlerin heyecanını hissedip heyecanlandım. Her şeyin bittiğini sananlara, ‘bitmedi sürüyor hâlâ’ diye haykıranların gücünü gücüme kattım. Haksızlığa itirazın güçlü öfkesini iliklerime kadar hissettim. Hem suçlu hem güçlü olmaya çalışanların adına ben utandım. Kadını erkeği, genci yaşlısı, sağlıklısı hastası, işsizi, açı, engellisi, tutuklusu, şiddet görmüşü, yaftalanmışı, kovulmuşu, sürülmüşü, hakkı yenip üstüne bir de pişkince gülünmüşü, görmezden gelinmişi, medeni ölü haline getirilmişi, sesi kısılmaya çalışılıp ekmeği elinden alınmış milyonlarca canın canı burnunda, inancı yüreğinde hakikat için çırpınışına katılıp çırpındım. Ortalama insan ömrüne sığmayacak eziyetlerin bir başına muhatabı olup yüzünden gülümsemesini eksik etmeyen, sızlanmayan, oyunu kullanmak ve oyuna sahip çıkmak için çabalayanların çabasını görüp ağladım. Gözyaşlarımı silip bu ülkenin onurlu, aydınlık, temiz, gururlu ve vicdanlı çoğunluğunu tek tek alnından öpüp herbirine sımsıkı sarılmak istedim.

Son ana kadar kazanan tarafı görmek için bekleyip tarafını sezdirmeyen, konforu bozulmasın diye orta yollu tuhaf yorumlarla denge kollayanları görüp onlar adına utandım. Kolay değildi bizlere yaşatılan. Bizleri bertaraf etmeye çalıştılar. Bir yaramızı sararken bir başkası açıldı, gün gibi parlak bahtımız karartıldı. Evde çocuğuna sağlıklı bir yaşam imkânı sunamayanlar yeniçeri dedelerinin kılıcının turistik kopyasıyla dünyayı kurtarabileceğine inandırıldı.

Turizm, tarım, hayvancılık, endüstri bitirilirken eğitim, bilim, kültür, sanat yok edildi. Yok edici bir aç gözlülükle Cumhuriyet’in tüm kazanımlarıyla kavga edildi, tüm malvarlığı satıp savruldu. Son düzlükte kekle, çayla, börekle ve bolca yalanla ve tehditle kurulu düzenini ilelebet sürdürmek isteyenlerin oyununu bozmaya ant içmiş milyonların çırpınışını gördüm, mest oldum. Yeryüzünde ilk medeniyetlerin kurulduğu topraklarda medeniyetle kavgalı bir güruhun şişirilmiş özgüveninin bir toplu iğnenin ucunda olduğunu gördüm ve bilendim. Bu satırları oy kullanma işleminin sürdüğü Pazar öğle saatlerinde kaleme aldım. Ülkemin insanının demokrasi aşkını gördüm, havadaki değişim rüzgârını hissettim.

Şimdi değişimin önünde durabilecek ne bir kimse ne de bir şey var çünkü değiştirmeye kendinden başladı insanlar. Bu değişimin sonunda dünyaya miras bırakılacak bir direniş ve dayanışma öyküsü var.

Ben sebepsiz sevmedim…

En Çok Okunan Haberler
  • Önce tatil.. Derken İstanbul’a dönüş telaşı.. Ardından, 39.5 ateşle beni sözcüğün tam anlamıyla yatağa yapıştıran bir hastalık.
  • Prof. Dr. Derya Uludüz, “Kahvaltı vermediğinizde çocuğunuz gidip kantinden simit, poğaça, tost yiyor. Bunlar da yarım saat
  • Düşünün ben bir ev hanımıyım. Bir gün eve geliyorum, beyimin altında bir araba. Mersedes S500 filan... Pahalı... Biz ise orta
  • Yani denilebilir ki; görüp korkup uyandığınız bir kabustan farklı olarak, uyku felcini yaşarken uyanmış olmanıza rağmen