Ben o gün ölmüştüm

HÜSEYİN ŞİMŞEK huseyinsimsek@birgun.net @simsekhuseyinn

Türkiye tarihinin en karanlık dönemlerinden birisi olan 12 Eylül 1980 askeri darbesinin üzerinden 38 yıl geçti. Bu karanlık günler Kenan Evren’in Genelkurmay Başkanı olduğu Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, “Bayrak Harekat Direktifi” çerçevesinde 12 Eylül sabahı ülke yönetimine el koyduğunu duyurması ve TBMM’nin feshedildiğini açıklaması ile başladı. Siyasi parti liderleri ve milletvekillerinin yanı sıra yüzbinlerce sivil, cezaevlerinde, cezaevine dönüştürülen kamu binalarında gözaltına alındı. 90 güne çıkartılan gözaltı süreleri boyunca uygulanan işkenceler, işkencede ölümler ve kayıplar bu döneme damgasını vurdu. İnsan hakkı ihlallerinin, işkencelerin, kaçırılma vakalarının ortaya çıktığı günlerde “Sokak ortasında” ve “işkence” sonucu ölümler sıradanlaştı, bu kötülüklerden toplumun tüm kesimleri payını aldı.


1980 askeri darbesi öncesi ve sonrasında kendi deyimiyle “Aydınlık dışındaki tüm Türkiye solu”nun davalarını üstlenen deneyimli avukat İsmail Sami Çakmak, yaşadıklarını 38 yıl sonra BirGün ile paylaştı. Çakmak, “İşkencenin ardından boynumun kırılması sonucu öldüğümü düşünerek Mamak’ta bir tepeye bıraktılar. Ben o gün ölmüştüm. O günden sonra hiç korkmadım, doğru bildiğim yolda daha korkusuz ilerledim” diyor

İşkence bir devlet politikasıydı
12 Eylül mağdurlarının en çok kapısını çaldığı avukatlar arasında yer alan ve özellikle işkence davalarını üstlenmesi ile bilinen avukat Çakmak, o dönemi anlatırken işkencenin “planlı” olduğunun altını çiziyor. Avukat Çakmak, “Ankara’da, Adana’da ve birçok ilde işkence davalarını takip etmek için sürekli yolculuk halindeydik. Bedelini de çokça ödedik. İşkenceye karşı çıkıyorsan kendin de işkence göreceksin. Çünkü işkence çok yaygındı ve planlı yapılıyordu. İşkenceyi, ‘devlet’ yapıyordu. Buna rağmen birkaç davada işkencecileri mahkum ettirdik. Tek kazanımımız da buydu” diyor.


‘Boynu kırıldı,öldü bu’
“İşkenceleri engellemeye gücümüz yetmiyordu belki ama karşı çıkmak zorundaydık. Kavgasını verdik” diyen avukat Çakmak, karşı çıktığı işkenceye askeri darbenin ardından kendisi de maruz kalmış. Çakmak, iki kulak zarının birden patlaması sonucu işitme kaybına uğramasına neden olan işkenceyi şöyle anlatıyor:

“Bir gün evime geldim ve kapıyı açmaya çalıştım. Oysa polisler çoktan açmış ve içeri girmişlerdi. Beni ekip arabasına götürdüler. Orada iyice dövdüler. Boynuma doğru vurduklarında sertleşen boynumdan bir çıtlama sesi geldi. O an kendimi bıraktım ben de. Kendi aralarında, ‘boynu kırıldı, öldü bu’ deyip Mamak ilçesinde bulunan Hüseyingazi yoluna attılar. Ben o gün ölmüştüm” diyor ve ekliyor, “Ben o günden sonra hiç korkmadım, daha korkusuz ilerledim.”

