Beraber rakı içmeyi beceremediğim tek halk: Mayalar

Chiapas neresi bilir misiniz? Fakir Meksika’nın en fakir eyaleti. Bana sorarsanız en önemli özelliği de Zapatistalar filan değil. En önemli özelliği dünyanın en kibar insanlarının yaşadığı yer olması.

Bir örnekle anlatayım. Kaldığım küçük otelin şirin sahibesinin adı Carolina’ydı. Carolina, külüstür arabamı biraz ileride bir akrabasının evinin bahçesine park ettiriyordu güvenli olsun diye. Zaten San Cristobal içinde araba pek lazım olmuyordu. Lakin lazım oldu. Ben de düz yolda kaybolan birisi olarak bulamayacaktım arabanın olduğu yeri tabii… Arabayı almaya beraber gittiğimizde garaj kapısının önüne başka bir araba çekmişti. Carolina, sanki kendi suçuymuş gibi benden defalarca özür diledi. Daha doğrusu özür dileme olduğuna emin olduğum sesler çıkardı. Ben de ona bunun manasız olduğunu, çünkü bir kabahati olmadığını anlatan sesler çıkarmaya çalışarak aynı yönde el kol hareketleri salıverdim bir yandan. Carolina, civar esnafa “bu araba sizin mi” diye sordu. Bulamadı sahiplerini. Sonra, iki tane yağız Meksika delikanlısı, ellerinde kolalarla bir yerlerden geldiler ve bizim onları beklediğimizi görür görmez pek utandılar. Karşılıklı özür dilediler. Ek olarak oğlanlar Carolina’ya nezaketinden dolayı defalarca ve mahçup bir şekil teşekkür ettiler.

Dönüyoruz, tutun ki olay İstanbul’da geçiyor. Araba fark edilince sahibine güzel bir küfür edilir. Sonra silecekleri kaldırılıp homurdana homurdana civara bulunulan yerden gelişigüzel bağırılarak “Bu araba hangi saygısızın bıy bıy” çığırılır. Sonra elinde kola olan iki kişi dönüp hiç bir günahları yokmuş gibi bir eda ile “Kardeşim uyumaya mı gittik, bi kola aldık geldik töbe töbe” der. Sonra bizimki “Bak bi de üste çıkıyor töbe töbe” der. Bol “töbe töbe”li bu senaryo tabii kavgayla, yaralamayla ve dahi taraflar yeterince manyaksa ölümle bile sonuçlanabilir. Abarttım mı? Hayır. İstanbul’da niye kavga edilir ki? Kız meselesi, park etme, yol alma, omuz atma filan gibi ulvi durumlardan mütevellit anlaşmazlıklar, genellikle annelerin de işin içine karıştırıldığı tumturuklu küfürlerle ve akabinde sallanan yumruklar ve yardımcı malzemelerle çözülür.

Ben, San Cristobal’in pek çok köşesinde rakı içtim. Parkta rakı içerken bizi uyarmaya gelen polis bile aşırı nazikti. Tabii oradaki solcu arkadaşlarım aynı kanaatte değillerdi. Bilemem.

Chiapas’ın malumunuz yarıya yakını Maya yerlisi. Maya köyü dediğimiz yerleri sakın ola ki belirli bir standart dahilinde bulunan / görünen yerler zannetmeyin. Buralar birbirinden epey farklı yapıda yerler. Konuşulan diller bile aynı temelde olsalar da farklı birbirinden. Bir köyle “Şerefe” demeyi öğreniyorsunuz, gidiyorsunuz bir diğerine, şerefe olmuş körefe. Zaten kitle iletişim araçları yardımıyla yayılmayan, gazetede yazmayan, TV’de konuşmayan diller genellikle böyle bir mikro lokallikte ayrışırlar. Bizim oralarda bile dip dibe olan Arhavi lazcasıyla Fındıklı lazcası arasında farklar vardır.

Maya yerlileri de kendi yaptıkları “poş” dedikleri bir içki içiyorlar, bana sorarsanız saf alkol, onlara sorarsanız güzel bir içki. Mayalar harikulade insanlar. Ben bu Marduk zırvaları zirvedeyken oradaydım, hani Maya takvimine göre dünya çökecekti borsa bile çökmedi, o işte. O vakit bu Maya yerlileri epey gülüyorlardı bu Marduk’a. Gittiğimiz bütün Maya köylerinde bizi hemen buyur edip, metil alkolden ibaret yapma içkilerini ikram ettiler. Molotof kokteyli gibi görünen şişelerde, yani buruşturulmuş kağıtla kapatılmış çeşit çeşit şişelere dizilmiş çoook miktarda alkol heryerde ve elbette midelerdeydi. Neyse bizim rastladığımız eğlenceli Maya köylüleri çok pis içiyordu. Bir kere -hele festival zamanında o 70 yahut 80 derece olan sert ve sefil içkiyi meşrubat gibi tüketiyor, karaciğerlerinin canına okuyorlardı. Ve her nasılsa rezalet de çıkmıyordu. Bir de bizim rakıya yaptıkları muamele çok kalp kırıcıydı. Bir litrelik Yeni Rakı’nın beş kişi arasında filan bitmesi beş dakika sürmedi. Yalvarmama rağmen içine su koyduramadım. “Niye su koyuyorsun, bu zaten hafif” dediler bizim 45 derecelik rakıya. Gel de anlat, “ama bunun ritüeli var, yavaş yavaş içeceksin, meze yapacaksın, ağzında yuvarlayacaksın” ben daha ri demeden şişe bitmişti.

Asıl konumuza Zapatistalara gelemiyorum bir türlü. En iyisi sadece ziyaret ettiğim Zapatist otonom izlenimlerimi anlatayım. Chiapas ne kadar güzel olursa olsun, Zapatist otonomunda herşey farklı. Derhal kültürel, coğrafi, atmosferik ve politik bir kontrast yaşadık. Çok acayip bir sis vardı. Görüş mesafesi 30 ila 5 metre arasında değişiyordu. Sapır sapır da yağmur başlamıştı. Tuhaftır, ilk Roboski ziyaretime benzettim bu durumu. O vakit de aynı sis pus ve gizemli hava vardı. Ama tabii Roboski’deki hava gizemliden çok hazindi. Malum sebeplere.

Zapatist karakolun sınırında hepimizi bir heyecan bastı. Öyle ya, yıllardır kulağımıza en samimi gelen, 15 bin kilometre öteden kendimize göre takip ettiğimiz devrimci hareketin neye benzediğini yakından görecektik.

Malumunuz, hepi topu 11 günlük silahlı mücadeleden sonra 20 yıldır mantar tabancası bile sıkmamış bir hareket Zapatist hareket. Güçlerini sahiciliklerinden ve halk desteğinden alıyorlar bugün. Yoksa sefalet içindeler. Isınma dertleri vardı ve sabah akşam kurufasülye yiyorlardı.

Meksika silahlı kuvvetlerinin üçte biri Zapatistler sayesinde Chiapas’taydı o vakit. Hala öyledir eminim. Devletin yaptıkları bu kadar da değil hiç kuşkusuz. Lakin bu detaylar bu yazının işi değil. Şu anektod, Zapatistlerin barışçıllığını güzel anlatır kanaatimce. Mücadelenin ilk yıllarında yakalanan bir işkenceci general, halk mahkemesine çıkarılır. Ve hayatının sonuna kadar halkın arasında utanç içinde yaşamaya mahkum edilerek serbest bırakılır.

Chiapas Maya yerlisi Zapatistler kontrol noktasında pasaportlarımızı aldılar ve kayıt ettiler. Maskeleriyle asla ürkütücü değil, hatta çok samimilerdi. Çok sıcaklar ve yorgunlar. Herşey derme çatmaydı. Ama o derme çatmalıkta müthiş bir estetik vardı. Heryer boya, resimdi. Sıradan bir Google aramasıyla Zapatist sanatın harikulade örneklerini görebilirsiniz. O estetik, inanç, umutlu yüzler ve samimiyet yaşanan sefaletin bütün negatif etkilerini alıp götürüyor olsa gerek. En azından biz yumuşak yataklar sahibi ziyaretçilerin gözünde.

İnşaat tahtasından yapılma öğrenci yatakhanelerinde kalabalık gruplar halinde kalan eğlenceli öğrencilerin kıkırdaşmasının ardından bilumum, eğitim, kültür, tarım ve sair işlerin koordinasyon yerlerini gördük. Tamamı süper grafiklerle donanmış derme çatma kulübelerdi bunlar. Gururla anlattıkları ortaokul kadar fiesta alanı da etkileyiciydi.

Ha, bir teferruat daha. İçeride Subcommandante Marcos’un (yahut Delegado Zero) tek bir fotoğrafını, resmini görmedik. Her yer Emiliano Zapata ve Che gibi devrimcilerin harikulade resimleriyle, fotoğraflarıyla doluydu. Fakat Marcos yoktu. İstemiyormuş. Bizzat rica etmiş.

Velhasıl nereden çıktı bütün bunlar?

Bugün dünyanın en önemli devrimcilerinden, Meksika devriminin mimarı, Zapatistalara ilham veren, Subcommandante’nin Commandante’si Chiapas’lı Emiliano Zapata’nın hükümet güçlerince 39 yaşında katledilişinin yıldönümü.

Kadehlerimiz Zapata şerefine. Maya yerlileri diliyle söylersek: Tameşket

En Çok Okunan Haberler