Mamak Cezaevi’nde bir ay
Öldü sanılarak Mamak’ta yol kenarına atılan avukat Çakmak’ın o gün iki kulak zarı birden patladı. İşitme cihazı kullanmaya başlayan avukat Çakmak, bir ay da Mamak Özel Askeri Cezaevi’nde “gözaltında” tutulduğunu anlatıyor. Mamak Cezaevi’nde birlikte kaldığı müvekkillerinin kendisine “iyi baktıklarını” anlatan Çakmak, “Ablam beni görüşe geldiğinde en çok, yanımdaki tutuklu arkadaşımın, ailesine beni, ‘avukatım’ diye tanıtmasına gülmüştü” diye anlatıyor.
Mamak Cezaevi’nde işkence görmediğini fakat başkalarına yapılanlara şahit olduğunu belirten avukat Çakmak, “Jandarmalar gelip siyasi suçluları teslim ediyor ve kim olduklarını da özellikle söylüyordu. Gardiyanlar da eziyet amacıyla verdikleri talimatlara uymayan bu mahkumları feci şekilde dövüyordu. O dönemde sağcı mahkumların cezaevinden kaçmasını fırsat bilen cezaevi idaresi, solcu mahkumların üzerine ateş dahi ettirmişti” diyor.


“Başçavuşa ‘başçavuş’ dedim diye yargılandım”
Askeri darbe sonrasında mahkemelerde zorlu süreçlerden geçtiklerini de anlatan avukat Çakmak, “Yaptığım savunmalardan dolayı çok sayıda dava açıldı. En unutamadığım ise, başçavuşa ‘başçavuş’ dediğim için açılan davaydı” diyor. Avukat Çakmak, o yargılamayı ise şöyle anlatıyor:

“Mahkemelerde savunma amaçlı ağzımızdan çıkan çoğu söz suç oluyordu. Bir mahkemede, müvekkilimin gözlüğe ihtiyacı vardı. Ben gözlük vermek için, başka bir avukat arkadaş da belge vermek için mahkeme başkanından izin istedik. Mahkeme başkanı izin verdi ancak daha elimizdekileri iletemeden ellerini arkada bağlamış bir başçavuş, başkana bağırarak, ‘O eşyaları vermeniz yasak. Eğer verirseniz ben geri alırım’ dedi. Mahkeme başkanı da bunun üzerine ‘yasakmış’ deyip kararından döndü. Daha sonra sanık savunmaları bittiğinde ve avukatların son söz sırası geldiğinde talepte bulunmayacağımı söyledim. Mahkeme başkanı şaşırarak neden talebimin olmadığını sordu. Ben de kendisine daha bir gözlüğü verme kararını bile alamadığını, tahliye kararını hiç alamayacağını ilettim ve ‘mahkemeyi başçavuş yönetiyor’ dedim. Bunu dediğim için ayağa kalkan savcı, başçavuşa ‘başçavuş’ dediğim için ‘orduya, mahkemeye ve savcıya’ hakaret ettiğimi öne sürdü. Uzun süre yargılandım. Sıkıyönetim sona erdikten sonra çıktığım ilk duruşmada beraat ettim.”

12 Eylül’de mesleğini sürdüren ve birçok insan hakkı ihlalini ortaya çıkaran, o dönemde işkence suçundan birçok polisin hapis cezasına çarptırılmasını sağlayan avukat Çakmak, mevcut yargı sisteminin durumuna da değiniyor. 12 Eylül’de her şeye rağmen birçok hakimin yeri geldiğinde “beraat” yeri geldiğinde “tahliye” kararını verebildiğini, delillere göre işlem yapılmaya çalışıldığını ifade eden Çakmak, “Tek adam tarafından seçilen yargıçların bu dönemde bağımsız karar almaları mümkün değil” diyor.

***

12 Eylül’ün karanlık bilançosu


12 Eylül günü ülke yönetimine el koyan TSK’nin Genelkurmay Başkanı Org. Kenan Evren, Milli Güvenlik Konseyi üyeleri ile böyle poz vermişti. ​

12 Eylül askeri faşist darbesinin kanlı bilançosu “resmi rakamlara” göre şu şekilde:

► 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.

► 7 bin kişi için idam cezası istendi. 517 kişiye idam cezası verildi. 49 kişi idam edildi.

► Cezaevlerinde 299 kişi öldü. 171 kişinin “işkence”de öldüğü belgelendi.

► 16 kişi kaçarken vuruldu.

► 74 kişi çatışmada öldü.

► 73 kişiye “doğal ölüm” raporu verildi.

► 43 kişinin “intihar” ettiği bildirildi.

► 14 kişi açlık grevinde öldü.

► 650 bin kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanların tamamına yakını işkence gördü.

► Sıkıyönetim mahkemelerinde 230 bin kişi yargılandı. 210 bin kişiye dava açıldı. 71 bin 500 kişi “düşünce suçu” kapsamında, TCK’nin141, 142 ve 163. maddelerden yargılandı.

► 1980-88 yılları arasında 9 bin 508 kişiye sivil mahkemelerde dava açıldı.

► 98 bin 404 kişi “örgüt üyesi” olarak yargılandı. 21 bin 764 kişi “örgüt üyeliğinden” hüküm giydi.

► 1990’a kadar toplam 644 cezaevinde 52 bin hükümlü-tutuklu kaldı.

► 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı.

► 388 bin kişiye pasaport verilmedi.

► Tüm grevler yasaklandı.

► 23 bin 700 dernek faaliyetten men edildi.

► 31 gazeteci cezaevine atıldı. Gazetecilere 4 bin yıl hapis cezası istendi. Cezaevlerindeki gazeteciler toplam 3 bin 315 yıl 3 ay ceza aldı. İstanbul’daki gazeteler 300 gün yayın yapamadı. Yalnızca 1989’da 16 günlük gazeteye 394 dava açıldı.


► 39 ton gazete, dergi, kitap yakılarak yok edildi. 40 ton yayın yok edilmek üzere depolarda bekletildi.

► 927 yayın yasaklandı. 927 film “sakıncalı” bulunarak yasaklandı.

► 30 bin kişi işten atıldı. 3 bin 854 öğretmen, 120 akademisyen işlerinden ihraç edildi.

► 1402 Sıkıyönetim yasasına göre 18 bin 525 işlem yapıldı.

►Hakkında işlem yapılan memur sayısı 7 bin 245. Hakkında işlem yapılan güvenlik görevlisi sayısı 988. Hakkında işlem yapılan mülki amir sayısı 35. Hakkında işlem yapılan hakim-savcı sayısı 47. Bölge dışına sürülenler, 7 bin 233.

Görevlerine son verilenler, 4 bin 891

► Dosyası Meclis’te bulunan idam hükümlüsü sayısı 259.

1980 – 1985 yılları arasında...

► 22 bin 912 kişiye 0-1 yıl ceza verildi.

► 10 bin 784 kişiye 1-5 yıl ceza verildi.

► 6 bin 186 kişiye 5-10 yıl ceza verildi.

► 2 bin 396 kişiye 10-20 yıl ceza verildi.

► 939 kişiye 20 yılın üzerinde ceza verildi.

► 630 kişiye müebbet hapis cezası verildi.

► 420 kişiye ölüm cezası verildi.

1982 - 1988 yılları arasında...

► 9 bin 962 kişi işkence soruşturma veya dava açıldı.
n İşkence yaptıkları suçlamasıyla yargılanan güvenlik görevlisi sayısı sadece 544 ile sınırlı kaldı.

***

12 Eylül Darbesi Davası ‘zamanaşımı’ndan düştü!

AKP’nin ‘hesaplaşacağız’ diyerek şova çevirdiği 12 Eylül Askeri Darbesi davasının üstü Kenan Evren’le Tahsin Şahinkaya’nın ölümleri gerekçe gösterilerek kapatıldı. Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi 4 Mayıs 2017 tarihinde, 12 Eylül 1980 askeri darbesine ilişkin dönemin Genelkurmay Başkanı, 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren ile Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Ali Tahsin Şahinkaya’nın yargılandığı davanın sanıkların ölmeleri nedeniyle düşürülmesini kararlaştırdı. 2010’da yapılan referandumla 12 Eylül darbesinin sorumlularının yargılanmasının önü açılmıştı. Kenan Evren 9 Mayıs 2015’te, Ali Tahsin Şahinkaya 9 Temmuz 2015’te hayatını kaybetmişti.

En Çok Okunan Haberler